Gönderi

10/10
·231 syf.··
Beğendi
·
2019 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2019 13:16
Aziz Nesin'in ölüm cezasına karşı bir başkaldırı niteliğinde olan Surname isimli bu eseri, ülkemizde halen ölüm cezasının uygulandığı 1973-1975 yıllarında arasında yazılmış. Bu kitap öyle bir kitaptır ki, hem geçmiş tarihimiz açısından hem de günümüz açısından birçok konuda bize yol gösterici niteliktedir, evrenseldir. Ölüm cezalarına karşı duruşunuz nasıldır bilemiyorum; ama benim de Aziz Nesin gibi ölüm cezalarına karşı olduğumu bilmenizi isterim. Bu minvalde size spoilerlar eşliğinde kitabı anlatmaya çalışırken kendi düşüncelerimi de yer yer belirterek ölüm cezasının(idamın) olumsuz yanlarını göstermeye çalışacağım. Öncelikle kitabımızın isminden başlayalım. Surname nedir? Osmanlı Devleti döneminde, evlenme, düğün-dernek, sünnet gibi "sevinçli olaylar" dolayısıyla, halkın da katılmasıyla yapılan ve birkaç gün süren zengin şölenleri, renkli törenleri, büyük eğlenceleri, büyük gösterileri, bütün bu şenlikleri betimleyip anlatan kitaplara denilir. Birçok ünlü yazarın ve şairin Surname'si vardır. Oysaki Aziz Nesin'in Surname'sinin konusu büyük bir eğlence veya sünnet düğünü değil, bir ölüm cezasının infazıdır. Ölüm cezası verilerek infazı gerçekleştirilecek kişi ise Berber Hayri'dir. Berber Hayri'nin suçu oldukça ağır bir suçtur. O, altı yaşındaki bir erkek çocuğunun ırzına geçtikten sonra çocuğu boğarak cesedini toprağa gömmüştür. Bu noktada dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var, Aziz Nesin oldukça ağır bir suçu önümüze koyarak kendisi adına kolaycılığa kaçmamış ve hemen hemen herkesin ölüm cezası ile infazını isteyebileceği bir kişiyi önümüze koyarak zorlu bir yoldan ölüm cezasına karşı olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Aziz Nesin'i bu cesur tutumundan dolayı takdir etmemek elde değil. Peki Aziz Nesin altı yaşındaki bir erkek çocuğunun ırzına geçtikten sonra çocuğu boğarak cesedini toprağa gömen Berber Hayri'yi mi savunuyor ya da birazdan Berber Hayri'yi ben mi savunacağım? Asla. Aziz Nesin de ben de Berber Hayri'nin bir suçlu olduğunu ve cezalandırılması gerektiğini kabul ediyoruz. Bizim karşı olduğumuz konu ise, bir suçlu olan Berber Hayri'nin canını alma yetkisinin bir devletin eline verilmemesi noktasında toplanıyor. Öncelikle suçun ve cezanın ne olduğunu ifade ederek başlamak istiyorum. Çünkü bizim bilgi eksiklerimiz hep temelde yer alan eksiklikler. Hepimizin bazı konularda fikri var; ama maalesef bilgisi yok. Üniversitedeki bir hocamız, "Bilgi olmadan, fikir olmaz." derdi. Bir konuda fikir beyan edeceksek, o konuda yeterince bilgili olmamız gerekir. Devam edelim. Suç, yasalara aykırı fiil olarak tanımlanır. Peki yasayı kim yapar? Devlet yapar. Peki devleti kim ortaya çıkarmıştır? İnsan çıkarmıştır. Anlaşılan o ki, her şeyin temelinde "insan" vardır. Biraz daha derine inerek suç kavramının ortaya çıkmasındaki amaç ne olabilir diye düşünelim. Bence bu sorunun cevabı, insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamayı sağlamaktır... Peki bunu kim sağlayacaktır? Bizi insan onuruna yakışır şekilde yaşatması için yetki verdiğimiz devlet sağlayacaktır. İnsan devlet için değil, devlet insan için vardır, unutmayın... Tanımlar yaparak devam edelim. Suç kavramı, içerisinde "haksızlık" kavramını da barındıran bir kavramdır. Haksızlık ise, hukuk düzeninin kişiler arasındaki dengenin bozulması anlamına gelir. Bu durumda yasalarla düzeni sağlamak görevini üstlenen devlet, bir takım yaptırımlarla bozulan dengeyi yeniden tesis etmelidir. Yaptırım dediğimiz şey ise, devletin verdiği "ceza"dır. Cezanın meşruluk zeminini ise, kusur oluşturmaktadır. Yani kusurlu bir şekilde yasalara aykırı gelerek haksızlık yapan birisi devlet tarafından cezalandırılmalıdır. Ceza yaptırımının ise bir takım özellikleri vardır. Bunlardan birisi, ceza yaptırımının insan haysiyetiyle bağdaşır nitelikte olması gereğidir. