Gönderi

Ağustos Ayı Hikaye/Deneme Etkinliği
Paydos Sireni Resim: 2. hizliresim.com/zMJD76 Paydos sireni bozulmuş dün. Her bölümün başına birisi geçmiş paydos diye bağırıyor. O bile dayanamadı bu ortama. Haftaya 14 yılım bitecek burada. Salih Amca 31 yıldır burada. Hamit benimle geldi hemen hemen- o kaza nedeniyle altı ay uzak kalmasaydı o da 14 yıllık olacaktı. Gençler de var tabi. Hepimiz paydos sirenini bekliyorduk, o bağırtıları duyunca bir gülme aldı haliyle. Fazla gülmüyor insan buralarda. Her akşam çıkıyoruz paydos düdüğüyle fabrikadan. Hep beraber yollanıyoruz evlere. 4602 gündür aynı insanlarla aynı yere yürüyorum ben de. 8114 gün daha devam edeceğim biraz para ile beni sepetleyecekleri güne dek. Evet her gün saat tam altıda ömrümüzün on iki saatini daha kaybetmiş olarak yürümeye başlıyoruz fabrikadan evlere. Yürürken ara sıra arkama bakıyorum umutsuz yüzlerce insan. Zombiler gibi ağır ağır geliyorlar benimle. Hepsinin yüzünde hüzün, hepsinin yüzünde çaresizlik. Hep böyle olacağının bilincinde yüzlerce surat bilinçsizce yürüyorlar yarın sabah aynı saatlerde geri dönecekleri bu yolda. Evde bekleyen oğlum ve karım. Gerçekten beni mi bekliyorlar yoksa yemeği mi ben gelince başlayacak? Seviyor muyum onları? Kim sevmez ki ailesini, oğlunu, karısını? Her şeyim onlar, her şey onlar için zaten. Onlar için çalışıyorum bütün gün. Onlar için sabahın köründe kalkıp onca yolu yürüyorum. Onlar için verdim ömrümün 14 yılını. Onlar için durmadan çalışacağım 8114 gün 97368 saat daha. Onlar olmasaydı... Salih amca önümde yürüyor, yaşlı adam – emekli olacaktı geçen sene. Kızı okulu bitiremedi ama. Karısı da mutfağı yenileyecekmiş. Hadi iki yıl daha çalışayım tamam diyor. Oğlanı everdik, kızı da mürüvvetine erdirirsek bırakacağım artık diyor. O yüzündeki bir anlık sevinç umutsuzluğa bırakıyor yerini hemen. Biliyor çünkü hastalık filan olmadan bırakamayacağını. Yenge izin vermez kolay kolay. İnsanlar ayrılmaya başladı yavaş yavaş aramızdan, yaklaştık çünkü ilçeye. Kimse mi sevinmez eve gidiyor diye? Hamit'e bakıyorum. Eskiden ara sıra espriler yapardı dönüş yolunda. O kazada iki parmağını kaybettikten sonra o da put gibi dönüyor eve. Onu bekleyen yok ama. Karsı terk etti kazadan sonraki yıl. Gidip geliyor her gün ama neden çalıştığını bilmiyor. Al işte Salih amca da geçti evine. Ömrünü verdi bu fabrikaya. Ne için? Her gün burada ömrümüzün sonuna doğru adım adım yürüyoruz. Biliyorum, on yıl sonra da burada olacağım yirmi yıl sonra da . Belki bir kolum olmayacak ama ben olacağım. Başka çarem yok çünkü. Yok mu gerçekten? Akşam ezanı okunmaya başladı, çağırsam mı yemeğe Hamit'i. Sever aslında çocuğu, ama ona haber vermeden çağırırsam kızıyor. İki kuruş para kazanıyor muşum da, elaleme yediriyormuşum da. Haftada bir rakıma bile laf ediyor. Hamit kusura bakma koçum.O da el sallayıp ayrıldı zaten. İçim gidiyor parmakları görünce. Geldim işte, dağıldı herkes zaten. Bir gün daha sona erdi. Şimdi kapıyı çalacağım ve beni sevdiğine inandığım insanların o sahte gülücüklerine cevap vereceğim yine. Beni beklediklerini söyleyecekler, yemeği yeyip televizyonun karşısına oturacağız. Aptal yarışmaları seyredeceğiz her zamanki gibi. Ve yine kafamızda birbirimiz hakkında binlerce farklı fikirle sırtımızı dönüp yatacağız sabah gelip çevrimime tekrar başlayana kadar. Böyle olacak hayatımın sonuna kadar, git-gel-gül-yat. Ne yapmam gerekiyor peki,? Ne yapabilirim ki zili çalmaktan başka? Nasıl çıkabilirim bu çarktan? - Hoş geldin tatlım - Yaşasın babam gelmiş - Merhaba canım, çok yoruldum bugün. Sen ne yaptın bugün oğlum? - Hadi soğutmadan oturalım yemeğe
