80 syf.
·3 günde·Beğendi·6/10
Eğitim sistemindeki amaç bir şey öğretmek mi? Kişiyi eğitmek mi? Ya da hiçbiri. Eğitim ve öğretimden hareketle bazı şeylerin de aydınlatılmasında yarar var. Eğitmekten kastedilen; kendi amaç, felsefe, düşünce, inanç ve ideoloji çerçevesinde bir kalıp oluşturmak yani önce mengenede tutmak sonra fazlalıkları törpülemek. (mi)?

Eğer bir çocuk eleştirebilir ve sorgulayabilirse gelecek açısından kendini daha da geliştirmiş olmaz mı? Hazır düşüncenin bir kalıp olarak çocuğun önüne gelmesi ve o kalıbı da hap niyetine içip o doğrultuda hareket etmesi ne kadar insani ya da ahlaki?

Dinin içinde ahlak var mı? Ayrıca ahlakın içinde din var mı? Ve bir ateist, ateist olduğu için ahlaklı olur mu, olmaz mı? Çeşitli sorular arka arkaya sıralanıyor ve benim de ilk aşamada anladıklarım bunlar (ya da anlamaya çalıştıklarım).

Ahlak ve ahlaksızlık, inanç, felsefe ve toplumlara göre değişkenlik gösterirken, acaba ilkel kabilelerde durum nasıldı diye düşünmeden edemiyor insan. Mesela hırsızlık olayı ilkel diye tarif edilen toplumlarda nasıl görülür. Günümüzde ise hırsızlık, dini, toplumsal, siyaset açısından hor görülen bir durumken nasıl oluyor da hoş görülen bir durum olabiliyor? Bir toplumda örneğin X bir topluluk şöyle bir cümle söylese 'çalıyor ama ...' anlayışı nereye konulabilir? Dini açıdan
yanlış, siyaset açısından yanlış, toplumsal açıdan yanlış, ahlaki açıdan yanlış ama ortada somut bir olgu var. Bu olguyu Kropotkin'in şu cümlesiyle açıklayabilir miyiz? "Yerleşik ahlakın,
daha doğrusu bunun yerine geçen ikiyüzlülüğün temelleri yıkıldıkça toplumda ahlak düzeyi yükselir (s10)"
O zaman bir ikiyüzlülükten bahsetmekte fayda var. Bizden veya bizden değil. Karşıt gibi gözüken ama temelde aynı şekilde hareket eden bir düşüncenin varlığıyla karşı karşıyayız. Bizden o çünkü tanıdık. O yüzden onun yaptıklarını görmemezlikten gelebiliriz. Bizden değil o yabancı. O yüzden onun yaptıklarını görmemezlikten gelemeyiz. Bizden olmayan kişi/toplum/düşünce de bizi aynı şekilde sorguladığında bu görüşler aynı düzlemde buluşmazlar mı?

Peki anarşizm nedir? Kime anarşist denir? Bu soruya kitap şu şekilde cevap veriyor: "ne kadar saygıdeğer olursa olsun,
hiçbir otorite önünde eğilmemek, akıl tarafından ortaya konulmadıkça hiçbir ilkeyi benimsememek (s12)". O zaman okuyucu kendisini ne kadar anarşist sayabilir diye ayrı bir soru başlığı açılabilir. Ama buradan hareketle benim anarşist olmadığım ortaya çıkıyor.

Tüm gelenek, felsefe, din gibi emir kiplerine sahip düşünceleri yıkarak kendilerini kalıpların üstünde görmek ve bunu esas 'erdem' olarak öne sürmek de ne kadar 'ahlaki' ve ne kadar anarşist oluyor o da ayrı bir konu.


Peki, mutluluk ya da mutsuzluğun anahtarı nerede? gibi bir soru daha ortaya çıkıyor. Buradan hareketle "insan, bilinçli ya da düşünülmüş davranışlarında daima kendisini mutlu edecek şeyi arar (s19)" cümlesi de farklı bir pencere açıyor.

Kitap 'niçin ahlaklı olayım' sorusunu da yanıtlamaya çalışıyor.

İyi ve kötü davranış üzerine hem hayvanlar aleminden hem de insan topluluklarından çeşitli örneklerle durumu sorgular.
Kropotkin bazı sorular sorar. Bir çeşit mantık soruları gibi. Onları düşünmek bile bir beyin jimnastiği olabilir. Somuttan soyuta dönen bir durumun aynası yani tenle ruhun birleşmesi gibi. Eğer tenle ruh birleşmemişse o ayna ---dengenin olmadığı--- ifrat ve tefrit içinde kalmaz mı?

