Nisan Ayı Hikaye Etkinliği
GÖNÜLSÜZ ŞAHİT Küfür sesleri geliyor hep.  Bağırmalar, çağırmalar, anırmalar, hırıltılar, iniltiler… İşlek bir sokağın, kuytu bir binasında ağlayan bir kadın, suçlayan bir koca… Yumruğunu sıkmış, çenesi titriyor. Hak etmediğini söylüyor. Bunun yaşayacağına ölseymiş daha iyiymiş diyor. Kadın mahcup. İşlek değil, kuytu bir sokak. Sokağın köşesinde etrafı kolaçan eden bir çift göz, ortasında ise yılların tecrübesiyle arabayı açmaya zorlayan bir çift el. Başarıyor. Bir çift kirli eliyle kullandığı arabaya, bir çift gözü de alıp uzaklaşıyor. Hiç utanmıyor. Dar bir sokak. Uzamış bıyıklarını dudağıyla kemirmeye çalışan çirkin bir surat. Cebinden beyaz bir toz çıkartıp uzatıyor. Rengi solmuş, gözleri morarmış, eti çekilmiş, kemikleri belirginleşmiş, hayatı henüz 17 yıldır yaşamış bir fidan eli titreyerek alıyor çirkin suratın uzattığı şeyi. Gözleri parlıyor,  can suyu verilmiş gibi çiçek açıyor fidan. Çirkin surat uzaklaşıyor, genç fidan can suyunu içiyor. Çok susamış, kana kana içiyor. Can suyu tüm hücrelerine yayılıyor, kemikli elleri titriyor, bacakları kasılıyor, gözlerinin feri sönüyor. Ruhu bedenine küsüp terk ediyor fidanı. Fidan pişman. Işıklı bir cadde. Sağa yanaşıyor bir araç. Vitrin tasarımını iyi yapmış bir kadın yaklaşıyor araca. Adam kadını süzüyor. Çoluğumun, çocuğumun rızkını vereceğim bari değsin diye pür dikkat inceliyor. Pazarlık yapıyorlar. Kadın kendine özel silahlarını kullanmaktan çekinmiyor, adam esriyor. Arabaya atlayıp devam ediyorlar,  adam heyecanlı, kadın buruk. Adama bakıyor midesi bulanıyor, kendine bakıyor midesi ağzına geliyor. Çocukluğu geliyor aklına, annesinin öpe okşaya büyüttüğü bu bedenin nasıl bu hale geldiğini düşünüyor. Kime kızıp, neye küfredeceğini bilemiyor. Herkese lanet okuyor. Palmiyeli bir bulvar. Mavi camlı plazanın tepesinde orta yaşlı bir zayıf. Omuzları çökük şekilde Işıkları izliyor, geçen arabaları saymaya çalışıyor, arada bir de kafasını kaldırıp bana bakıyor. Bir muhakeme içinde… Yo, yo bir karar aşamasında… Yapamadım diyor. Yokuşları aşamadım, düzü hiç göremedim. Zayıfım ben, hayat ise çok güçlü. O kazandı, ben kaybettim ve gidiyorum şimdi …  İşte gidiyor. Zayıf Adam hayata karşı havlu attı. Olacak olan oldu, ölecek olan öldü ve bana alakam olmayan tüm bu şeylerin tanığı olmanın hüznü kaldı. Bir de dolaylı yoldan faili olmam. Halbuki şahidi bile olmak istemeyeceğim şeyin nasıl olur da faili ben olabilirdim. Ama onlara göre ben suçluydum. Ne de olsa gündüzün şerri, gecenin hayrından yeğdir. Karanlıktım bir kere. Bu bile bir sebepti onlar için. Kendi içlerindeki karanlığı nasıl da görmüyorlardı. Kendi karanlıklarını benim karanlığımla örtbas etmeye çalışıyorlar ve bu yüzden karanlıklarında boğulmak için en çok beni tercih ediyorlardı. Bir şeyler daha oluyor sokaklarda, caddelerde, kapalı kapıların ardında ama bakmıyorum. Zamanım doluyor çünkü. Güneş ışıyacak birazdan ve herkes muhakemesini gece yapacağı amelleri işlemeye devam edecek. Ben ise ihanetin, ayıbın, zalimliğin, utancın ve zayıflığın gönülsüz şahidi ve faili olmaya devam edeceğim.
