·385 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Ocak 2019 04:48 Beklenen gün geldi çattı sonunda kitabı bitirdim. Kitabı yıllar önce satın almıştım, kitaplığımın bir köşesinde boynu bükük kaldı. Öncelikle yıllar önce aldığım bu kitabın çevirisi konusunda baya sıkıntı yaşadım. Daha sonra 1000Kitap ailesinin görüşlerine de dayanarak İş bankası yayınlarını yeniden satın aldım, kolları sıvadım, en baştan başladım okumaya. Çeviri okadar önemli ki sanki farklı kitaplar gibiydi bu iki kitap. Neyse ki İş bankası yayınlarının çevirisi çok çok güzeldi. Sonunda iyi ki okumuşum dediğim klasiklerden oldu. Gustave Flaubert’in kalemine hayran olmamak elde değil. Okurken sizi zorluyor uzun uzun betimlemelere yer veriyor, olayları en ince ayrıntısına kadar ele alıyor. Öyle ki bu cümleleri yeri geliyor birkaç defa okumanız gerekebiliyor. Fakat kitabın yarısını okuduğunuzda artık yazarın üslubuna alışıyorsunuz ve kitap sizi içine çekiyor adeta.
Dikkatimi çeken bir diğer nokta 1800’lü yıllarda yurtiçinde ve yurtdışında genellikle ahlaki çöküş konusu ele alınmış. Tanzimat dönemi eserlerini okuduysanız veya okursanız demek istediğimi anlarsınız. Evet yazarların görevlerinden biri toplumsal sorunları ele almaktır. Yazar toplumun bir parçası olduğuna göre bir toplum ahlaki çöküşle parçalanırken aile kurumları yıkılırken yazar sessiz kalamaz. Bu nedenle birçok yazar değinmiştir bu tür konulara. Sadakatsizliğin ve müsrifliğin Madame’ la bütünleştiğini ve kendisinin bu olumsuz sıfatların timsali haline geldiği görüyoruz kitapta. Charles Bovary ise sevginin, saflığın, adanmışlığın simgesi...
Yeri geldi Charles’ a çok üzüldüm, Madame’ a sinirlendim. Masum evlatlarına acıdım. Öfke, acıma duygusu, heyecan bütün bu hisleri sayfaları çevirdikçe yüreğimde duydum. Eğer klasikleri seviyorsanız kitaplığınızda mutlaka bulunması gereken bir eser.