• #51075561 etkinliği kapsamında ismini vermek istemeyen bir arkadaştan kısa bir hikaye:

    Havva, garadeniz'de yaşayan kendi halinde bir ailenin en büyük kızıdır. Hedefi orman mühendisi olmaktır. Artvin'de bu bölümü kazanır, okur ve mezun olur.
    Diplomasını alıp eve geldiği günün dört gün sonrası, annesi alır karşısına Havva'yi ve konuşur. Daha önce tüm aile bireylerinin karar verdiği o önemli meseleyi.
    Lafa nereden başlayacağını bilemez anne, çünkü Havva'nin haberi olmadan Adana'daki doktor kuzeni ile Havva'yi evlendirme kararı almışlardır.
    Bunları duyunca, ne tepki vereceğini bilmeyen, zaten içine kapanık olan Havva, odasına kapanıp gizlice ağlamakla yetinir.
    Oysa dokse içini; söylese annesine başka birini sevdiğini onlar da anlayışla karşılar ve belki vazgeçerlerdi. Çok utangaç biri olduğundan söyleyemez ve itaat eder ailesine.
    İsteme , söz derken nişan günü gelip çatar.
    Salon vb. ayarlandiktan sonra sıra kıyafet alışverişine gelir. Ancak Havva aradığı nişan elbisesini bir türlü bulamaz. Sonra diktirmeye karar verir.
    Herkes pembe, yeşil, mavi tonlarında beklerken
    Havva sapsarı (altın sarısı degil) bir elbise ile gelir salona. Evet, hiçbir renk o kadar yakışmamıştir Havva'ya;ruh haline; dünyasına...
    Sadece fotoğrafını çekenlere gülümser o gün. Herkes çekingenliğine verirken, yanında olan iki can arkadaşı durumdan haberdardır sadece.

    Gerçekten Havva çok güzeldi. Sarılar içinde daha çok güzel olmuştu. Hüzün mevsimi Eylül'e yakışan bir hüzünle...
  • Bu Gün Seni Yüreğimde Öldürdüm...!
    Ne Zaman Islatsa Yağmur Bu Kaldırımları Buğulu Bir Hal Alır Gözlerim Sonra Süzülür Gözyaşı Tanecikleri...
    Ne Zaman Ağlayıp Sızlasa Bir Yorgun Bulut Kıramaz Gönlüm Esaret Zincirlerini...
    Yüreğim Saçlarımdan Dağınık Gözlerimde Ümitsiz Bir Bekleyiş, Kederler İçinde Yalnızlığımı Öğütüyorum...
    Sevgimi Ayağının Altına Paspas Etmiş Birine Aşk'ı Fısıldıyorum...
    Yüreğimi Izdırap Nameleri Yurt Edinmiş...
    Ne Yana Dönsem Kaderin Acı Sillesi, Kime Açsam Elimi Kadersizliğin Ta Kendisi Umutsuzluğun Resmi, Çaresizliğin Gölgesi...
    Artık Söyleyemiyorum Umut Şarkılarını...
    Aramızda Koca Bir Okyanus, Önümde Fırtınalar, Ben Salıp Gitmişim Hayatımı...
    Hangi Yana Savurursa Savursun Artık Önemli Değil Nerde Ne Halde Olduğum...
    Çaresizim, Umutsuzum, Sancılıyım, Yorgunum, Kederliyim, Her Şey Sağır İçimde...
    Dünyadan Bezginliğim Dünyalar Kadar Eski..
    Bedenim Onda Sürgün Yüreğim Bende Tutsak...
    Hazan Rüzgarlarının Estiği Belirsiz İklimlerde Üşüyorum...
    Rüyalarım Kadar Durgunum....
    Saçlarım Anılarım Kadar Dağınık Çehrem Bir Dal Gibi Kırık...
    İki Yokluk Arasında Varlığım...
    İçten İçe Bitiriyorum Hayat Denilen Bu Filmi...
    Git Gide Değişiyor Bir Şeyler...
    Bir Şeyler Gidiyor Dönmemecesine, Ne Çocukluğumuz Kalıyor Yanımızda Ne Eski Umutlar...
    Her Şey Yenileniyor, Acılar Bile...
    Çekip Gidiyor Gülüşlerimiz Gidiyor Vefalı Sandıklarımız...
    Yapamadıklarımız Kalıyor Yalnızlığımız Omzumuzda ve Ellerimizde Hüzün Kalıyor...
    Hiç Düşündünüz mü, Mutluluk Ne Kadar Mutludur?
    Ya Hüzün?
    Ne Kadar Hüzünlüdür?
    Uzaktan Mutlu Görünenler Mutlu mudur Hep?
    Her Mutluluğun İçinde Hüzün Yok mudur?
    Ya Kanayan Bir Yara?
    Diyeceksiniz Belki Bana "Neden Bu Kadar Hüzünle Berabersin Hep, İçimizi Kararttın" Diye...
    Haklısınız Belki de, İnsan Hep Mutlu Olmak İster Hak Ettiği Gibi Yaşamak İster Ama Bilir misiniz Peki Işıklar Altında Sönük Kalmayı?
    Ben Mutsuzum Desem Kaç Kişi Anlar Beni?
    Mutluluğu ve Aşk'ı Yaşamak Zordur...
    Yaşadığım Şey Aşktır Dersin Yanılırsın Mutluyum Dersin Ama Kendini Kandırırsın...
    Gerçek O Kadar Uzaktır ki Aldanırsın, Aldatılırsın...
    Meçhuldeyim Dersin Artık Belki Ama Bilmezsin Kendi İçinde Meçhulsün...
    Yalnızsın Yürekten, Yüreğinde Seni Terk Etmiş Kendi İçinde...
    O da Restini Çekmiş Kadere, Yalnızlığa, Hüzne, Aşk'a...
    Alışıyorum Gittikçe Her Gün Bir Parça Daha Alışıyorum Yalnızlığıma...
    Nicedir Unutmuşum Saymayı Bile Günleri Dağılıp Gitmişler Her Biri Bir Yana...
    Ne Gideceğim Bir Yer Ne de Özlediğim Bir Şey Var...
    Bir Sigara Yakıyorum, Bir Kağıda Bir İki Dize Yazıyorum Yerini İyi Bilen Onurlu Bir İki Sözcük...
    Kımıldamıyor Hiç Ne Akrep Ne Yelkovan, Yani Tam Böyle Bir Şeye Benziyor Zaman...

