Kuru soğuk, ayazıyla ünlü bir şehirdeyim.
Burada insanlar çeşit çeşit... Dünyanın kalanında olduğu gibi; iyi insanlar, kötü insanlar ve gri insanlar. Gri şehre egemen, yine dünyanın kalanında olduğu gibi, gri insanlar.
Her şey burada başlamadı fakat her şey, burada bitti. Kim olduğumu ilk ve defalarca kez, burada keşfettim. Elimde valizim, o büyük otogarında, beni alan kimse olmayacağını bilmenin verdiği kabullenişle, evin yolunu tuttum. Evimin değil, evin. Evet.
Yaşım, henüz insanların birbirlerini görüşlerine göre sınıflandırdığını bilmeye yetecek kadar büyük değildi. Adımımı attığım ilk anda ait olduğum sınıfı gördüm. Hayır, ben bu insanlara kesinlikle benzemiyordum. Bir yanlışlık olmalıydı.
Yanlışlık vardı evet, ama somut olayda değil. Yanlışlık, çok daha derinlerde, aklımın almadığı ve değiştiremeyeceğim boyutlardaydı. Yapacak bir şey, gidecek başka yerim yoktu. Bir kez daha pes edemezdim. Kurallar her neyse, uymak zorundaydım.
Ev diyorum bakmayın, seneler geçmiş, hala yurt demeye alışamamışım. Yurtta geçen meşhur ilk geceyi hepiniz bilirsiniz. Sahi bilir misiniz? Ağlayarak geçen o ilk gece, adı üstünde geçti bir şekilde. Kahvaltıya indim, gri şehirdeki ilk kahvaltıma.
Okulum güzeldi ama insanlar sürekli neden geldiğimi soruyordu. Cevap vermiyordum bazen. Bazen de herkese farklı cevaplar veriyordum, Joker gibi. Gözler hep üzerimdeydi, kalbimi kırıyorlardı, tropik bir hayvan değildim meraklı gözlerle bakabilecekleri.
Gri şehirde yaptığım sayısız kahvaltılar, sayısız okul günleri oldu. Ağlayarak geçen sayısız gecelerim, insan kustuğum sayısız gündüzlerim oldu. Hiç yurtta kaldınız mı? Her odadan bir ses, her yerden bir insan çıkan yurtlarda... Yurt nedir ben size tanımlayayım. Yurt, dünyanın kendinizi en yalnız hissettiğiniz ve yalnız kalamadığınız tek yeridir.
Gri şehir demiştim, sizleri yurda hapsettim. Anlayınız, ilk zamanlarımda benim için de böyleydi. Gri şehir ve yurt beni hapseden ikiz kardeşlerdi. Ama haksızlık etmek istemiyorum, gri şehir yurttan kurtulduğum anlarda güzelleşti. Yepyeni renklerini keşfettim. Burası da dünyanın kalanında olduğu gibi, tozdan, çamurdan ve çiçeklerden oluşuyordu.
Yalnızlık eğlenceli hale gelmeye başlamıştı artık. Geçici de olsa bir şeyler paylaştığım arkadaşlarım oluyordu. Bir şeyler işte, ne olursa. Gri şehirde gördüğüm ilk çiçek bu oldu: Uzun zaman sonra yanımda bir arkadaşın varlığını hissetmek. Dediğim gibi, gelip gidiyordu bu arkadaşlar. Olsundu, o anı paylaşmak, benim için yeterliydi. Şimdi düşününce, insan bazen delirmemek için de arkadaş edinmek isteyebiliyor. Hatalarını, geçmişini bilen arkadaşlardansa; yeni bir nefese sahip yeni bir arkadaş, belki bir başlangıca eşlik edebiliyor.
Şimdi bakıyorum, seneler geçmiş. Üstüm başım toz, paçalarım çamur içinde; ceplerimde biriktirdiğim çiçekler, kimisi solmuş, kimisi hala canlı. Gri şehirle bir anlaşmamız var. O benim sırlarımı saklıyor, bense onu sevecek gücü içimde taze tutuyorum.