yüreğini dinle, bi' bildiği vardır...
3/10
·161 syf.··
2019 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2019 17:36
“Kitaplar,insanı kitaplara götürür.” Bu kitabı okuma serüvenim tam da bu cümleye uygun gerçekleşti. İsmet Özel’in Faydasız Yazılar kitabında bahsedilince ilgimi cezbetti Simyacı kitabı. Sonrasında kitabı okurken de daha önceden okuduğum birçok kitaptan cümleler akın etti hafızama, ne demiş İsmet Özel “Okumanın rehberi okumaktır.” Kitap sıklıkla Tevrattan, onun haricinde Hristiyanlıktan ve İslamiyetten izler taşıyor, hatta bazı karakterler Bu Kitaplar’da yer alan kıssalardaki insanların yansıması olarak çıkıyor karşımıza. Hal böyle olunca ben de Müslümanca bir bakış açısıyla cümleleri eleştirmekten kendimi alamadım. Bu bakış açısıyla eleştirdiğim karakterlerden ilki Billûriye Tüccarı oldu: “Değişmek istemiyorum çünkü nasıl değişeceğimi bilmiyorum. Artık tam anlamıyla kendime alışmış durumdayım.” diyordu hayallerini gerçekleştirmekten korkan tüccar. Okur okumaz tüccarın ne kadar zayıf karakterde olduğunu; kendisini, fıtratına ne kadar da aykırı bir düşünceyle sınırladığını düşündüm. Çünkü bizi yaratan Allah sadece “yaratan” (خالق) sıfatına sahip değildi, aynı zamanda “sürekli yaratan, yaratmaktan bıkıp usanmayan” ( خالاق) bir Allah’ımız vardı. Bu durumda biz de, Müslümanlar olarak, her an yeniden yaratıldığımıza ve etrafımızdaki her şeyin de bu sürekli yenilenişin bir parçası olduğuna iman etmiş oluyorduk. Durağanlığı, monotonluğu, pasifliği reddetmemizi gerektiren bir inanca sahiptik biz. İman sözde kalınca değil, eylemle ispat edilince anlam kazandığına göre de iman ettiğimiz bu gerçeğin sorumluluğunu yüklenmemiz gerekiyordu. Zaten “iki günü bir olan ziyandadır.” hadisi de bize bu sorumluluğu hatırlatmıyor muydu? Bu durumda Müslüman bir insana “kendime alışmış durumdayım” gibi bir mazarete sığınmak ve seferden geri kalmak yakışmazdı. Hikayemizin ana karakteri olan çobanın sonunda gönlüne ve gönlünden geçenlere layık bir hanım efendiyle tanışıp birbirlerine aşık olmaları ise kitapta “iyi ki yer verilmiş” dediğim kısımlardandı. Bu iki insanın gerçek sevgisine şahit olmak, günümüzde sahte aşklara bu kadar maruz kalan bizler için daha kıymetlidir diye düşünüyorum. Fatıma isimli bu hanım kızımızla çobanımızın aşkı bize gösteriyor ki gerçek sevgi insana kimliğini kaybettirmez, hayallerinden onun uğruna vazgeçmesini beklemez. İnsanı tutsak etmez aksine onu özgür kılar. Eğer aşk zannetiğiniz şey sizi birine ya da bir şeylere mahkum ediyorsa o aşk değil tutkudur ve tutku tutuklar. Burada gerçek sevginin bariz bir örneğini görmüş olduk. Sevgisine kapılan çoban, uğruna çöller aştığı hayallerinden, Fatıma için vazgeçmeye hazırken ona karşı gerçek bir sevgi besleyen Fatıma bunu yapmamasını söyledi ve böylece çoban emek verdiği hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmadı. Birbirlerine duydukları sevgi onları birbirlerine mahkum etmedi, aksine özgür kıldı. Sonunda amacına ulaşmış, bu hayatta yapması gerekeni yaptığına inanarak dönen çoban dönüş yolunda, “aşkın, bir insanı kişisel menkıbesinden asla uzaklaştırmaması