Gönderi

Büyük Engizisyoncu, İsyan ve Aleksey Karamazov
10/10
·1008 syf.··
Beğendi
·
2019 64. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2019 00:15
Kusursuz bir roman, bunu belirtmek gerek. Okuduklarım içinde en iyisi, en güzeliydi ve muhtemelen öyle de kalacak. Dostoyevski’nin neden dünyanın en büyük yazarı olduğunu bu romanı okuyarak kolayca anlayabiliyoruz. Öncelikle, üzerinde uzun uzun konuşulacak iki bölümden bahsetmek istiyorum: Büyük Engizisyoncu ve İsyan. Özellikle Engizisyoncu Kardinal’in olduğu bölüm tamamen ayrı bir sanat eseri ve Freud'un dediği gibi ne kadar övsek azdır. İvan Fyodoroviç Karamazov, kendisinin yazdığı bu mensur şiiri ayrılmalarına az bir zaman kala kardeşi Aleksey Karamazov’a okur. Uzun bir monologdan oluşan bölüm on altıncı yüzyılda geçer ve bir kardinalin ağzından yazılmıştır. Bölümde, İsa yeniden dirilmiş, halkın arasında dolaşıyordur ve şehir meydanında bizim kardinal dirilmiş olan İsa’ya rastlar. Muhafızlarına onu tutuklamalarını söylediğinde İsa’nın çevresinde, onun mucizelerine şahit olmakta olan halk karşı çıkamaz. Sonunda İsa mahzene kapatılır ve kardinal onun yanına geldiğinde monologuna burada başlar. “Bugün ayaklarını öpen halk, yarın bir göz işaretimle atılacağın ateşe odun taşımaya koşacak, bunu biliyor musun?” Kardinal’in İsa’yı suçlamasının sebebini kısaca şöyle özetleyebiliriz; İsa insan doğasını gözünde fazla büyütmüş, şeytanın ondan gerçekleştirmesini istediği mucizelere karşı çıkıp insanların onu hür iradeleriyle sevmesini istemiştir. Kardinal bunun yanlış olduğunu söyler çünkü insanların, kendilerine doğru ile yanlışı seçme şansı verilmesinden, onların bu tür sorumluluklardan nefret ettiğini düşünmektedir. “İnsanlar özgür olduklarına şimdi her zamankinden çok daha emindirler; oysa özendikleri özgürlüğü kendi elleriyle bize teslim ediyorlar.” “Seni uyarmaya çalıştılar; uyarma, öğüt eksik değildi, ama dinlemedin, insanları mutluluğa götüren biricik yolu teptin.” Burada insanlığı mutluluğa götürecek yoldan kastığı da şudur, kutsal kitapların deyimiyle İsa, onu “yoldan çıkarmaya çalışan” Şeytan’ın ondan istediği üç mucizeyi yerine getirmemiştir. Mesela, Kötü Ruh ondan çöldeki taşları ekmeğe çevirmesini istediğinde İsa reddetmiş ve “yalnız ekmekle yaşanmaz” diye karşılık vermiştir. Kardinalin dediğine göre ise insanlar yüzyıllar sonra “önce karnımızı doyur, sonra bizden erdem iste!”diye haykırırlar. Din adamları ya da kilise, beş yüz yıl sonra insanların karınlarını onlar doyurmuş, İsa’nın yapabileceği fakat reddettiği “iman”ı onun adına onlar inşa etmişlerdir. “Sonunda özgürlüğü ayaklarımızın dibine sererek, ‘Köleliğe razıyız, sadece doyurun bizi!’ diyecekler, özgürlükle doyasıya dünya nimetinin bir arada olamayacağını anlayacaklar ve bunu aralarında paylaşmaya asla yanaşmayacaklar.” Kilise onların karnını doyurur, neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu söyler; insanların mutlu olmak için bir iktidardan ihtiyaç duyduğu her şeyi sunar onlara. İsa bunları geri tepmiştir, onlara özgürlük vermiş