Öncelikle şunu ifade edeyim ki, yazar hakkında hiçbir bilgim yok. O yüzden olumlu ya da olumsuz fikre sahip değilim. Sadece takip ettiğim kitaptı ve kampanya dolaysıyla daha ucuza almıştım ve fırsat bugüneymiş diyerek kitabı okumaya başladım. Sondan başlayarak şunu söyleyebilirim: Okunabilir bir kitap. Tavsiye ederim.
Ama içeriğe girdiğimizde bazı kısımlar gerçekten anlaşılır bir şekilde ifade edilmişken özellikle AKP dönemi için hem eleştiri yapılmış hem de başka çare yok tarzında bir ifade ortaya
çıkmış gözüküyor. Olabilir o da yazarın kendi görüşü.
Kitabı okudukça ileriki yıllarda bir "aldatıldık", "kandırıldık" edebiyatı yine devreye girebilir. Yazar bunu şu şekilde ifade
ediyor: "Erdoğan yalnız, çevresi onu anlamıyor ve yanlış bilgi veriyor..." Peki o çevresi değişiyor mu, bunu bilmiyoruz. Değişmiyorsa niye değişmiyor?
Yazar kendini bazen Erdoğan'ın yerine koyarak bir çeşit niyet okuma da yapıyor.
Kitap 1996 yılında Erbakan'ın Pakistan'a yaptığı resmi ziyaretle başlıyor. Okudukça yazarın da o heyette olduğunu ve 'danışman' olarak görev yaptığını öğreniyoruz. Öznel ifadeler olduğu için kendi düşünce ve eylemlerini haklı görme hakkı kendinde var. D8 oluşumu, ona karşı verilen tepkiler ve sonunda Erbakan'ın siyasi olarak iktidardan düşürülmesinin arka planında yapmak istediği bazı ekonomik hamlelerin, küresel güçlerin hoşuna gitmemesi, sonun başlangıcı olarak sayılabilir diyerek bir pencere açıyor.
Temel nokta, parayı basan ve yöneten güçlerle bunlara karşı gelen kişi ya da devletlerin başlarına neler gelebileceğini anlatması. Evet, FED özel banka, parayı basar Amerikan devletine satar. Hatta Kennedy bile bunların yüzünden öldürülmüş şeklinde yazılmış kitaplarda mevcut. Kitapta yazmasa da buna benzer daha onlarca olay da var. Hatta yeni bitirdiğim Wall Street ve Amerikan Yüzyılının Çöküşü
kitapta çok da ayrıntılı ve kaynak belirtilerek yapılan açıklamalar var. FED'in tarihinden tutunda, yönetim yapısı ve iktidarları (sadece ABD'de de değil, diğer yerler için de geçerli) nasıl elinde oynattığına kadar çok sayıda bilgiye erişebilirsiniz.
Anlatım akıcı, sürükleyici ve herkesin anlayacağı şekilde olduğu için kitabın okunup, anlaşılması daha kolay.
Örneğin "Hazine bonosu ihraç etti (s:47)." Bunu güzel bir şekilde açıklamış. Anlatımın bu şekilde basite indirgenmesi
konunun anlaşılması açısından oldukça önemli.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası isminin nereden geldiği ve 'cumhuriyet', 'cumhuriyeti' arasındaki farklı anlatması
çok anlaşılır.
Kitapta çok fazla olay olduğu için konu içinde geçişler çoğu zaman kısıtlı veya yok. Her şeyi anlatayım edasıyla
bazı şeylerin anlatılması yapılırken bazen de arka plan gözardı edilmiş. Bunu da sayfa sayısına bağlıyorum. 200 değil de 400
sayfa olsaydı bazı olaylar tam olarak anlatılabilirdi. Sayfa sayısı kısıtlılığı verilmek istenen iletiyi tam olarak verememiş ama anlatılmak istenen şeyleri bir nebze de olsa ifade etmiş gözüküyor.