Etkinlik
··
34 Gösterim
8 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Eline sağlık, çok hüzünlü aslında ama neşe de oluyor içinde sen yazınca.. Resme de çok güzel uymuş yazı, sakallı bıyıklı amcalar modunda. Günlük sıradan rutine bağlasak hayatımızı iyi biriydi derler değil mi, hele de mevkili makamlı bir sıradanlıksa bazen heykelini bile dikiyorlar. Hatta yıllarca mahalleyi süpüren emektar çöpçü amcanın bile heykelini dikmişlerdi yıllarca temizlediği sokağa, bir bakıma ölümsüzleşmişti böylece. İşsiz olunca da burun kıvırıyor insanlar, sonra bunlardan bir kısmı da ayıla bayıla roman ve diğer edebiyatı işte okuyor, hiç düşünmeden bunların pek çoğunu işsizlerin yazmış olduğunu hatta bu sayede yazabilmiş olduğunu. Emektar babalar olmasa tabi bunca hayırlı ya da hayırsız evlat yetişemezdi, hem hayatın dinamikleri de oluşamazdı bu türlü çeşit evlatlar olmasa. Babayı mı beklerlerdi sofrayı mı tabi bu da önemli insan bu acıkıyor nihayetinde. Herkes kendi çilesinden memnun gibi ayrıca. İkiyüzlü bir varlık bu insan hep olanı bırakıp olmayanı tasarlıyor ama adım atmaya gelince kıvırıyor. Neyse teşekkürler yazı için, gereksiz uzattım sanırım, çoluk çocuk yok bende hep ondan bu gevşekliğim.
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Çok teşekkürler, aslında hiç yazamam böyle yazılar- ama baktım hala yazılmamış hiç bir şey resme mecbur hissettim kendimi. Ben eklemiştim çünkü bu resmi yazan olur diye, başka Munch tabloları da vardı güzel. Benim günlük rutinim hikayedeki gibi, ya da resimdeki gibi değil ama bir şekilde tabiyim yine standart koşullara. Bencillik her yerde var, ben nispeten yakın zamanda emekli olacağım için rahatım ama. Bırakma gibi bir durumum yok aileden ötürü. Ama kaybettiğim bir çok şey de var mesela sana kıyasla. Yaşayamadığım örneğin. Dediğin gibi işsizler yazıyorlar dünyayı, köleler de okuyup özeniyorlar sadece. Gevşek olmak güzel şey bence. Senin bambaşka, belki çok daha büyük sorunların vardır belki. Ama buradan bakıldığında en azından, özgür olmak güzel şey :)
Rutin... Resme çok uymuş. Elinize sağlık...
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Öyle, teşekkürler :)
Etkinliğin en dokunaklı hikayelerinden biri olmuş. Resim ile ilişkisi tam kararında... İster fabrika olsun, ister plaza fark etmiyor... Mesela plazalarda paydos sireni yok belki... Servis saati var... Yürüyüş yolu aynı ama, yapılan kuru sohbetler, yorgun argın eve gidip ertesi günü beklemek... "Başka çarem yok çünkü. Yok mu gerçekten?" İşte kilit soru bu... Henüz cevabını bulamadık:) Ellerine sağlık Erhan...
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Anladım, ben yine de özür dilrim. Allah rahmet etsin.
Gözüme kestirdiğim bir kaç resimden biriydi bu. Hatta ilk gördüğümde Germinal'deki maden işçilerini anımsattı bana. Siz de bu resme yazılacak en uygun hikayeyi yazmışsınız. Her zamanki gibi güzel ve etkileyici olmuş elinize sağlık. :)
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Teşekkürler, aslında etkinliğe uygun değil de sırf resime uydurmak için yapılmış bir şey oldu:)