‘’Biliyor musun, ilk mektuplarımda ‘Bana böyle şeyler yazma, sonra sana deli gibi âşık olurum,’ demiştim, oldum işte…’’
Sabahattin Ali’nin, eşi Aliye ve kızı Filiz’e göndermiş olduğu mektuplardan oluşuyor kitap. Sabahattin Ali’nin Aliye Hanım’a nişanlılık dönemlerinden itibaren gönderdiği mektuplar bulunuyor. Aliye Hanımın da mektuplarının bulunmasını çok isterdim. Fakat, Sabahattin Ali’nin aşkını ve hasretini satırlara çok güzel bir şekilde dökmüş olması doyurdu beni.
1935-1948 yılları arasında yazılmış olan mektuplar, bize Sabahattin Ali’nin yaşantısı hakkında bilgiler veriyor. Hapishaneden, İstanbul’dan, İzmir’den, Çankırı’dan Aliye Hanım ve küçük kızı Filiz’e her zaman umut dolu mektuplar yazıyor. Sevgi dolu bir eş, ilgi dolu bir baba… Lakin mahkemeler ve birtakım işler hep ayrı düşürüyor onları.
Mektuplarında hep kavuşmak ve özlem temaları yer alıyor. Mektup tarihleri 1948’e yaklaştığında, sonunu bildiğiniz için üzülüyorsunuz. Bir mektubunda ise şöyle diyor:
İhtiyarladığımda çekilmez bir adam olacağım hakkındaki iltifatına teşekkür ederim. Ama bu tahmin doğru çıkmayacak sanırım. Çünkü ihtiyarlayacağımı kim söyledi? Hep genç kalacağım.
Nitekim dediği gibi de oluyor Sabahattin Ali’nin, hep geç haliyle hatırlıyoruz onu çünkü 2 Nisan 1948’de kalleşçe öldürülüyor.
Kitabı okumadan önce Değirmen adlı öykü kitabını okumanızı tavsiye ederim. Aliye Hanım’a kitabı beğenip beğenmediğini soruyor ve bazı öyküler hakkında fikirlerini belirtiyor. Bunun haricinde Markopaşa Yazıları ve Ötekiler kitabını da bu kitaptan önce okumanızı tavsiye ederim. Neden hapishaneye düştüğünü anlamanız ve derginin çıktığı zamanlar mektuplarına yansımasından ötürü.