··
64 Gösterim
9 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Elinize sağlık, geç olmuş ama:))) Artık kısa cümleler kuruyorum tarzı hikayeniz dikkat çekici had safhada. Gece temadan da öte kahraman evet. Kurgu diğer öykülerinize göre bir tık (her yerimize girdi bu tık olayı:) geride kalmış. Ama böyle bir anlatımda daha iyisi de zordu zaten. Güzel olmuş gerçekten. Teşekkürler katkınız için etkinliğe.
Rahime
Gönderi Sahibi
Zaten kahramanın gece oluşunu çıkartırsak değindiğim noktalar klişe olduğu için biraz da kısa cümleler, benzetmeler falan çıktı. Kurgunun zayıflığını, anlatım ile kamufle etmekti niyetim. Öteki türlü klasik bir şekilde yazsaydım vasat altı bir şey çıkardı sanırım. Önümüzdeki daha farklı bir şey deneyeceğim. :)
Afili cümleler yazmayı beceremiyorum hiç biliyorsunuz. Gayet iyi olmuş yazınız, "gece" ne zaman ben buradayım diyecek derken sonunu güzel bağlamışsınız, beklemiyordum... Elinize sağlık...
Rahime
Gönderi Sahibi
Afili cümlelere ne hacet, okumuş olmanız bile yeterli Nilüfer Hanım. Teşekkür ederim. :)
Rahime’nin öyküye başladığım an, hmmm, tanrısal anlatıcı kullanmış diyorum. Yağ gibi kayıyor metin. Sık sık yorum yapıyor anlatıcı. Yargılıyor da ha! Olur bu da, ama çok eskilerde ta Klasik kurmacalarda kaldı bu, diye düşünüyorum. “arada bir de kafasını kaldırıp bana bakıyor.” Bu cümle şaşırtıyor iyice. Tanrısal anlatıcı kendisini gerçekten de tanrı sanıyor diye düşünüyorum. “Palmiyeli bir bulvar. Mavi camlı plazanın tepesinde orta yaşlı bir zayıf. “ Bunlar benim sevdiğim cümleler. Mesela ikinci cümle eksiltmeli cümle ki, çok severim. A, son paragrafta anlatıcı değişti! De, kim bu? Tanrı mı konuşuyor? Anaaa, anlatıcı karanlıkmış ayol. Şeytan seni. Nasıl da düşündün be Rahime? Bravo! Gerçekten bravo. Ama bir dur hele! Eleştirilerim de var. :)) Bu sefer de karanlığın her şeyi bilmesi bir problem yaratıyor bence. Karanlık da bir kahramanı öykünün ve bilemez ama yorum yapabilir. Tahmin edebilir, tecrübesini konuşturabilir. Mesela, “Çocukluğu geliyor aklına, annesinin öpe okşaya büyüttüğü bu bedenin nasıl bu hale geldiğini düşünüyor.” Bu cümle. “Çocukluğu geliyordur-gelmiştir aklına, annesinin öpe okşaya büyüttüğü bu bedenin nasıl bu hale geldiğini düşünüyordur.” Gibi tahmin, yorum ve tecrübesini konuşturarak kolaylıkla aşılabilir. Cümle değil ama cümlelerde kelime tasarrufu öyküde çok önemlidir benim için. Elbette yazarın bileceği şey bu. Mesela, “Omuzları çökük şekilde Işıkları izliyor” bu cümlede “şekilde” fazlalıktı. Varlığı ya da yokluğu okurun anladığı şeyde değişiklik yaratıyor mu? Bence yaratmıyor. Sir Hugh Walpole diye bir ölümlü, “Bir öykü, öykü olmalıdır: gerçekleşen olayların bir tutanağı işlevini görmelidir, içinde beklenmeyen gelişmeler barındırmak, gerilim yaratarak okuru bir düğüme göndermeli ve doyurucu bir çözüm sunmalıdır." Rahime metnin bir öyküydü. Başka söze gerek var mı? Kalemine sağlık.
