"Beyaz Güvercin Kurtuldu!.."
Sabah, buğulu bir ayna gibi, keskinliği dağılmış bütün bakışları, gizliyor benden... Annem...Kederliyken bile dizlerinin bağı çözülecek kadar telaşla koşturan, sırtında ki tere gözyaşlarını gizleyen, çaresizliğin vahşi dizginlerini soylu sabrına bağlamış, itaatkâr ve merhametli...Annem kalbimin imdat sesi...Zeytini, peyniri, ekmeği güzelleştiren elleri, titriyor çay bardaklarını tabaklara dizerken. Omuzları her zamankinden daha ağır, bakışları nemli, sesi bir ağıtın ilk cümlesi... Fısıltılar eşliğinde kahvaltı edildi, köşelerde karanlık insan kümeleri, ağır bir sessizlik, hava da çürüyen vicdan cesetleri, nefeslerde kanlı bir ayinin uğultulu kükremesi...Biryerlerde bazı şehirler yıkılıyor olmalı, bir yerlerde bir anne uykulu sesiyle ördüğü saçlarına kaderinden tozlar, sanrılı çığlıklar iliştiriyor, ansızın sevinsek nöbetleri diniyor olmalı... Abim, kolumdan hışımla kavradı, çekiştire çekiştire evin avlusuna, beş taş oynadığımız, mızıkçılık edip ağladığımız, çamurdan evler yağtığımız bahçeye ve sonunda harmanın ıslığını yitirmiş rüzgârına savurdu beni.Evet o seçilmişti, ömrüne bir uçurumun destanını! alnının akıyla yazmak için..."Git ve sana düşeni yap!." denilmişti.Bana baktığında içi titreyen, sen benim dağ çiçeğimsin dediği, beyaz güvercini önce yaralayıp, sonra gökyüzüne salmak için...O seçilmişti. Hiç itiraz etmedim, düştüm ardına... Elimde ki taşı iyice kavradım ve biraz ölüm korkusunun dışında hiçbir tereddüt belirtisi yoktu yüzümde... Yanımızdan geçen sürünün çıngırakları bir kaç dakika tırmaladı sessizliği, bütün sesler sussun istiyordum,sadece rüzgâr ve yaprak hışırtıları...Yokuşu tırmanırken hızlanan nefeslerimiz, güneşin perdelediği kirpiklerimiz ve boğazımda dayanılmaz bir yanma hissi... Uçurumun kenarına gelince, bütün sabah tuttuğum gözyaşlarım, sarsılarak ve hıçkırarak boşaldı, dizlerimin üstüne çöktüm.Abim toprağa bakıyordu.Abim toprağın derinliklerinde, ruhumdan yükselen ahların beslendiği ilk çığlığı arıyordu.Şimdi biri çıksa bunun bir kâbus olduğunu söylese, o toprağa sarılıp dövünerek ağlardı. Susuyordu, Onun suskunluğu beni ölümümden daha çok ürkütüyordu.Benden sonra kendine de kıyacak diye ödüm kopuyordu. "Abi" dedim hıçkırarak, benden sonra kendine de kıymayacaksın değil mi? "Bacım" dedi.Ağlamaktan kızarmış gözleriyle beni incitmekten ölesiye korkarak ama bu ses annemin çaresizliğine çok benziyordu... Sözünü kestim. "Birgün bana yaralı bir güvercin getirmiştin.Al sana fırsat, bu hastayı sana getirdim doktor hanım, göster hünerini demiştin.Kanayan bacağından tutunca, hops evvelâ hastayı incitmeyelim, doğru ilk yardım, değince gülüşmüştük.Koşup nineme götürmüştüm güvercini, hemen bir merhem sürüp çıta ile bağlamıştı kırılan bacağını. Ömrümün en güzel günüydü..." Bu sözlerim onun acısını birkaç saniye dindirmişti.Sonra yeniden hıçkırarak cebinden çıkardığı namluyu bana doğrulttu. "Dur!.. Dedim.Sana birşey vereceğim.Elimde ki beyaz taşı ona uzattım.Hatırlıyor musun ilkokulda öğretmenim taş kolleksiyonu yapan