    Bugün Dünü Geride Bırakan Bugün, Tüm Acılara Acımalara Acımasızlara İnat Yine Bugün İşte...!
    Duman Altı Olmuş Her Ayrıntı...
    Her Sigara da Kendime Dönüyor Yine Düşüncelerim...
    Garip Bir Akşam Saati...
    Ardı Sıra İçtiğim Sigaranın Dumanında Hissediyorum Çektiğim Buhranların Acısını...
    Yoğunlaşan Duygularımı Boşluğa Haykırarak Dağıtmak İstiyorum...
    Her Şey Bir Hiçliğe Teslim Olmuş Yaşanmışlığımda...
    İç Dünyamın Dışa Dönük Yüzünde Soluyor Tüm Tebessümlerim...
    Geçmişle Gelecek Arasında Bir Yerde Takıldım Kaldım...
    Seninle Sensizlik Arası Bu, Ağlayan Zaman Diliminde Yüreğim Tutuluşu...
    İçimdeki Karanlık İçler Acısı...
    Gökkuşağının Kalbimdeki Renkleri Solmuş, Renklerin Hepsi Matemde...
    Birazdan Asla Geriye Dönülmeyecek Bir Yolculuk Başlayacak İçimde...
    Kaybettiklerimi, Kaybedeceklerimi Kale Almadan Vazgeçeceğim Her Şeyden...
    Öylesine Hızlı Hareket Edeceğim ki Tüm Geçmiş Akıp Gidecek Parmak Uçlarımdan...
    Yokluğunun Yarattığı Aşk Karşısında Boynum Bükük...
    Çoktu Yokluğun, Hakkım Çoktu Ama Yine de Yoktum Sende...
    Her Gün Ayrı Bir Acıyla Dolduruyorken Bavulumu Sayıyorum Son Yolculuğuma Çıkacağım Günleri...

    Ne Garip Bir Duygudur Aslında Yaşamak...
    Günün Ağarmasına İnat, Hala Karanlıktır Gördüklerin, Işık Yoktur, Ufuk Yoktur...
    Yaşadığın Haksızlıklar, Aşk'ta ki Hayal Kırıklıkların Sarar Tüm Benliğini...
    Ezilirsin Altında Hayatın...
    Gözlerin Hala Islak Islak, En Hüzünlü Şarkıların Ağır Dizeleridir Dilindeki...
    Kırılgandır Bazen Yaşamak...
    Kah Güldürür Hayal Ettiklerin Kah Yaslara Boğulursun...
    İçinde Fırtınalar Kopar ve Yürek Mücadeleden Yorgun Düşer...
    Evet! Yürekte Yorgun Düşebiliyor Bazen...
    Bazen Hissedemeyebilirsin Ağrılarını Veya Sevinçleri Duyamazsın Rafa Kaldırırsın Kimi Zaman Duygularını...
    Sonra Kara Bulutlar Kaplar Çürüyen Bedenini Yüzün Eskir, Unuttuğun Yanların Düşer Sayfalara...