1990'lı yıllardaki AÖF İktisata Giriş dersinde dünyadaki merkez bankaları anlatılırken 3 tip oluşumdan bahsedilirdi.
1. Tamamen özel. Amerika FED örneği. 2.Tamamen kamu. Eski SSCB, Küba, Çin, K.Kore gibi. 3.ise Türkiye'nin de içinde
bulunduğu Kamu-Özel sektör oluşumu. Yani merkez bankaların da hem kamunun (yani hazine-devlet) hem de özel sektör (yani bankalar) hisseleri oranında söz sahibi. Ama egemen güç yine Türkiye örneğinde kamunun payı.
Tabi bu araştırma-inceleme kitabı ya da ders kitabı olmadığı için bazı kavramlar tam oturmuyor. Merkez bankasına
sözümüz geçmiyor. Peki ne yapalım? Oturup ağlayalım mı yoksa herşeyin değiştirildiği bir yer de (hatta gecenin bir vaktinde özel kanunlar çıkartıldığı bir dönem de) buna nasıl müdahele edilemiyor. Bunun cevabı yok. Sadece böyle...
Yazılacak çok şey var. Ama genel olarak bilgilendirme amaçlı, konuyu anlatması devamında verdiği örneklerin basitliği, uygunluğu kitabın okunurluğunu daha da artırıyor.
AKP dönemini ise çok basit ve hızlı bir şekilde geçilmiş. "Yalnızlık" üzerine bir kurgu oluşturup, çevresinin bile onu anlamadığı ve yanlışa sürüklediği ifade ediliyor.
Kitapta sevmediğim kısım ise yazarın "niyet okuma" ile yaptığı "zorlama yorumları". Bu tarz ifade sanki "ben buradayım", unutmayın gibi geldi bana. Çok fazla bir şey yazmadan burayı da kısa kesiyorum.
Olumsuz gördüğüm nokta ise yazarın yaptığı alıntılara kaynak göstermemesi. Örneğin 39.sayfa da bulunan Woodrow Wilson'a atfedilen cümleler. Dipnot ve kaynak verilmeyen kitabın notunu kırıyorum. Çünkü o alıntıyı nereden almış belki gidip o kitabı alıp ben de okuyacağım.
İkincisi ise yayınevine: Kitabın kapağında kullanılan resimler kimlere ait. Burada da başka bir niyet okumamı var. İç sayfada kapakta kullanılan resimler şunlar, bunlar diye açıklama da yok.
Ezcümle: "Niyet okuma", "Zorlama yorumlar", "Ben de varım"ları çıkartığımızda özellikle konuyu anlatım tarzı itibarıyla güzel çalışma olmuş.
AKP dönemini Erbakan'la kıyasladıktan ve Erbakan'ın "boyun eğmediği" için iktidardan indirildiğini ifade ederken, AKP'nin önce küresel güçlere boyun eğdiğini sonra müstakil bir şeyler yapmaya çalıştığını ifade ederken yine küresel güçlerin sarmalına girdiğini kendi ifade ediyor. Esasında bir şeyler yazmaya çalışsa da ya kendisinden ya çevresinden kaynaklı (bu da benim niyet okumam) bazı şeyleri yazmamış.
Borçlanma ekonomisinin ülkelere neler yapabileceğini gösteren bir örnek Türkiye. Borçlanarak kalkınma nasıl gerçekleşebilir?
Anıların hem siyasetle hem de ekonomiyle yoğrulmasını okuyacağız.
Kitap içinde çok altın geçince uzun zamandır elimin altında olan Paul Erdman'ın "Altın Dosyası" isimli kitabını okumaya başladım. Eski bir bankacının para, altın, siyaset dünyasına dair gerçek olayların roman olarak kurgulanmasına bir bakayım dedim.
#34612171
29-30/09/2018 tarihinde okunup, notlar çıkarıp, kısmi inceleme yazılmıştır. İyi okumalar.