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan, kişiye acı ve ızdırap çektirmeyi amaçlayan ceza uygulaması yapılamaz. Tarihte, suç işleyen kişiye ceza olarak onu toplum nazarında küçük düşürmeye, rezil etmeye yönelik uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Yine, ceza olarak, kişinin dayanılamayacak surette acı ve ızdırap çekmesini sağlayacak uygulamalara da başvurulmuştur. Bunlara örnek olarak ise, suçlu kişinin yakılması, taşlanması veya linç edilmesi gösterilebilir... Ölüm cezasının, geniş meydanlarda, darağacına asılmak suretiyle uygulanmasının insan onuruyla bağdaşır hiçbir yanının olmadığını sanırım ifade etmeye gerek yok. İşte tam bu noktada en önemli kısma gelirsek, cezanın tüm amacı ve işlevi, suç işleyen kişiyi ıslah ederek yeniden topluma kazandırmak, yeniden toplum açısından zararsız ve güvenilir bir kişi haline getirmektir. Bizim insanlar olarak devlete verdiğimiz yetki budur. Kitaba dönecek olursak, Berber Hayri işlediği suçtan dolayı hapse girer ve pek tabii burada birçok ilginç olayla karşılaşır. Bu kısımlarda Aziz Nesin klasik tarzını yansıtarak birçok olayı önümüze sunar ve yer yer gülümsetirken düşündürür. Ayrıntılı olarak değinmeyeceğim; ancak Berber Hayri hapis hayatının bir döneminde siyasi hükümlülerin olduğu koğuşa girdikten sonra hayata ve kendisine bakış açısı neredeyse 180 derece değişir. Siyasi hükümlülerin arasındaki Ragıp Usta isimli hükümlü ise, müthiş bir adamdır ve kitabın en saygıdeğer kişisidir. Ragıp Usta'nın düşünceleri Berber Hayri'yi çok etkiler ve devletin hapis ederek, tutuklayarak veya idam ederek elde edemediği ve bu yollarla asla elde edemeyeceği "suçlunun ıslahı"nı, Ragıp Usta Berber Hayri ile konuşarak ve onu hayata karşı bilgilendirerek elde eder. Ragıp Usta ile tanışan Berber Hayri artık eski Berber Hayri değildir. O artık değişmiş ve ıslah olmuş bir suçludur. Ragıp Usta'ya göre, gerçek suçlu, suçu ve suçluyu yaratan nedenlerdir. Yani doğa ve toplumdur. Doğa ve toplum ise sürekli değişmektedir. Hele insan, bu değişkenlerin en değişken olanıdır. İnsan, insana yaptığı yanlışı bir daha yapmamaya çalışandır. Yanlışından dönen insan, gerçek insandır. Altın pas tutmaz, platin pas tutmaz; ama pisliğe düşünce kirlenir. Tek paslanıp kirlenmeyen insanın özüdür. O öz ki, en kötü sanılan insanın bile içinin bir yerinde gizlidir. Biz insanlar, hepimiz, her hücremizden görünmez milyarlarca iplikle topluma bağlıyız. Bizi o iplerin yönettiğini bilmediğimizden, özgürüz ve bağımsızız sanırız kendimizi. Bir insan bağımsız olsaydı, hiç suç işler miydi? İşte Berber Hayri, Ragıp Usta'nın bu düşüncelerinden çok etkilenir ve artık değişir. Darağacına çıkmadan önce şu sözleri söyler: "Ben de değiştim, değişiyorum da... Dört yıl önce çok ağır suç işlemiştim. Ama dört yılda o denli çok değiştim ki, başka bir Hayri oldum, başka insan oldum. O suçu işleyen insan ben değilim artık. Siz, suçlu diye bambaşka bir insanı, bambaşka