    Umutların Tükendiği Saygının Bittiği Yerde Artık Her Şey Anlamsızdır Her Şey Boştur...
    Öylesine Yaşarsın, Yaşadığın İçin Yaşamaya Devam Edersin...
    Şimdi Öyle Bir Noktasındayım ki Hayatımın, Bir Adım Atsam Düşecek Gibiyim...
    Sokağını Kaybetmiş Küçük Bir Kız Duruyor Islak Gözbebeklerinde...
    Tüm Suçları Kabul Etmişcesine Suskun Tüm Hüzünleri Hak Etmiş Kadar Durgun...
    Yitik Zamanlarda Zamansızlığımı Yaşıyorum...
    Penceremden Görünen Bahar Olsa da Gönlümde Kışı Yaşıyorum...
    Etraf Çiçeklenmiş Olsa da Sensizliğin Ürperten Soğuğundayım...
    Ellerimi Isıtmaya Çalışsam da Titriyor Bedenim...
    Kırık Bir Kalp Aşk'a ve Sana Yenik Bir Ben Bir Küçük Oda Sevgim İçinde, Kilit Vurmuşum Kapısına...
    Bütün Hatıralarını Kaldırıyorm Bir Köşeye, Üstüne Kilitler Vuruyorum Açılmamacasına...
    İsminin Üstüne Bir Çizgi Çekiyorum Yavaşca...
    Kimi Zaman Ağlayabiliyor İşte İnsan Kimseler Yokmuşçasına...
    Kaçmak Zorunda Kalıp En Sevdiğinden Gidebiliyor İşte Uzağa...
    Dakikalar Özleyişte Saatler Tükenişte Durmuş...
    Çaresizliği İçiriyor Yudum Yudum...
    Benden Sana Giden Tüm Sözler Mahkumiyete Girdi, Artık Hiç Özgürlüğe Kavuşamayacak Cümlelerim...
    İstesem de Özgür Bırakmayacağım Hece'lerimi...
    Hiç Bir Sorunun Cevabı Yok Bundan Böyle...
    Bildiğin Soruları Cevaplamaktan Çıkışı Olmayan Labirentinde Kaybolmaktan Yoruldum...!
    Eğer İle Başlayan Cümlelerin Ortasında, Keşkelerden Yorulmuş, Acabalara Boğulmuş Bir Vazgeçişteyim...
    Hiç Yaşamadıklarımla, Hep Yapmayı İsteyipte Yapamadıklarımla, Daima Ertelediğin Her Şeyle Birlikte Gidiyorum.
    Seni Değil Kendimi Son Kez Uğurluyorum...
    Bazen Soruyorum Kendime; Neden Bu Sevgi, Nereden? Cevap Yok İçimde...
    Kendim Yaşamak İstedim Bu Serüveni, Belki Bu Kez Olur Dedim, Belki Şaşırtırdın Beni, Belki Hiç Uyanmazdık Rüyadan Ama Sadece Uzaktan Sevmekle Ruh Doymuyor...
    Kıskandım Seni, Tek Kabullenemediğim Paylaşmaktı, Çünkü Paylaşmak Bana Yasaktı...
    Ben Fazla Geldim, Aşkım Fazla Geldi, Sevgim Boğdu Seni Kendi Nefesiyle.
    Korktun, Böyle Bir Duygu Yabancıydı Sana, Korktun Ölesiye...
    Hazır Değildin, Zamanı Değildi Şimdi Sevmenin...
    Ben İstemez miydim Bitmesin, Ben İstemez miydim Zaman Dursun; Geçmesin, Ben İstemez miydim Devam Edelim, Bahar Doğsun Bize Ama Olmuyor...
    Bitmeli Diyor Bir Ses, Bitmeli...!
    Peki Ya Yürek, Hiç mi Önemli Değil?
    Ben Yine Yanlış Bir Yola mı Girdim?
    Yine Yalan Bir Aşk'a mı Bulandım?
    Ben Yine mi Hata Yaptım...!
    Bitmek, Tükenmek, Hele de Ayrılmak Bana Göre Değildi Ama Yine de Bitiyorsa, Bitmeli İse Ne Yapılabilir ki...!
    Belki de Hiç Yoktun Sen, Yüreğimin Bahara Dönmesi Sözlerinden Değildi...
    Sakladığım Fotoğraflardaki de Sen Değilsin Belki de...
    Oysa Ne Güzel Düşlerim Vardı Senin de İçinde Olduğun...
    Bir Akşam Çayı İçmekti Mesela, Güneş Batarken Bir Çay Bahçesinde Sessiz ve Tebessümle...
    Ne Güzeldi Sana Dair Olan Hayallerim, Ne Büyüktü O Hayallerin Verdiği Mutluluk Yüreğime...
    Öyle İşte...
    Olmadı...

