·304 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Şubat 2019 10:18 Pınar Kür'den ilk kez bir roman okudum. Bunu da arkadaş önerdi. Postmodern tarz içinde yazılmış olduğunu da özellikle belirtti. O tarz hakkında biraz da bilgi verdi ve ayrıca internetten de yardım alarak yanlışa düşmemeye çalıştım.
Pınar Kür'ün Sonuncu Sonbahar adlı kitabı ise çok değişik geldi. O klasik anlatıyı tamamen dışlayan, savuran, reddeden anlayış. İşlenen bir cinayet ve oradan hareketle cinayeti çözme süreci ve bu süreç de olaya dahil olanların davranışları. Cinayetten çok anlatıcının hayatına odaklanıp, iç dünyasında yaşadığı gelgitler okuyucuya gösterilir.
Eğer postmodern anlatı ve postmodern roman üzerine biraz bilginiz yoksa okumaya başladıktan belli bir süre sonra sizi sarmayabilir. Çünkü, polisiye romanda anlatı, sebep-sonuç-mekan-kişi üzerinden giderken; gerilim, aksiyon, heyecan arka arkaya gelir. Suçlu kaçar ve polis (Burada okuyucu) kovalar.
Konuyu ayakta tutan da odur. Burada ise kurgu kendi içinde hareket ediyor ve gerilim, aksiyon, heyecan yerine, olaylar durağan, sıradan, normalmiş gibi akar. Cinayet arka planda. Anlatıcı ön planda.
Postmodern unsurlar üzerinden değerlendirildiğinde-bu işin uzmanı değilim ama- bence başarılı bir çalışma denilebilir. Ama genel okuyucu -ben de genel okuyucu içindeyim- için çok tercih edilecek bir tarz olmayabilir (yanılabilirim).
(Roman okuduğumda, gerçek olaylardan esinlenilerek yazılmış kitapları daha çok tercih ederim.)
Cinayet, yazarın kendi kafasında oluşturduğu dünya ile anlatılır. Geçmiş ve şimdi hareket halindeyken ona takılan vagonlar içinde iç içe geçmiş hayatların parçaları da bulunur. Kişilerin iç sesleri daha yoğundur (burada anlatıcı). Kitapta yazarın oluşturduğu iç ses bazen parantez içinde gözükürken bazen de anlatılan metin içinde düz bir şekilde verilir. Cinayetin çözülmesi için gerekli maddi unsurlar çok önemli değil. Onlar arka plan da silik olarak verilir.
Roman içinde roman var. Bir cinayet romanı yazmaya karar veren yazarımız, ünlü türkücünün öldürülmesi üzerine yazmaya başlar. Yazar Emin, cinayet soruşturmasında komiser Haydar'a yardım ederken, bilinen olgular haricinde kendi kafasında oluşturduğu bazı düşünceleri de kendi romanına ekler. O zaman şu soru sorulabiliyor? Yazarımız Emin, komisere yardımcı olup cinayeti çözmek mi istiyor yoksa yazacağı kitap için malzeme mi topluyor?
Yazarımız evli ve karısı (Akın) da kendisi gibi bir yazar. Bir cinayet iki yazar var. Yazarımız, düşüncelerini bize sürekli aktarırken karısı ise eve misafir olarak gelen gizemli yabancıyla günlerini değerlendirir.
Yazarımız hem sesli hem de sessiz düşünür. Soru sorar ve kendince cevap verir. Kendi oluşturduğu yapı içinde herşey doğrudur. İç ses gün gelir dış olaylara yani maddi delillere dayanmadığı halde sezgi olarak önplana çıkar.
Yazar, düşlerinde oluşturduğu hayatı gerçek hayata taşımak ister ve ikilem içinde kalır. Cinayeti çözmeden önce kendi kafasında oluşturduğu o umarsız sorular için cevap arar. Bazen o cevabı iç dünyasından çıkarıp dış dünyaya montajlar.
Kitabı okudukça (yani okuyucu) cinayetin çözümlenmesini mi okuyoruz yoksa yazarın (Emin) yazdığı cinayet romanı mı okuyoruz, bu düşündürüyor.