bir Hayri'yi asıyorsunuz, tam bambaşka bir insan olduğum zaman..." Görüleceği üzere, Berber Hayri ne canavar ne de kahramandır. O sadece bir insandır ve koşullarının kurbanıdır. Esasen Berber Hayri değişmiştir, ıslah olmuştur; ancak devletin verdiği ölüm cezası da bu esnada kesinleşmiştir. Artık geri dönüş yoktur... Benim gibi ölüm cezasına karşı gelenlerin en sağlam argümanlarından birisi de ölüm cezasının suçlunun ıslah olmasının engellenmesi, dolayısıyla iyileşme hakkının elinden alınmasıdır. Surname isimli bu kitabın ana argümanı da kişinin iyileşme hakkının elinden alınmaması gerektiğidir. Kitabın kapağındaki darağacında filizlenen dal da tesadüfen filizlenmemiştir ve oldukça manidardır. Surname, işlediği konu itibarıyla ve işleyiş biçimiyle tam bir şaheser. Edebiyatımızda bu konuyu bu denli cesurca işleyen başka bir kitaba veya yazara daha rastlamadım. Dünya Edebiyatı'nda ise Victor Hugo gibi örnekler mevcut... Ülkemizde en son 1984 yılında ölüm cezasının infaz edildiği, bu kitabın ise 1973-1975 yılları arasında yazıldığı göz önüne alındığında, bir hukukçu olarak Aziz Nesin'in önünde saygı ile eğilmeyi kendime bir görev olarak görüyorum. Son olarak kitabı bana tavsiye eden ve bir şaheserle tanışmamı sağlayan değerli https://1000kitap.com/Nordavind'ya da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. https://1000kitap.com/Nordavind bana bu kitabı okutmasaydı ve üzerimde baskı kurmasaydı ben bu kitabı okumayacak ve okuduğunuz bu incelemeyi yazmayacaktım arkadaşlar. Gördüğünüz üzere, özgür olduğumuzu zannetsek de bazı koşullar altında özgürce karar veremiyoruz. Ne yani şimdi beni idam etmeniz mi gerekiyor?
SurnameAziz Nesin · Adam Yayınları · 19951,150 okunma
··
1.505 Gösterim
31 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Dediğiniz gibi bir insanın değişmiceğinin garantisi yok. Amacımız o insanı topluma kazandırmak mı yoksa diğer potansiyel suçluları korkutmak mı diye düşünmek lazım. İnsanları suç işlememeleri için korkutmak, göz dağı vermek mi daha etkilidir yoksa onları daha güzel ”insanca” yaşamaya teşvik eden uygulamalar mı? Toplumu korkutarak devletin suç olarak gördüğü bazı şeylerden uzaklaştırabiliriz evet ama bu sefer de bambaşka suçlarla karşılaşırız. Negatifle negatif hayatta her zaman pozitif etmez. Aslında bir çok insan sadece inancıyla hareket ettiği için, islami açıdan da düşünürsek bir insan hangi suçu işlerse işlesin tövbe ederse Allah tarafından affediliyor. Bkz. “Ey iman edenler, nasuh tövbe ile tövbe edin ki Allah da sizin kabahatlerinizi affetsin ve altlarından ırmaklar akan cennetlerine koysun.” (Tahrim, 66/8) “Günahtan tam dönen ve tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gi bidir.” (İbn Mace, Zühd 30) buyurur. Ülkenin çok büyük bir kısmının müslüman olduğunu düşünürsek; insanların inandığı en yüce varlık olan Allah affediyor fakat bir başka kulu canını almakta hak idda ediyor. Bence hangi açıdan bakarsak bakalım çok büyük bi yanlış idam. Küçük yaşta sırf devletin istediğini düşünmediği için (daha düşünce yapısı yeni yeni oluşurken) idam edilenleri de düşünürsek...
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Tabii ki söylediklerinize katılıyorum. Doğru bir bakış açısı. Ben de dindar birisi olsaydım kesinlikle ölüm cezasına karşı çıkardım. Siz kim oluyorsunuz da can alıyorsunuz? Ayrıca negatif artı negatif hayatta her zaman pozitif etmez, sözünüz de oldukça çarpıcıydı. Teşekkürler.