    İnsan Ne Kadar Yetenekli Oluyormuş Acıyla Yoğrulunca...!
    Baştan Sona Yalanmışsın, Hiç Olmamış HiçYaşanmamalıymışsın...
    Belki Aldandım, Yanıldım, Yaralandım, Çok Kırıldım Ama Öğrendim, Sen Beni Kalbine Kalbinin Tenha Sokaklarına Hiç Yakıştıramamışsın...!
    Sana Dair Çok Fazla Olmayan Anılarımı Duvarlarıma Astığım Bu Gün Karar Verdim Senden Gitmeye...
    Sana Hoşçakal Demek Hiç Kolay Değil Ama Sen İstedin Diye İlk ve Son Kez Sığdırıyorum Dudaklarımın Sınırlarının İçine...
    Çok Kanattın, Çok Yara Açtın, Gözlerimin Mavisini Bulandırdın...
    Çok Çaldın Gülüşümden, Çok Eksilttin Çocuk Yanlarımı...
    Bak Şimdi Şu Halime, Yüreğim Kor Olmuş...
    Üflesen Sevgini Yeniden Alevlenir mi?
    Alevlense Bile Eskisi Gibi Isıtır mı?
    Artık Çok Geç...!
    Bak, Hayat Veren Nefesin Yüreğimdeki Koru Biraz Olsun Alevlendirse de Hemen Sönüp Küle Dönüyor...
    İçindeki Canı Sarıp Isıtsa da Yüreğimdeki Kor Ağır Ağır Sönüyor...
    Söndükçe Yüreğimdeki Kor Bu Can Bu Ruh Soğuyor Adeta Buz Kesiyor...
    Hoyrattır Artık Sana Suskun Yüreğim...
    Sözüm Geçmez Geç Kalmış Baharın Açmayan Çiçeklerine...
    Gücüm Yetmez Seni Gittiğin Yollardan Döndürmeye...
    Senden Kopacağım Artık...
    Sensizliğin Rıhtımında Dalgalarıyla Boğuşacağım Yalnızlığımın...
    Bir Daha Hayal Edilemeyecek Aşkının Umuduyla Kavrulacağım...
    Senden Beni Alacağım Benden Seni Söküp Aldığın Gibi Yerime Yaşanmamış Mutluluklar Bırakacağım...
    Hatırlamayacaksın Bile Gözlerimi...
    Ne Şiirlerimle Islanacak Ne de Gözlerimle Isınacaksın...
    Söz Veriyorum Hayatından Çıkacağım, Ağlatmayacağım Artık Seni..
    Sürgüne Gitmeyeceğim Gözlerinin Derinliğinde...
    Şiirlerimin Ortasına Yangınlarım Düşmeyecek Bir Daha...
    Çıkardım Seni Sakladığım Yerden, Çıkardım Kendimi Kendimden ve Çıkardım İşte Sonunda Seni Yüreğimden...
    Artık Benim İçin Öldün...
    Bu Gün Seni Yüreğimde Öldürdüm...
    Hiç Bitmeyecek Olan Seni Nasılda Küçültün...
    Resmini İndirip Gözlerimden Gitmek İstiyorum, Zamanın Olmadığı, Duygu Denen Şeyin Varolmadığı, Kimsesizliğimin Hayat Bulacağı, Tek Solukluk Nefesin Bile Uğramadığı, Işıksız, Sabahsız, Güneşsiz, Yıldızsız, Canımın Canımdan Usanmayacağı, Mekansızlığın Olduğu Bir Yere Gitmek İstiyorum...!
    Eskiden Sensiz Geçen Dakikalarımı Sayardım Ama Çok Birikti Sensiz Geçen Zamanım Aradan Yüzyıllar Geçince Sayamadım...
    Sayacak Bir Şeyim Olmayınca Sayılmayan Bir Şeyler Arıyorum Şimdilerde...
    Aslında Boşuna Bir Çırpınış Benimkisi Ya da Bazı Şeyleri Bitiremediğimin Ta Kendisi...
    Bazen Mutlu Olmanı Dileyeceğim Geliyor Ama Bu Teslimiyet, Bu Sensizliğe Kendimi Salıveriş, Bu Seni Boşverivermişlik Yakışmıyor Bana...
    Bak, Adın Acıtmıyor Artık İçimi..
    Yok, Kandırmıyorum Ben Yine Kendimi, İnan Bana Bunlar Bir Toparlanışın Sessiz Sedasız Bir Dirilişin Dizeleri...
    Bugün Seni Affedilmemelerin Pişmanlığına Bıraktım..
    Yok Saydığım Üzüntülerime Ekledim...
    Son Perdesini Çekiyorum Artık Bu Aşk'ın...
    Usulca Örtüyorum Gecenin Yorgunluğunu...
    Akşamın Ayaz Soğuğunda Yatağıma Yorgan Yaptığım Resmini Kaldırıyorum...
    Ellerimi Hayalinden Çekip Sevda Sözlerimi Kaldırıyorum Dudaklarımdan...
    Kapımı Kapatıyorum Olmayan Suretine...
    Nefesimi Ayırıp Nefesinden Sana Ait Olan Gözyaşlarıımı Kurutuyorum Gözlerimden...
    Unuttum Adını...!
    Unuttum Yarasını...!
    Unuttum Alıp Götürdüklerini...!
    Ağladım Son Defa Kıymet Bilmeyişine, Beni Her Anlamadığında Anlar Bir Gün Diye Bekleyişlerime...
    Işığını Senden Alan Gözlerim Bundan Sonra Senin İçin Hiç Bakmayacak...
    Günden Güne Hasretinle Tutuşan Bu Ateş Artık Yüreğimi Hiç Yakmayacak...
    Seninle Doldurduğum Sevda Pınarlarım Asla Senin Yönüne Doğru Akmayacak...
    Dinecek Fırtınalar, Zincirlerim Kırılacak...
    Sana Dair Ne Varsa Silip Atıyorum Kalbimden...
    Önce Yüzünü, Sonra Dokundukça Titreyen Ellerini Çıkarıp Atıyorum...
    Göz Göre Göre, İçimdeki Düşleri Öldüresiye, Yapamayacağımı, Hep Eksik Kalacağımı Bile Bile Senden Vazgeçiyorum...!
    Nasıl Hesapsız Bağlandıysam Sana, Nasıl Sevdamı Tuz Yapıp Bastıysam Yarama, İçimi Ağlaya Ağlaya Nasıl Kuruttuysam Elbet Vazgeçmenin Yolunuda Bulurum Meçhul Bir Zamanda...
    Ne Acı Değil mi?
    Artık Yanımda Yürütmeyeceğim Seni...
    Adımlarımı Yalnız Atacağım Karanlığa, Yarınlara...
    Sen Diye Bakmayacağım Her Gördüğüme...
    Sevmiştim Değil mi Ben Seni, Yavaş Yavaş Sevmiştim, Şimdi İse Yavaş Yavaş Unutacağım...
    Yüreğim Son Çırpınışlarını Yapsa da Sen Diye Yüreğimi Hasretinle Öldüreceğim...
    Yok Oluşların Hayırlı Olsun Bana...
    Simdi Unutma Zamanı...
    Seninle Büyüttüğüm, Yazdığım, Var Ettiğim Şiirlerimi ve Masalımı Unutma Zamanı...
    Titrek Ellerimle Yazdığım Şiirleri Yırttım Bugün, Ateşe Verdim Birikmiş Yazıları...
    Daha Ne Kadar Yaşarsın Bu Yürekte, Ne Kadar Acı Verirsin, Ne Kadar Yüklenirsin Ruhuma, Daha Ne Kadar Ağlarım Bilmiyorum...
    Sonu Geldi Artık, Yüreğimi Susturuyorum...
    Neyin Bedelini Ödüyorum Bilmiyorum Ama Artık Yıldızlar Olmayacak Hayatımda, Kapkara Bir Çığlık Gibi Geçecek Zaman Buralarda...
    Kaldırımlara Yağmur Çiseleyecek Benim İçime Acı...
    Bir Sancının Faili Olacak Acılarım...
    Yarını Olmayan Bir Meçhulü Oynuyorum Beklentisine Küsmüş Bir Çocuk Gibi..
    Sen Beni Öldürürken Ben Hep Tetikte Duran Bir Yürekle Seni Yaşattım...
    Sevginle Çoğaltırken Beni, Sevgisizliğinle Sefil Edendin..
    Ben Seni Gecikmiş Bir Baharda Koklayıp İçime Basmış Olsamda Sen, Bahar Tadını Çoktan Kışın Dönüşümüne Çeviren Oldun...
    Sanma ki Utancımdan Başımı Yerden Kaldıramayışım...
    Sadece Seni Sevdiğim İçin Boynumdaki Pişmanlığım Çok Ağır...!
    Ben Uğruna Döktüğüm Gözyaşlarıma Çektirdiğin Acıları Değil, Gururumu Onurumu Ayaklarının Altında Ezdirişime Çiğnetişime Ağlıyorum...!
    Gözlerim ve Bedenim Beni Affeder Biliyorum Ama Ya Gururum Ya Onurum?
    Onlar Beni Hiç Ama Hiç Affetmeyecekler Biliyorum...!
    Şimdi Yokluğunu Siyah Bir Elbise Gibi Giyinip Kuşanma Zamanı...
    Bu Gün Yüreğimde ki Hüznün Hasat Zamanı...
    Yine Yeniden Seni Sevdiğim İçin Sevdamdan, Aşkımdan, Hasretlerimden, Özemlerimden, Hayallerimden, Düşlerimden, Gururumdan, Onurumdan Özür Dilerim...!
    Bu Aşk Gönlüm Son Günahı Gözyaşlarımı Damla Damla Son Kaybedişim, Gururumu Onurumu Ayaklarının Altına Son Serişim Olsun...!
    Bundan Sonra Savaşım Kendimle, Savaşım Sevgimle, Savaşım Bilinmeyenimle...
    Bir İnsan En Fazla Kaç Kez Ölebilir ki?
    Ben Zaten Yaşarken Ölmüşüm...
    Kendimi Akışına Bıraktım Hayatın...
    Nereye Götürürse Orada İneceğim ve Son Durakta Bir Bekleyenim Olmayacak...
    Çok Yorgunum Yaşadığım Aşk Arbedesinden Sonra...
    Bazen Diyorum Keşke Sevmeseydim Bu Kadar...
    Bazen Komik Geliyor Gönlünün Kapısında Sabahladığım Geceler...
    Yalnızlığı Benimsemişken Yüreğim, Gözlerim Alışmışken Ağlamaya, Sevmeye Tevbe Etmişken Nerden Çıkmıştın ki Sen?
    Neden Gelmiştin?
    Gözlerime Bir Kere Bakıp Gitmek İçin mi?
    Yüreğimdeki Yalnızlığı Bir Hafta Bir Ay Yok Edip Sonrasında Sensizliğe Mahkum Etmek İçin mi?
    Sırf Ben Tevbebi Bozup Seni Sevmem İçin mi Gelmiştin?
    Yoksa Yüreğimin Kapılarını Açmam Senin İçin Ağlamam İçin mi?
    Sen İzin Vermiştin Oysa Gözlerimde Gözlerini Yaşatmama...
    Gülüşlerinin Gülüşlerim Olmasına...
    Senin İçin Şiirler Yazmama...
    Senli Gelecekleri Hayal Etmeme...
    Şimdi Sana Ağlıyorum...
    Gecelerin Koynumda Sabahlıyorum...
    Yürümüyorum, Koşmuyorum, Ağlarken Hıçkırmıyorum, Sessizce Kan Kusuyorum ve Usul Usul Kanıyorum İçimden...
    Bak İşte Ağladım Bitti, Ben Bittim ve Ben Tükendim...
    Biten Yalnız Ben Değildim Şu Ömre Sığdıramadığım Sevgin, O da Bitti, O da Tükendi...
    Şimdi Çok Düşündüm ve Koydum Son Noktayı...
    Kilitledim Aşk Kapısını...
    Şimdi Hayatımda İki Şey Var...
    Sigaram, Birde Gönül Yaram...
    Kabulümdür Issız Geceler, Sessiz Heceler, Yaralı Düşler, Matem Dolu Mevsimler...
    Düşmeme İzin Verdiğin Bu Çukurda Artık Bir Harfim Yok Sana Dair...
    Ruhumda Açtığın Yaraların Nasıl Olduğunu Sormak İçin Bile Çok Geç Kaldın...
    Oysa Kısa Bir Cümlen Yeterdi Yılların Acısını Silmeye...
    Artık Çalınmaya Müsait Bir Ruhun Var Bedenimden ve Sana Verdiklerimden Çok Uzakta Duran...
    Her Şeye Rağmen Seni Sevmek Güzeldi...
    Sevgimi Yazdığım Şiirler, Yüzüme Düşen Bir Yağmur Damlasıyla Beraber Yıldızsız Gecelerde Ürkerek Uyanmak Güzeldi...
    Soğuk Sabahlarda Gökyüzüne Baktığımda
    Sana Benzettiğim Güneş, Her Gün Batımında Seni Daha Çok Sevdiğimi Anlamam ve Seni Sevdiren Her Gün Batımı Güzeldi...
    Seni Düşünmek Yanmak Gibi Bir Şeydi Cehennem Ateşinde...
    Yorulmadan Koşmaktı Boşa Geçen Yılların Peşinden...
    Ay Işığını İzleyip Ağlamak, "Neden Ağlıyorsun?" Diye Sorulduğunda "Ağlamıyorum!" Deyip Kaçmak, Karanlıklarla Kucaklaşmak, En Sıcak Akşamlarda Bile Donarcasına Titremek, Adını Mırıldanarak Şiirlerde Ölmek ve Çektiğim Tüm Acılara Rağmen Sevilmemek Güzeldi...
    Unutmadan; Bir Gece Yarısı Uğrunda Ölmek, Seni Sevmek Kadar Olmasa da Çok Güzeldi...
    Varsın Giderken Dökülen Bir Avuç Gözyaşı Olsun Gözlerimden, Varsın Yıllarımın Sana Ait Olan Kısmı Heba Olsun...
    Sensizliğin Duvarına Son Kez Yaslanırken Bir Haykırışın Sesini Duy...
    Çünkü Sende Biliyorsun ki, Benim Gibi Kimseler Sevemez Seni...