fakat insanlığın özgürlükten çok yadırgadığı bir şeyin olmadığı gerçeğini gözden kaçırmıştır. Büyük Engizisyoncu insanların bir yönetici güruhuna neden bu kadar ihtiyaç duyduğunu anlatır. Yöneticiler onların karınlarını doyurur ve karşılığında onlara neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söyler; ve insanlar özgürlüklerini memnuniyetle onlara teslim eder . * Aleksey Fyodoroviç, kardeşinin konuşması bittiğinde, tıpkı İsa’nın sustuğunda kardinale yaptığı gibi onu dudaklarından öper. Karşısındakiyle hiç tartışmaya girmeden bir sevgi ifade etme biçimi gibidir bu. Aleksey, bu mensur şiirin İsa’ya bir övgü olduğunu söylemiştir, Dostoyevski kitaplarında aşina olduğumuz bir “bağışlayıcılık” teması burada da kendini gösterir. Onu yakacağını söyleyen kardinali öpen İsa yeryüzündeki iyiliğin ve bağışlayıcılığın timsalidir. * “Öcü ne yapayım ben, canavarlar cehenneme gidecekmiş; cehennem, yaptıkları kötülüğü, mahvettikleri hayatı geri getirebilir mi?” İsyan, Büyük Engizisyoncu’dan hemen önceki bölüm. İvan Karamazov burada acı çeken çocukları öne sürer ve yukarıdaki soruyu sorar. Dine dair yazılan en büyük antitezlerden birisi bana göre. İvan Karamazov kısaca, suçluyu istediğin kadar cezalandır, bir çocuğun gözyaşı kadar etmez diyor. Ayrıca Tanrı’nın varlığını bir de şu yönden bakarak sorgular: “Tanrı varsa ve yeryüzünü gerçekten yaratmışsa, onu Eukleides geometrisi üzerine kurmuş, insan zekâsına ancak üç boyutlu kavrayabilme gücü vermiştir. […] zekâm Euklitos çevresi içinde, dünyasaldır. Bu yüzden bu dünyanın ötesinde konularla uğraşamam ben.” İvan’a göre, Tanrı dünyayı Öklit geometrisine göre yaratmış, buna bağlı olarak da insan zekâsını bunu algılayacak biçimde tasarlamıştır. Öteki dünya ve Tanrı gibi sorular da dünyasal olmadığından bunlar insanın cevaplayabileceği sorular değildirler. Yine de bunu söyledikten sonra Tanrı’nın varlığını kabul ettiğini söyler. * Dmitri Karamazov’un günah işleyip, acı çekerek günahlarının bedelini ödemesi Dostoyevsi romanlarında sık karşılaşabileceğiniz bir tema. “Yaşadığım hayata karşılık kendimi cezalandırıyorum,” der romanın sonlarına doğru. Sonra İvan Karamazov, Dmitri’nin işlediği cinayete ilham kaynağı olduğunu öğrenir ve o da yataklara düşer. En sonda, saf ve temiz kalan tek karakter Aleksey Karamazov’dur. Bozulmuş toplumdaki temiz ruhun timsalidir bir nevi, Budala’nın ana karakteri Prens Mışkin’e benzetilse de ondan daha olgun, sorumluluklarının bilincindedir. Kitap onun çocuklara yaptığı bir konuşmayla sonlanır.
Edebiyat
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,2bin okunma
··
59 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Tam bu bölümleri okuyorum şuan ve içimde bir şeylerin oturmadığını, aynı paragrafı 2-3 kez okusam bile tam olarak sindiremediğimi farkettim ve kendimi 1000k'ya attım belki sorularıma cevap bulurum diye. O kadar güzel yazmışsınız ki kafamdaki tüm soruların cevabını aldım desem abartmış olmam. Teşekkür ederim bu yazı için :)
B
Gönderi Sahibi
Yardımı dokunduysa ne mutlu:) iyi okumalar.