Her ne kadar bazı suçluların hak ettiğini düşünsem de idam karşıtı bir insanım. Bunun bir çok sebepleri var bunlardan sadece biri şu ki adaletin tam bağımsız olmadığı herhangi bir ülkede herhangi biri uydurma siyasi nedenlerle bile idam edilebilir. Ne kadar korkunç. Ne olursa olsun insanların adaleti kendilerinin sağlamaya çalışmasına ve bunun hoş görülmesine de karşıyım. İdam denince aklıma Kevin Spacey'in oynadığı The life of David Gale / Ölümle Yaşam arasında filmi geliyor. İzlemeyene tavsiyemdir. Kitabı çok merak ettiğimi ve bu yıl bolca Aziz Nesin okumaya karar verdiğimi söylemeliyim. Elinize emeğinize sağlık...
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
En çok korktuğum konulardan birisine değinmişsiniz. Siyasi nedenlerle bu ülkede ölüm cezaları verildi. Siyaset çok kirli ve hiç kimse düşüncelerinden ötürü öldürülmemeli... Kararlarınızı etkilemiş olmak ve yorumunuzun sonunda yazdıklarınızı okumak beni bir hayli mutlu etti. Teşekkür ederim...
Semih emeklerine sağlık dostum bana göre yazdığın en iyi incelemelerden biri olmuş. Dediğin gibi kitabın da etkisi çoktur bunda ama senin katkın muazzam... Sen bir avukat olarak, zamanında tuğla gibi hukuk kitaplarının içinden geçerek, bizimle bir kısmını paylaştığın bilgi ve kavramlara vakıf birisin. Ancak bizim böyle bir şansımız yok doğal olarak. Bizim şansımız, bu sitede edebiyat üzerinden hukuki konularda farkındalık yaratacak, daha da güzeli, bunu harika bir dil ve akıcılıkla yazıya dökecek hukukçu bir okur dostuna sahip olmak:) Edebiyat doğru okunduğunda her derde devadır diye boşuna demiyoruz. Sitedeki değerli okurlar, okuduğu kitapları kendi hayat, meslek, ilgi alanları ve yetenek süzgecinden geçirip paylaştığında ortaya tarifsiz bir kollektif birikim çıkıyor. Kendi adıma gerçekten de oldukça faydalandığım, başından sonuna keyifle okuduğum bir incelemeydi... Teşekkürler değerli dostum. Sevgilerimle...
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim Necip Abi. Fazla sıkıcı olmamak adına hukuk konusunda yazmamaya gayret ediyorum ama böyle muazzam bir kitaba hukuksal olarak bakmam gerekiyordu. Nihayetinde ölüm cezası gibi arada bir gündemimize düşen konuyla ilgili de okurlara düşüncelerimi iletmek de istedim. Tekrar teşekkür ederim :)
Aziz Nesin' in çok zor bir vaka ile kendisini zora soktuğunu ve kolaycılığa kaçmadığını söylüyorsunuz. Asıl onun düzeldiğini göstererek kolaya kaçmıştır. Tam tersi düzelmesi daha olağan olan bir vaka alsa düşüncesinin haklılığını savunmakta yetersiz kalırdı. Peki ya bu zor vakanın bütün çabalara rağmen düzelmediği bir kurgunun sonunda idamın yanlış olduğu fikrini savunsa! İşte o zaman kolaycılığa kaçmamış olurdu.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Ben o cümleyi kurarken düzelmesi zor bir vakayı ele aldığını belirtmedim. Çarpıtıyorsunuz... O cümleyi kurarken çok ağır bir suçu ele aldığını belirttim. İkisi ayrı şeyler. Aziz Nesin kolaya kaçmamıştır. Berber Hayri hemen düzelmemiş. 4 yıl boyunca düzelmesi için geçirdiği evreleri tek tek anlatmıştır. Bütün bu kurguların sonunda öyle bir sonuca varamazdı Nesin. Varabilirdi de ama bu önemli değil ki. Çünkü amacı en ufak bir ihtimal de olsa birinin önündeki düzelme şansını almamak gerektiğini savunuyor. Aşağıda size sorduğum gibi, sağlık sektöründe çalışan biri olarak düzelme ihtimali olmayan hastalarınızı ölüme terk mi ediyorsunuz? Eminim ki etmiyorsunuzdur. Çünkü size güveniyoruz :)