    Neden Hep Sonbahar Bana Kalan?
    Suçum Neydi Yada Neydi Bende ki Farklılık?
    Seni Sevmem En Büyük Aykırılıktı...
    Senin Aşkın Bana Haramdı...
    Günahtı Gözlerin Ama Ben Hep Sevap İşledim...
    Sen Beni Sevmeyi Beceremesen de Ben Bu Küçücük Yürekte Seni Besledim...
    İstedim ki Günah Olma, İstedim ki Sevabıma Ortak Ol...
    Seni Sevmek, Uzun Sonbahar Gecelerinde Uzun Bir Yolda Sarı Yaprakları Alıp Ayağının Altına...
    Umuda Koşabilmekti...
    Bir Uçurumdan Taş Bırakmaktı Boşluğa...
    Kafanı Öne Eğerek Bir Düşüşü İzlemekti Bir Bakıma...
    Zor da Olsa Bulmaktı İşte Karanlıkta Son Bir Umut...
    Dilim Varmıyor Artık Söylemeye, Ağarmış Saçlarım ve Titreyen Ellerimle "Unutamadım Seni, Nerdesin?"Diye...
    Gidiyorum Sonu Belirli Olmaya Bekleyişlere Ama Unutma ki Kelebekler Bilirken Ateşin Sonu Olacağını Yine de Sarılırlar Ona Bir Sevgili Edasıyla...
    Bu Son Şiir Yazdığım, Belki de Veda, Attığım Son İmza Yüreğine...
    Ve Son Damla Şimdi Düştü Düşecek Gözlerimden...
    Koca Bir Hayat Bırakıyorum Sana...
    En Çok İstediğin Yokluğumsa Eğer Yok Olacağım Gün Batımında...
    Bu Son Şiir, Dün Kopardım Henüz Dolduramadığım Sayfaları...
    Bitti Sözlerim, Umutları Yaktım, Dünleri Aldım, Yarınları Dilediğince Sana Bıraktım...
    Sev Diye Yalvarmıyorum, Bu Sefer Sana Gel Demiyorum İşte...!
    Uçurumun Kıyısında Ölümü Beklerken "Umut" Diye Seslenmiyorum Sana, Yada Hapsolduğum Gecelerde Çıkıp Gelmeni Beklemiyorum...
    Sandığım Bir Ömürdü Belki Ama Sana Saatler Bile Uzun Geldi...
    Bana Verdiğin Bir Kaç Dakika Diğer Aşklarını Geciktirdi...
    Sevgin Kurumuş Bir Çiçek Şimdi, Kağıtlarda Kalan Şiirler...
    Boynumu Büktüren Sözlerine, Avuçlarımda Eriyen Yaşamadığım Yıllarıma, Seni Düşündükçe Çoğalan Sevgime, Özlemlerime Elveda...!
    Çektiğim Acıları Sana Bırakıyorum, Bir Ömür Onlarla Sarmaş Dolaş Kal...
    Hayatın Boyunca Benim Gibi Terk Edilişlerle Vedalarla Kal...!!!