Roman içinde romana bakarken daha sonra başka bir roman taslağı karşımıza çıkar. Klasik anlatı sevenlerin -belki de- garipseyeceği bir tarz olabilir. Anlatı bir cinayetle başlarken, farklı, ayrıcalıklı bir düşünme ile başka bir yere doğru gider. Bu gidişat Emin'in istediği gibi mi yoksa komiserin istediği gibi mi olacak bunu da zaman gösteriyor.
Birinci tekil anlatımla hikaye başlar. Yazar rıhtımda oturup, aklından geçenleri anlatmaya başlar. Önce kendi hayatını anlatır ve oradan cinayete bağlanır kitap. Anlatıcının ağzından yapılacakları öğreniyoruz. O bizi yönlendiriyor.
Anlatıcı kendini, etrafını, karısını anlatarak panoramik bir fotoğraf çeker. Kendisinin ve karısının (ikinci karısı) da matematikçi olduğunu ve ayrıca karısının da iyi bir yazar olduğunu buradan öğreniriz.
Anlatıcı hayata dair şeylerden kısaca bahsediyor. Karısının yazdığı romana atıfta bulunuyor. Yaptığı katkıları anlatır ve yazar olarak karısını da eleştirir. Yazar bir erkeğin, yazar bir kadın ile ilgili edebi çalışmaları hakkındaki düşüncelerini de okuyoruz.
Kitap uzun bir ön bilgilendirme içerir. Konuya hemen girilmez, olay hemen anlatılmaz. Sadece ileri de anlatılacak olayların nereden başladığını bildirir.
Roman içinde roman okuyoruz. Biz romanı okurken içerde oluşturulan bir romanın da yapım sürecine (sonra başka bir roman daha ortaya çıkar) eşlik ederek hem yazarın 'acaba bu kısım oldu mu?' gibi sorularına muhatap olurken hem de bu doğrultuda okuyucunun da zihin jimnastiği yapması sağlanır. Kendi kendine sorular sorar. Esasında kafasında düşündüğü o soruları, çıkmazın aydınlatılması için hem de biz okuyucuların olaya dahil olup yazarla beraber düşünmemiz amacıyla sorar. Yazar tek başına düşünürken okuyucu da tek başına okurken, kendisine bir çeşit empati kurulmasını ister. Salt onun bize aktardıkları yanında bizim de okurken düşündüklerimiz çözüme ulaşmaya kılavuzluk yapar.
Cinayetin aydınlatılması için yapılan işler (mekan, kişi, delil) anlatılır. Zanlının evine girildiğinde evin içi, masasının üstündekiler ayrıntılı bir şekilde anlatılır. O var, bu var, şu var diye. Ama masanın üzerindeki sigaraya gelince sigara diye geçmez. Samsun sigarası da demez. Özgün adıyla yazar: SAMSUN. Ama daha sonraki sayfada ise ilaçları anlatırken bir ilacı söyleniş şekliyle de yazar.
Emin kentsoylu bir yazardır ve kendi çevresinden alıntılar yapar ve şaşalı bir şekilde yaşanan hayatı anlatır. Bekar evinde karşılaştığı manzara ve devamında elde ettiği bir kanıt onu 'Türk halkının lümpen zevkinin…" gerçeğiyle karşı karşıya getirir. Önce toplumu lümpenleşmekle eleştirir sonra 'görmezden gelmeyi yeğlediğini…" diyerek eleştirdiği toplum üzerinden kendilerini ayrıcalıklı yere koymayı sürdürür.
İncelemeyi kitabın içinde geçen şu bilgiyle bitiriyorum: "Gerek katiller, gerekse yazarlar için başarı, inceden inceye örülmüş, belli belirsiz bir algılama ağı olmalı. Okur (ya da çözümcü) zorlanmalı, sonuca varmak için uğraşmalı ki, olay ödüle dönüşsün".
Ezcümle: Beğendim, tavsiye ederim.
Not: Keşke Fransızca kelimelerin Türkçeleri de yazılabilseydi.