Rahime
Gönderi Sahibi
Evet, bu tanrısal karanlık çok fonksiyonlu bir anlatıcı diyeyim işin içinden çıkayım en iyisi. :)) Vaktini ayırdığın için çok, çok teşekkür ederim Metin abi. :)
Çok güzeldiiii özellikle de son paragraf... :) özlemişim hikayelerini okumayı, arayı açtım baya ama kapatacağım :) Aklıma kitap hırsızı geldi sonunda anlaticinin gece olduğunu fark edince. Anlatımın da o karanlıkla baya uyumlu geldi bana, o belirsizlik karanlığı vurgulamıș gibi... kalemine sağlık :)
Rahime
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim İclal. Biraz ruh halimi yansıttım sanırım bu hikâyeye. Şu sıralar geceden hallice, bulanık yaşıyorum desem yeridir. :) Ben de senin öyküleri özledim. Galiba en son empati-yolculuk temasında yazmıştın sonra da kayboldun. :) Derslerden fırsatın olursa bu ayı boş geçme bari. :) Vaktini ayırıp okuduğun için tekrar teşekkür ederim.
Öncelikle kaleminize sağlık. Genel olarak özetleyecek olursam, ters köşe yapan bir öykü ama anlatıcı bakımından. Eğer o sondaki kısımda anlatıcının gece olduğunu anlamasaydık bu fiyasko olurdu ama en sona gelince dank etti ve ters köşe yaptı. Metin abi ye ek olarak bir kaç şey söylemek isterim. Demişti öykünün tek şansı nakavt. Burada onu yapmışsın ama daha da sarsıcı olması da mümkün çünkü önü 'gece' kadar açık bir fikir yaratmışsın. Tanrı anlatıcıdan geceye. Evet bu çok iyiydi. Ama takıldığım şey, anlatıcının yani gece'nin ahlak ahkamlarının rahatsız ediciliği. Aslında tanrı anlatıcıdan uzaklaşmaya başladığı için bu durum söz konusu olabilir. Ahlaksızlığı yaratan tanrı neden ahlaktan dem vuruyor dedim ilk başta. Çakozladım ama yine de değişim güzeldi. Kelime fazlalıklarına değinilmiş zaten. Onun dışında daha uzun olmasını istedim okurken. Belki bir düzenleme olur ilerleyen zamanlarda =) Teşekkürler elinize sağlık.
Rahime
Gönderi Sahibi
Yorumunuz için çok teşekkür ederim Yasin Bey. Farklı simalardan bir değerlendirme almak çok güzel, sağ olun. :) Kısa olması konusunda çok haklısınız. Evet, bence de daha uzun olmalıydı çünkü konu buna çok müsaitti. Mazeret olarak değil ama bu konuya bir açıklama yapmam gerekirse, değindiğim konuların klişe olması canımı sıktı, çarpıcı ya da okurken, okuru heyecanlandıracak başka bir şeyler de üretemeyince kısa kesip bitirmek istedim. Huzursuz ruh halimden kaynaklandı yani. :) Tabii bu yapılanı affettirmez, kesinlikle eksi bir durum kendi açımdan. Son paragrafa kadar anlattığım tüm olaylar Tanrısal bakış açısı ile yazıldı, son paragrafa gelince de gözlemci bakış açısına geçtim. Bu da sanırım 'ahlak ahkamı kesme' konusunda bir sıkıntı oluşmasını ortadan kaldıran bir durum. Ha yok, bu iki bakış açısı aynı metinde kullanılamaz, teknik bir hata var denilirse boynumdan kıldan ince. Eksik bilgilerimi tamam etmek için çalışırım. :) Değerlendirmeniz için tekrar teşekkür ediyorum, eksik olmayın. :)
Reklam
youtu.be/2y4dbgguxkQ Bu eserle okuma gafletine düşmeyin sakın :)
Rahime
Gönderi Sahibi
Bakın şarkıda bile geceyi suçluyorlar. Gece çok mağdur. :)