    Hüznün Ardına Sığınmakla Kapanmıyor Açılan Yaralar...
    Kirpiklerimin Diplerinde Biriken Yaşların Sorgusuz Sualsiz Hesapsızca Akmasına Engel Değil...
    Fazla Bunca Şey Bana Taşıyamayacağım Kadar Fazla...!
    Anlatamadım Daha Doğrusu Uğraşmadın Beni Anlamaya...
    O Bilindik Sözlerle Geçiştirdin Her Zaman...
    Her Zaman Bencildin Her Zaman Acımasız...
    Kıydın İşte Sonunda Bana Acımadan...
    Sonunda Işığım Söndü, Karardım...
    Koyu Karanlıklardayım...

    Bu Yazı Bitsin Artık...!
    Yalanlarla Bitsin...
    Baştan Sona Yalandı Nasılsa...
    Parçalanmışlıkların Alınmak İstenmeyen Öcüyle, Kelimelerin Güçsüz Yüklenişleriyle Bitsin, Nedensiz Bitsin...!
    Ben Bilmiyorum Hala, Bu Sensizlik Yakıştı mı Bana?
    Üstüme Giydirdiğin Bu Kapkara Sensizlik Yakıştı mı Gerçekten Bana...?!
    Aklıma Takılan Her Bir Soru Delip Geçerken Ruhumu, Soruyorum Beni Neden Katlettiğini...!
    Biliyor musun Sensizde Geçer Hayat, Hüzünle Izdırapla Biter Elbet Yanında Beni de Götürerek...
    Düşünüyorum Bazen Hakettim mi Bunları, İnan Cevabını Bulamıyorum...
    Ama Şunu Bil ki; Ben Artık Yana Yana Köz Olmuş Bir Sevda Kalıntısından Başka Bir Şey Değilim...
    Ve Sen Bundan Böyle Ne Günahsın Bana Nede Sevapsın Sevdama...!!
  • Mumlar söndüğünde köyde, hepimiz toplanırdık ninemin dizinin dibinde. Çiçekli bir fistanla yamalanmış bir elbise. En çok dikkatimi çeken buydu çocuk aklımla. Hâlâ hayretle hatırlarım... Nineme sorduğumda uyumuna rağmen fistanı, ellerimde tutarak çiçekleriyle, bahar gibi bakardı, genç kız gözleriyle... Ve anlardım ve elbet ki yıllar sonra çok daha iyi anladım bu fistan genç kızlığının, evlendiği o ilk zamanların hatırasıydı. Dedemin hatırası.

    Bu mu gızım? derdi, okşayarak çiçekleri...
    Başımla onaylayarak, birgün o güzel gözlere bir parçada olsa sahip olabilmeyi dilerdim. O sevince, o sadakate…

    Dedenin hatırası ya, kıymetlimdir, kıymetli… Yiyecek ekmeğimiz dahi yokken ve üstüm başım çok daha çiçekken, güldü o an; ahada bu kumaştan elbise almıştı bana.
    Öyle güzeldi... Pembe sarı iri gülleri ve beyaz tomurcuklarıyla öyle güzel... Solmadı ha, solmasın diye de nasıl çabaladım gızım.. Giymeye kıyamadım çoğu zaman. Giydiğimde ise dedene giydim en çok. Kahvesini yaparken, aşını pişirirken, bebesini taşırken, onun göreceği yerlerde giydim. Çoğu zaman görmezdi ya yorgunluktan. Acırdı elleri topraktan. Toprak ki bizim herşeyimizdi. Toprak…
    Bakışları yeniden yaşlanmıştı sanki.. Beli çok daha büküktü şimdi. Yorgun ve yalnız. Dedemden sonra, yaşlanmıştı…

    Haydin bakalım toplaşın daha çok yanıma da masal anlatayım size, sesiyle irkildim. Bir masalın içindeydim, başka bir masala ihtiyacım var mıydı?


