256 syf.
·4 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 31. kitap oldu. Sanırım yavaş yavaş serinin yayımlanan son kitabını yakalayıp İthaki ile beraber gidebileceğim. Henüz önümde okumam gereken 9 kitap daha var; ama 2019’un ilk yarısında İthaki ile aynı düzlüğe çıkacağım gibi görünüyor.

Kitap hakkında ilk olarak vermek istediğim bilgi, Frankenstein’ın bugünlerde 200. yaşını kutluyor olduğudur. Nice 200 senelere Frankenstein…

Vermek istediğim ikinci bilgi ise, kitabın yazarı Mary Shelley’nin, Frankenstein’ı 18-19 yaşlarında yazmaya başlamış olduğu ve 20 yaşındayken, 1818 yılında, kitabın yayımlandığıdır. Gerçekten de oturup düşünüldüğünde inanılmaz bir başarı olduğu hemen fark ediliyor. Zira birçok filme konu olan, içerisinde yer alan korku dolu bölümlerle mistik hava birlikte düşünüldüğünde 18-19 yaşlarındaki bir insanın böyle bir öykü kaleme alması kesinlikle takdire şayan.

Üçüncü bilgiyi de verip kitabın konusuna geçeceğim: Sanılanın aksine Frankenstein bir yaratığın adı değil, yaratığın yaratıcısı olan Victor Frankenstein’ın soyadıdır. Açıkçası ben de Frankenstein’ı yaratığın ismi olarak biliyordum; ama kitabı okuyunca bu yanılgıdan kurtuldum.

Kitabın konusuna gelirsek, Victor Frankenstein isimli bir adam annesinin ölümünden sonra büyük bir üzüntü duyar ve yaşam ile ölüm konularında bilimsel araştırmalar yapmaya başlar. Bu araştırma uğruna evini ve ailesini bırakarak Almanya’ya yerleşir ve doğa bilimleri dersleri alır. Bilim insanlarının önemsemediği bir takım kitaplarda yaşam ve ölüm konularında ilginç bilgiler edinir ve çeşitli mezarlardan topladığı ceset parçalarını bir araya getirerek 2,5 metrelik dev bir yaratık yaratır. Ancak Victor, yaratığının çok çirkin olduğunu düşünür ve onu bırakarak evden kaçar.

Peki bir yaratıcının, yaratığını yüz üstü bırakıp kaçma hakkı var mıdır? Bir yaratıcı yarattığından ve onun yaptıklarından ne kadar sorumludur? Bir baba, oğlunu terk eder mi? Yaratıcı yaratılana sırtını dönebilir mi? İşte kitabın işlediği ve cevaplarını aradığı ana sorular bunlardır.

Aslında Victor Frankenstein’ın yarattığı 2,5 metrelik dev yaratık, oldukça hassas bir kalbe sahiptir. Bir bebek kadar masumdur; ancak dış görünüşü sebebiyle insanlar tarafından sürekli dışlanır ve hor görülür. Tek istediği yaratıcısının sevgisi ve onayıdır. Bir de kendisine yaratılacak olan "münasip" bir eştir. Başka bir isteği yoktur. (Yine burada Frankenstein’ın acımasız bir katil olduğuna ilişkin hafızamızda yer alan bilgilerin gerçekle bağdaşmadığını görüyoruz.) Ancak yaratığının isteklerini yerine getirmeyen ve ona sırtını dönen Victor Frankenstein, kendi elleriyle azılı bir düşman yaratır kendisine. Bu noktadan sonra iki karakter arasında amansız bir intikam alma mücadelesi başlar.

İşte kitabın ana çerçevesi bu şekildedir. Zaman zaman kitabın içerisinde gereksiz bilgilerin yer aldığını düşünsem de beklentilerimi karşılamayı bildi. Her şeyden önce Frankenstein’ın gerçek öyküsünü okumak oldukça zevkliydi. Tüm bunların yanında, okurken sizi germesi ve mistik havasını size geçirmesi öyküyü daha da değerli kılan detaylardı.

Peki siz Victor Frankenstein’ın 2,5 metrelik dev yaratığı olsaydınız, size sırtını dönen yaratıcınızdan intikam almak ister miydiniz?