Hayvanlar aleminden örnekler veriyor: Karınca, kuş, köstebek.
Ne Musa'yı okumuş ne de aziz pederleri okumuş, yine de iyi ve kötü kavramlarına sahipler diyerek iyi ve kötü düşüncenin din ya da mistik düşünce ile ilgili olmadığını savunur.

Örneğin, bir hayvan sadece ihtiyacı olacak kadar yiyecek peşinde koşarken, insan sınırsız bir sahip olma dürtüsüyle her şeye sahip olmak ister.

O zaman ahlak nedir? Ahlaksızlık nedir? İyi insan ya da kötü insan kime denir? Ateist bir memleket -örneğin Çin, Küba gibi-, ahlaksız bir toplum mu oluyor veya olur mu? Ya da Vatikan devleti ile Suudi Arabistan devleti çok mu ahlaklı toplumlardan oluşuyor?

Uzun ve derin düşünmeyi gerektirecek bir konu ve tartışma. Din, felsefe, mantık, akıl, gelenek gibi çeşitli kavramların birbirleriyle benzerlikleri, ayrılıkları ve tarihsel gelişimleri hakkında kısa bir inceleme okuyoruz.

Din, dinsizlik apayrı bir tartışma konusu ve ayrıca dini salt ahlaka indirgemek de yanlış olur. Hayvanlar aleminde dayanışmanın, bireysel veya çıkar ilişkisinden daha üstün bir duygu olduğu sonucuna varılabilir diyor yazar.


Sırf dinler ya da gelenekler bazı şeyleri yasakladı diye mi insanlar bazı şeylerden uzak durur. Yoksa bu yasaklardan -bilimsel sonuç, ahlaki durum veya toplumsal baskı- uzak durması gerektiği için mi uzak durur? Ben sadece anlamaya çalıştığım kadarıyla bir şeyler yazmaya çalıştım. Bu konu da derin bilgisi olan varsa yazarsa da memnun oluruz.

Anarşist ne ister 'Devleti, Kilise'yi, sömürüyü, yargıcı, papazı, yöneticiyi ortadan kaldırmak (s55)' ister. Ama ileride bu gerçekleşebilir mi o da bilinmez?

Ezcümle: Ahlakın dinle ve/veya ahlaksızlığın dinsizlikle eş değer tutulması doğru mu? Yaşadığı dönem ve yer itibarıyla (19.yüzyıl Avrupa'sı) özellikle de kilise ve papazların halkı sömürmesine ve buna karşı çıkanların da 'afaroz'la tehdit edilip, toplumun korkutulmasına karşı çıkar.
Toplumda soyluların yanında din adına ahkam kesen din soylularının (ya da din baronları) da halkı sömürmesine karşı çıkıp, onları eleştirir ve doğal olarak sevilmez, hor görülür. Çünkü yaşadığı çevreden gördükleriyle, ona öğretilen bilginin çatışmasını yaşar.

Kitabın bazı sayfalarında hem olumlu hem de olumsuz kelimelerin bir arada olması anlaşılmayı güçleştirmiş.

Kropotkin'i bir arkadaş önermişti. İlk kez duymuştum ve ilk kez bu kitabını okudum. Anarşizm hakkında hiç bir bilgim yok diyebilirim. Anarşist Ahlak ismi ise gerçekten de dikkat çekici bir başlık. Kropotkin de anarşist düşüncenin akıl hocalarından biriymiş. Kitabı okuyup bitirdim. Tavsiye eder miyim. Evet. Ahlak, ahlaksızlık, din, siyaset, kültür gibi kavramlarla bazı olaylar anlatılıyor ama basit bir mevzu da değil. Tekrar okunması gereken bir kitap ve buradan hareketle yeni ufuklara yolculuk bile yapılabilir.

+ 19-22 Aralık 2018 tarihleri arasında okunup, 2 Ocak 2019 tarihinde siteye yazısı eklendi. Bu yazıyı okuyup, gördüğü hatalı yerleri söyleyen site üyesi Ayfer Hanım'a da teşekkür ederim. Yine de hata varsa onlar tabii ki bana ait.