    ... Pencerenin hemen yanındaydım ve çaktırmadan pencerede asılı perdeden küçük bir parça yama alırken kendime, sadakatten, o sevinçten pay sahibi olduğumu düşündüm. Öyle mutluydum, döne döne kutladım beni. Benimde bir dedem olacak!! dedim. Beni gören annem ise, yan odada duaya duran ninemi unutup çığlığı bastı!!

    Yaramaz seni!! Bir perdeyi kesmediğin kalmıştı, gel buraya!!
    Anne terliklerinin isabet noktasının ki ne kadar tuttuğunu bilirsiniz. Hesaplarımıda katarsak durum dahiline, o an kaçmam gerekti. Ama ben kaçmak yerine bulunduğum yerde dimdik durup, afacanlığımı güçbela saklayıp,

    “Ninemde de var aynısından!! “ dedim.
    Ninem ise odadan çıkıp ve büyük ihtimal duasını tamamlayamadan,
    “ Bende de var ya, hemde çiçekli ve aradığım böyle birşeydi” dedi.
    - Anne, kemirir bu senin evini. Böyle durduğuna bakma, uysallığına, 10 çocuğa bedeldir.
    Utanmıştım o an, tüm afacanlığım kristal bir vazo gibi tuzla buz olmuştu gözlerini görünce... Perdenin o bir parçasını ninemin ellerine bırakırken, hiçbir şey söyleyemedim.
    O ise bebeğine elbise yapalım mı? dedi.
    Bebeğim yok ki nine dedim..
    Olmaz tabii afacan, dedi, saçlarımı şevkatle okşarken.
    O halde sana bir bebek yapmalı...
    ...

    Hiçbir şey onun kadar güzel değildi. Yalnız bir fark var ki ninemin perdesinin o bir köşesinin yanında, çok daha sonsuz güzellikte bir şey. Ninem, dedemin fistanının o son parçasını bebeğime etek dikmişti ve bendeki tülde üst olmuştu ona. Öyle güzeldi ki..
    Pembe yün ipliklerle diktiği saçlarını toprak elleriyle okşarken,
    Sen birgün bu kızdan da güzel bir kız olacaksın yavrum, dedi.
    Koyu kahve gözlerle bakarken nineme ve sonra bebeğe..
    Ve birgün dedeyi de bulacaksın, dedi.

    Kalp atışlarında kaybolabilirdim, sıcaklığında, beni sararken o kısık seslerle ettiği dualarda..
    Birgün ben de büyüyecektim…

    ...


    Ve şimdi işlemeli ceviz kaplama bir sandığı kaldırırken o bebeği buldum yeniden. Pembe saçlı, gül desenli ve tül elbisesiyle yazgımın gülen tarihçesini. Söz verilmiş bir dost gibi hatıramda olduğu kadar karşımda duruyordu işte… Büyümüştüm ve tek fark dede eksikti.

    Sandığı yavaşça kapatırken sırtımı sandığa verdim ve bebek kucağımda dinlendim, kısacık da olsa bir ömrün, bir nefesle yorgunluğunu atabilmek için.
    Varlığın... dedim bebeğe, varlığın dahi sadakatin ve sevginin en güzel göstergesi.

    O hiç vazgeçemediğim leylak işlemeli kanaviçe örtüsüne sahip yatağımın hemen yanındaki komidinin üzerine koydum bebeği. Sana bir yer bulana kadar yerin burası ve aslında burası!! dedim kalbimi göstererek ve bebeğin saçları çok daha pembeydi şimdi…


    Yağmur.. işte yağıyor. Biten bir haftanın sonunda eve topuklu ayakkabılarıyla yetişen ben. Üstüm başım sırılsıklam ve yağmur, giydiğim beyaz gömlekten tenimi göstermekte. Ne var ki? Pekala normal bakışları altında utanıp sıkılarak eve gitme çabam. Herkesin normal olarak gördüğü ben de nasıl başka... Saçlarım sırılsıklamdı ve durduğum bir trafik. Allahım nasılda bitmeyen bir yol, ne zor bir gün…
    Derken bir omuz çarptı omzuma!! Yağmurdan ötürü çok daha iyi hissettim, tenimdeki dokunuşunu. Boyu benden pekala uzun bir adam. Aramızda pek bir yaş olduğunu düşünmüyorum ve bu genç yaşında, oldukçada yakışan sakalları var.. Güldüm.. Güldüm ya bu fikir geçerken aklımdan.

    Dede de nereden çıktı dedim gökyüzüne bakarken…
    Ah şu masallar…

    Yeşil ışık yanarken ve sırılsıklam halimle bir yandan da üşürken, bir sıcaklık hissettim hemen yanımda. Soğuk ve bir o kadar sıcak bir sıcaklık.. Sol yanıma baktığımda aynı adam. Beni takip etmiş olabilir mi?
    - Üşümüş olmalısınız, kusura bakmayın, dedi.
    Paltosunu çıkarıp ona verirken ve gözlerine bakmamaya çalışırken,
    - Çok kibarsınız ama gerek yok. Yağmur dindi zaten, dedim.