küçük bir kızı anlatan bir hikaye okumuştu, ben de abi, deniz kıyısında binlerce farklı renkte taş varmış, benim de rengarenk taşlarım olsaydı keşke dedim.Sen de beni mutlu etmek için topladığın taşları, sulu boyayla rengarenk boyamıştın, içlerinden beyaz olanı hep yanımda taşıdım ve o gün de benim en mutlu günümdü.En mutlu günlerim hep senin emeğindir abi.Neolur geri çevirme son isteğimi, bu suçlulukla yaşamanı istemiyorum.Ben kendimi uçurumdan atacağım, havaya birkaç el ateş et ve dön köye..." Abim, perişan olmuştu, namluyu indirdi, daha fazla dayanamadı ve dizlerinin üstüne çöktü. Kararlılıkla ayağa fırladım, yüzümü uçuruma döndüm ve yürümeye başladım...Kulağımda annemin türküleri vardı.Ve neşe ile koşup cıvıldadığımız dağlar, kekik kokuları, kollarımı açtım ve kendimi boşluğa bıraktım. Toprağa doğru yuvarlandım, bir el belimden kavrayıp beni tutmuştu ve var gücüyle savurmuştu.Abim ellerimi, toz içinde kalmış yüzümü hıçkırarak öpüyor ve bağırıyordu. Sesi bir dağdan diğerine çarparak büyüyordu, "Beyaz güvercin kurtuldu... Beyaz güvercin kurtuldu!.."
··
32 Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Elinize sağlık, güzel olmuş, motiv belli değil , ama olmaması daha güzel geldi bana. Hikayelerde kullandığınız dil bazen biraz ağdalı gelse de bana bu öykü kıvamında olmuş, yine kurgudan uzaklaştıran şeyler var gerçi. Ama ortalardan itibaren rahatlıyor öykü. Etkileyici bir hikaye yine, teşekkürler katkınız için.
Eylül Türk
Gönderi Sahibi
Ben teşekkür ederim Erhan Bey, kıymetli yorumunuz için...Dilerim sonu hep ümitle biter böyle hikâyelerin...
Hani kapalı bir havada ciğerleri soluksuz kalır bulutların ve yeryüzüne uzanan elleri boştur, kırıktır ve kırgın ama vazgeçmez umudundan.. onu izleyen bakışlar ise yağmurdan buğulu. Öylesine toz, öylesine kurak ve öylesine yağmurlu içim, kelimelerinin karşısında... Masalın dinmesin derdin bana hep. Sözlerin ki söylemediklerinin ardında bir sevgi rüzgarı... Hüzün, sana sığınan masum bir kuş gibi. Ama en çok Huzur yakışır derim, bilirim... Kuşlar, uçmak içindir.... Huzurun dinmesin Melek Ablam... Yüreğine sağlık. Varlığına sağlık...
Eylül Türk
Gönderi Sahibi
Huzurum sensin, Gülbeşeker'im, kalbine hürmetle :)
Tam bitiyor derken ne güzel bir son, umut, sevgi var dedirten. 💜
Eylül Türk
Gönderi Sahibi
:) Mevlâ bu hikâyeyi sürdürmek mecburiyetinde kalanların yardımcısı olsun Şimâl Hanım, yüreğiniz varolsun.
Betimlemeleriniz çok hoş olmuş Eylül Hanim tesekkür ederim Kaleminiz daim olsun..
Eylül Türk
Gönderi Sahibi
Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim,yüreğiniz varolsun.
Hikaye bittiğinde büyük bir kedere boğulabilirdim, o güzel finaliniz olmasaydı. Teşekkürler. Yüreğinize sağlık Eylül Hanım.
Eylül Türk
Gönderi Sahibi
Biraz tebessüm hepimize iyi gelir diye düşündüm Rahime Hocam, ziyâde olsun. :) Kâlbinize hürmetle...Ve vaktinize bereket :)
Reklam
Sevgi her daim merhameti doğurur... Yüreğinize ve kaleminize sağlık.
Eylül Türk
Gönderi Sahibi
Eyvallah, vakit ayırdığınız için teşekkür ederim Kitap Tutkunu.