Gönderi

ÖZGÜR BİR TUTUKLU
İyi akşamlar tekrar, https://1000kitap.com/gonderi/36889321 hikaye yazma etkinliği kapsamında, ismini vermek istemeyen başka bir okurun hikayesini paylaşıyorum şimdi de. Umarım buna da cesaret verici yorumlar gelir. ÖZGÜR BİR TUTUKLU Zihnime baskı yapan düşünceler haddini fazlasıyla aşıyor. Ne hakkı var onların, bu denli sorgulamalar içinde bana can çektirmeye? Düşüncem ayrı, duygum ayrı, ruhum ve bedenim ayrı odalarda oturuyor. Uzlaşmaları adına, onlara bir teklifte bulundum. Düşünce sundu, duygu ölçtü, ruh hissetti, karar alınınca beden harekete geçti. Her biri büyük bir sessizliğe gömülmüş gibi gözükse de umutsuz çehrem aracılığıyla konuştu. Düşünceye kulak, ruha duygu düştü, ben de sırt çantamı alıp yürümeye başladım. Sokağa çıktığımda şaşırtıcı bir sessizlik kendini gösterdi, ne bir araç var, ne bir insan. Gel gelelim içimdekiler bu sessizliğin huzurunu yaşamama engel. İki adım atmama rağmen bir arşın gitmiş gibi hissediyorum, zihnimin odaları oldukça kalabalık ve sesler belli belirsiz yükselmekte. Kendi düşüncesine muhalefet, kendi duygusuna aciz, kendi ruhuna yabancı bir insan, insanlığından da şüphe ediyor bir süre sonra. Anlıyorum ki yolculuk için çıktığım bu sokaklarda kendimi arıyorum, elimde bir resmim var, onu gösterip tanıyor musunuz diyeceğim bir kişi bile yok. Resme göz gezdiriyorum, bakıyorum, alnında çizgiler, gözlerinde anlamsızlık ve yüzünde anlaşılması güç bir keder. Fakat şaşırtıcı olan bunlara rağmen yüzünün genel hatlarında, dikkatli bakıldığında görülmesi mümkün bir umursamazlık var. Bu adamı tanımıyorum. Düşünce öne çıkıyor, duygu hemen onu bastırmaya çalışıp aidiyet duygusunu ortaya atıyor. Sevdiklerim aklıma gelir gibi oluyor, sevdiklerim, onların yalnızca yüzlerini hatırlıyorum. Sevgilerine dair hatırladığım tek olay yok. Sonra ansızın bir siren sesi, düşünce, ruh hepsi bir yana saklanıyor. Karşımda iki polis memuru, namlusunu bana uzatmış yavaş yavaş yaklaşıyorlar. Kulağım ‘’ellerini başının üstüne koy’’ diyor. Onu dinleyip söylediğini yapıyorum, ellerimdeki kelepçeyi gören gözlerim şaşkınlıkla etrafa bakmakla meşgul. Zihnim tüm bunlara bir anlam bulmaya çalışıyor; Sevdiklerimde beni mi arıyor acaba diyorum kendi kendime. Belki bir karakola kayıp ilanı verilmiştir… O zaman bu kelepçe niye? Bilmiyorum. Sonra çok garip bir şey oluyor; Kelepçe de sevdiklerimi görüyorum, en önde ailem var, sonra sevgilim… Sonra şaşırtıcı bir şey oluyor, inanılması güç bir kalabalık beliriyor kelepçede. Koskoca ülke nasıl sığar bu ufacık metal parçasına? Komşular, esnaf, arkadaşlar, tanıdıklar, tanımadıklar herkes burada. ‘’Yardım edin’’ diyorum. Ne aptallık ama… Polis bana dönüyor, ‘’Onların dediklerini yaparsan özgürsün’’ diyor. Ne tezatlık bu! Başkasının istediğini yaparak özgür olmak… ‘’Başka yolu yok mu?’’ ‘’Yok!’’ Başımı öne eğiyorum. Düşünüyorum… Sonra bir ses; Önce anlaşılmıyor. Anlıyorum ki onu anlamak için önce çaba sarf etmem gerek. Var gücümle daha fazla eğiliyorum, söylediklerini duymak için daha fazla çabalıyorum. Nitekim duyuyorum; ‘’Özgür olduğunu düşünen köle mutludur’’ diyor ve ekliyor ‘’Onursuz, bilinçsiz, aptal bir mutluluk bu. İster misin bunu?’’ ‘’Hayır’’ diyorum, ‘’Düşünceye ihanet edemem.’’ ‘’O zaman bu kelepçelerden kurtulman mümkün değil, hem bak düşünce bile terk etti seni.’’ Diyor ve ortadan kayboluyor. Ellerimi başımın arasına alıp başımı eğmiş halde öylece dururken düşünce birden zihnime giriyor. Onu görmenin mutluluğu paha biçilemez. Ardından yine konuşmaya başlıyor; ‘’ Ya beni dinleyeceksin, ya da kelepçe de gördüklerini’’ diyor. Onu dinleyeceğimi söylüyorum ve o an içime garip bir huzur doğuyor. Ansızın sözcükler tek tek kulağıma ulaşıyor; ‘’Onların’’ diyor, ‘’Her birinin üzerinde uygulamaya koydukları kendi doğruları vardır. Seni sevdiğini iddia eden bu kesime karşı çıkmaya gör! Bu durum egoları üzerinde öyle etkiler bırakır ki, kızgın bir boğa gibi saldırıya geçerler. Mutlak değerleri, geleneksel nutukları, hiç mi hiç bitmez. ‘’ Susuyor. Düşünüyorum… Başım hala eğik, bu haldeyken bağırmaya başlıyorum; ‘’Kendi varlık sebebini, başkalarına müdahale etme hakkı olarak gören bu insancıklardan nefret ediyorum!’’ diyorum. Sonra buna dahi layık olmadıklarını anlıyorum. Nefret özel bir duygudur, gerçekliği tartışıldığı an ortadan kalkar. Başımı kaldırıyorum. Başkaldırıyorum. Gözlerim bileklerime gidiyor, kelepçelerin artık orada olmadığını görüyorum…
Etkinlik
··
57 Gösterim
11 Yorum
Osman Y.Osman Y. :)) İyi bir gözlemcisiniz sanırım. :) Siz fark etmişken bu yorum aracılığıyla fikrini paylaşan herkese çok teşekkür ederim. OdessaOdessa çok güzel bir noktaya değinmişsiniz ve eleştirdiğiniz noktaya kesinlikle katılıyorum, slogansı olmasının başlıca sebebi hikayenin ortaya çıkış biçimi. Bu hikayenin genel alt metni çevresinde şu an yazdığım bir kitap var. Erhan Bey'in yaptığı etkinliğin konusuyla tesadüfen benim o an yazdığım bölüm uyuşuyordu. O yüzden tam olarak kitaptaki haliyle yazmadım daha net bir sonuca gitmesini istedim, çünkü kitapta konuyu yayma şansım var ama burada o alt metni daha net vermek istedim. YaseminYasemin bu vesileyle sorabilirsiniz sizde hikaye hakkında sormak istediklerinizi. :) Tekrardan teşekkür ederim.
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
İsmini vermek istemeyen okuyucumuz tespit edilmiş anladığım kadarıyla, elinize sağlık Aykut GünaydınAykut Günaydın bey- arkadaşlar zaten yorumlarda yeterince göstermiş beğenilerini. Teşekkürler katkınız için.
Güzel, kısa net ve farklı.. Aykut GünaydınAykut Günaydın Bey mi yazmış ?
Bu güzel etkinlik vasıtasıyla bize güzel hikayeler ulaşmasına vesile olduğunuz için teşekkürler Erhan Bey. Gerçekten kısa olmasına etkileyici bir hikaye, hayal dünyası, edebi tat, verilmek istenen mesaj, kısa olmasına rağmen çok güzel şekilde sığdırılmış kısacık hikayeye. Keşke yazan arkadaş kimliğini belli etseymiş cidden, hem tanımak hem hikaye hakkında birkaç soru sormak isterdim kendisine. :))
Öncelikle çok çok beğendiğimi başta belirtmeliyim. Çok görkemli ve farklı bir giriş, gelişme. Ancak finali daha belirsiz ve gizemli bırakmak daha etkileyici olabilir miydi diye düşünmekten de kendimi alıkoyamadım doğrusu. Nedenine gelirsek; birincisi o anonim yaşantılarımızın tutsaklığından ya da bizi şekillendiren baskılarından kurtulmak o kadar kolay olmasa gerek. Ahlak anlayışımızdan hukuk sistemimize kadar bağlayıcı ve yönlendirici kalıplara maruz kalmış insanın tek başına bunları yıkması, ne kadar farkındalık içerisinde olursa olsun imkansıza yakındır. İkincisi ise bu finalin bu kadar keskin bitmesi biraz slogansı olmuş. Benim gibi içi boşaltılmış sloganlara inancı kalmamış kimselere başkaldırı haykırışı tesir etmiyor ne yazık ki. Fakat genel anlamda çok kısa bir öyküde çok sıra dışı bir izah kullanmış olan bu arkadaşı oldukça yetenekli buldum. Hayal gücünü ve edebi yeteneğini sevdim. Doğrusu tanımak isterdim, keşke açıktan kendini belli etseymiş, saygılar Erhan Bey.
Reklam
Kendi varlık sebebini, başkalarına müdahale hakkı olarak gören insanlardan hepimiz çekiyoruz. Ayaklarımıza vurulmuş pranga gibiler. Bu güzel öyküye 10 point veriyorum çünkü beni, kendi gerçekliğimin tam ortasından vurdu. :)
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.