    Yağmur hızlanmıştı ve hemen karşımda bir gökkuşağı. Şehrin tüm kirliliğine rağmen, şehri aşan ve önümde hemen bir gökkuşağı. Pembesi ki nasıl belirgin. Ardıma baktım, görmeyeceği şekilde hızlı hızlı yürürken.. paltosu bıraktığım gibi ellerinde ve gözleri bendeydi.
    İhtimal vermedim, şaşırdım..
    Masallar, masallarda kalmalıydı…


    Eve vardım, kapımı kapattım hızlıca. Ve bir o kadar hızlı bir şekilde ayakkabılarımı, çoraplarımı çıkarıp banyoya doğru yol aldım. Tam varmışken ve arınacakken düşünceler olduğu kadar kirden, o herzaman odanın dönemecinde duran aynaya takıldım, gözlerimle.
    Büyümüştüm... Uzun siyah saçlarımda damlayan suların fayansta biriken yoğunluğunda tekrar söyledim içimden bu sözü.. Büyümüştüm!! Dimdik duruşuyla, kökleri ninem, kökleri annem ve bakışlarının kahvesini o tüm koyuluğuyla babasından alan bir genç kadın olmuştum. Saçlarımı topladım, son bir sözü varmış gibi yağmur tanelerinin saçlarımda, dinlemedim onları.. Yağmur, yağmurda kalmalıydı birazda, tıpkı masallar gibi…


    Saat: 4. Gün hangi gün olursa olsun aynı saatte uyanışım... Bir Cumarteside 5 dakika sonra kalksam hayret.... Seviyorum bu disiplinimi ve hepsini nineme borçluyum. Aynı şevkatle uyandırırdı gün doğmadan. " Güneşten sonra uyanılmış zaman yitirilmiş bir zamandır " derdi..
    Ve güneşle boy ölçüşen ben, perdesiz o geniş pencerelerimden sızan keskin taze ışığa doğru seslenen..

    " Gün Aydın Güneş!! Bak senden önce uyandım!!!
    Güneş ise hiç bozuntuya vermeden, nasılsa dağ tepe yok gördüğün kozunu kullanarak pekala kibirli gözlerle ve beni hiç görmeden, aslında bana doğru o tüm gücüyle parlayarak, gün aydın " derdi..

    Gün Aydın!!


    Üstümü başımı güzelce giyip ve bugüne özel, bana özel bir günde.. tatil günümde en sevdiğim ve vazgeçemediğim boyu dizlerimde buz mavisi elbisemi giyip yollara düşmekti çabam. Hiç bilmediğim... Telefon yok, aramalar yok.. Sadece ben. Şehre rağmen, yaşamla sadece ben…

    Bebeğimle gözgöze geldik o an, beni unutacak mısın der gibi bir bakış attı, gördüm..
    Unutulur musun? dedim ve kafası çantamdan sarkacak şekilde, aslında onunda bu geziden eğlenme payında yollara düştük birlikte.
    Kaldırımlar dünün hatırasını taşıyan yağmur birikintilerindeydi. Kurutamamıştı, gücü yetememişti şehrin yağmur damlarını yok saymaya. Gün ışığında parlarken herbiri ve kırık beyaz babetlerimle incitmekten korkarak yürürken, bir balerin gibi yollarda, rüzgarda bana eşlik etmekteydi...

    Bebeğimin pembe saçlarının birkaç tutamını ve saçlarımı uçuşturan rüzgar... Gözlerim hafifçe kapalı, dudaklarımda sevdiğim bir şarkı…

    Fotokopi makinasından çıkmış insanların içinde bir ben..
    Aykırı? Hayır sadece İnsan.. Yaşamaya çalışan ve onu dinleyen…



    O an bir şarkı daha derken içimde ve bebeğim bir önceki şarkıyı hâlâ söylerken birşeye çarptım. Duvar desen değil, yastık desen sokağın ortasında işi ne? Soğuk sıcak arası bir şey....

    Gözlerimi açtım, bakışlarımı kaldırdım.
    O oradaydı..
    Yağmur adam..


    Ve yağmur yağdı yeniden...
    Hava günlük güneşlik, gökkuşağı birşeyi bekler gibi çıktı çıkacak…
    Yağmur yağdı, gözlerine bakarken.


    Saçlarım ki pembeydi artık, onun ise sakalları bu yüzden vardı;
    O dedeydi…

    Yağmur yağdı ve asla dinmedi….

    ...


    Ee nine sonra ne oldu??
    Böyle işte çocuklar masalımız...
    Peri kızı nerede hani bu masalda nine? Peri var demiştin, dedi çocuklardan biri… Peri ya... Siz periyi kanatlı, gerçekten sihirli bir şey mi zannettiniz? " Gerçek sihir sevgidir " çocuklar ve peri dahil biz insanların gizemi onu anlamadıklarına, çözemediklerine, aykırı gördüklerine verilen bir addır. Asıl sihir sevgidir…


    Siyah saçlarıyla izliyordu tüm masalı..
    Gerçek olabilir miydi tüm bunlar? dedi küçük kız...
    Sevgi sihirdi evet ama gerçek gerçekten olabilir miydi?
    Üstelik " Başlangıçlarla…"

    Odanın tahta kapısını yavaşça kapatırken küçük kız, pembe sarı ve beyaz çiçekli basmasıyla.. Saçlarının ucunda beliren bir renk vardı.
    Nine gördü, çocuklar gördü...
    Bir çocuk ki bakışlarını ayırıp ve tüm bakışları gördüğü şeyde toplayacaktı biraz sonra...
    Küçük parmaklarıyla pencereyi işaret etti, aslında ardını...
    Yağmur yağıyordu.
    Dinmeyecek bir yağmur...
    Ve bu yağmuru ki sadece kalbiyle görebilenler farkedebilirdi.
    Islanmak ki çok büyük bir marifet ve sihir...
    Tıpkı sevgi gibi,
    Başlangıçlar gibi..
    Hep yeniden bir sesle....


    " https://soundcloud.com/...e-willow-maid-erutan " :)

    Vaktiniz, varlığınız için teşekkür ederim...
    Sevgiyle parlayın :)