gerektiğini kendisine anlatan bir çöl kadınına rastaladığı için” şükrediyordu. Bu satırları okurken benim, Furkân Suresi yetmiş dördüncü ayette bahsi geçen “Bize göz aydınlığı olacak eşler ver!” duasından anladığımın tam da bu türden bir ilişki olduğunu fark ettim. Birbirinin “daha iyi” olmasına müsaade eden; bu yolda birbirini destekleyerek birbirini ileri götüren iki insan arasındaki gerçek sevgi. Gerçek sevgi ve çarpık sevgi arasındaki farkı çok güzel anlatan ve benim de en sevdiğim başucu kitaplarımdan olan Yürek Devleti kitabını bu satırları okurken sıklıkla andım, bu konudan dertli olanlara tavsiye ederim. Son olarak kitapta genel olarak da üzerinde durulan ama sonlara doğru daha da çok vurgulanan yüreğimizden gelen sese kulak verme ve hayallerden vazgeçmeme meselesine değinmek istiyorum. Bu konuda çobanımız da bir hayli dertli çünkü kendisi de kolaylıkla pes edebilen karakterde birisi, eğer yan karakterler gelip de onu motive etmese yolun başında çoktan vazgeçmişti. Ama bizim hayatımızda nasıl her düştüğümüzde bizi kaldıran biri olmuyor sonunda kendimiz kalkmayı öğreniyorsak, çoban da bunu öğrenmek zorunda kalıyor. Kimse bize yapabilirsin demezken hatta aksini iddia ederken nasıl oluyor da hayallerimizden vazgeçmeyecek gücü kendimizde bulabiliyoruz? Çünkü yüreğimiz fısıldıyor. Eğer ona bu yoldan ayrılmayacağımızın güvenini verirsek fısıldamaktan öte gümbür gümbür destek çıkıyor bize. Aamir Khan’ın dediği gibi “Yürekler çabuk korkar, o yüzden onları her şeyin yolunda olduğuna inandırmak zorundasınız. All izz well.” Kitapta da delikanlı ile yüreği arasında bir sohbet geçiyor: #50058486 İnsanlar hayallerinden vazgeçtikçe yüreklerin de bu konuda artık sessiz kalmayı tercih ettiğini anlatıyor delikanlının yüreği ona. Asla susmayız ama diyor, fısıldarız ancak. Böylece eğer o insan hayallerinin peşinden gitmeye cesaret edememiş de ait olmadığı bir hayatı yaşıyorsa, biz ona hayallerini hatırlatmayız ki pişmanlık duyup acı çekmesin. “Çünkü yürekler en çok acı çekmekten korkar.” Çobanın yüreğine söz verdiği gibi... #50058499 Ben de söz veriyorum: “Eğer hayallerimden uzaklaşacak olursam göğsümde sıkış ve beni uyar. Bu uyarı ne zaman gelse onu dikkate alacağıma yemin ediyorum.” Yüreklerimizden gelen ve bize Hakkı tavsiye eden sesin asla kısılmaması, tam tersine gümbür gümbür şen şakrak bir şekilde içimizden taşması ve bizim bu sese kulak verdiğimiz bir ömür yaşama duasıyla... Selametle.
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,7bin okunma
··
51 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İrade terbiyesi incelemenizi okuduktan sonra diğer incelemelerinizi de merak edip okudum güzel bir kaleminiz var tebrikler daha çok kitap incelemesi yapmanız dileğiyle kaleminize saglik
Şerife
Gönderi Sahibi
Yaa🤗 Çok teşekkürler. Okuduğumuz kitapların bizde kalıcı olabilmesi için üzerine düşünülmesi gerektiğine, notların çıkarılması, bir iki satır da olsa bir şeyler karalanması gerektiğine inanıyorum. Ancak bu şekilde "bizim" olabilir okuduklarımız diye düşünüyorum. Elimden geldiğince yazmaya çalışırım. Tekrar teşekkürler 😊 iyi okumalar. 🌸