#51075561 etkinliği kapsamında ismini vermek istemeyen bir arkadaştan kısa bir hikaye:

Havva, garadeniz'de yaşayan kendi halinde bir ailenin en büyük kızıdır. Hedefi orman mühendisi olmaktır. Artvin'de bu bölümü kazanır, okur ve mezun olur.
Diplomasını alıp eve geldiği günün dört gün sonrası, annesi alır karşısına Havva'yi ve konuşur. Daha önce tüm aile bireylerinin karar verdiği o önemli meseleyi.
Lafa nereden başlayacağını bilemez anne, çünkü Havva'nin haberi olmadan Adana'daki doktor kuzeni ile Havva'yi evlendirme kararı almışlardır.
Bunları duyunca, ne tepki vereceğini bilmeyen, zaten içine kapanık olan Havva, odasına kapanıp gizlice ağlamakla yetinir.
Oysa dokse içini; söylese annesine başka birini sevdiğini onlar da anlayışla karşılar ve belki vazgeçerlerdi. Çok utangaç biri olduğundan söyleyemez ve itaat eder ailesine.
İsteme , söz derken nişan günü gelip çatar.
Salon vb. ayarlandiktan sonra sıra kıyafet alışverişine gelir. Ancak Havva aradığı nişan elbisesini bir türlü bulamaz. Sonra diktirmeye karar verir.
Herkes pembe, yeşil, mavi tonlarında beklerken
Havva sapsarı (altın sarısı degil) bir elbise ile gelir salona. Evet, hiçbir renk o kadar yakışmamıştir Havva'ya;ruh haline; dünyasına...
Sadece fotoğrafını çekenlere gülümser o gün. Herkes çekingenliğine verirken, yanında olan iki can arkadaşı durumdan haberdardır sadece.

Gerçekten Havva çok güzeldi. Sarılar içinde daha çok güzel olmuştu. Hüzün mevsimi Eylül'e yakışan bir hüzünle...