Siddhartha
Puan vermedi·168 syf.··
2019 7. kitabı
Belki de her şeyin gittikçe pratikleştiği ve mutluluğa ulaşmanın ise bununla birlikte zorlaştığı günümüz dünyasında en okunması gereken kitaplardan biridir Siddhartha. Bize mutluluğun, içsel huzurun ulaşılması kolay bir hedef olmadığını; zengin, duygusal açıdan tatmin olmuş ve göreceli olarak şöhreti yakalamış Siddhartha'nın içinde bulunduğu huzursuzlukla (Bununla alakalı Jim Carrey'nin 2016 Altın Küre ödül töreni konuşması güzeldir) anlatmaya çalışan Hermann Hesse, 1877'de Almanya'da İsviçreli bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. 1962'de İsviçre'de ölen yazar, 1946 Nobel Ödülü'nün sahibidir. Özellikle en ünlü eserlerinden ikisi olan Siddhartha ve Bozkırkurdu'nda tanrısal bir üslup kullanmış fakat her karakterin içine tek tek nüfuz etmiş ve bizi karakterlerin zihinde mi yoksa nesnel olarak mı var olduğu konusunda tereddütte bırakmıştır.(Biz kendi aramızdaki kitap tartışmasında hangisi olduğuna karar veremedik.) Siddhartha, okunması kolay bir kitap değil. Öncesinde Budizm'le ilgili küçük bir araştırma ve karakterlerin isminin Sanskritçe'deki anlamlarını öğrenmek, kitabı daha iyi kavramak açısından faydalı olacaktır. Bunları yapmayan ben, kitabın ilk 15 sayfasını 3 kez okumak zorunda kaldım. Her sayfası üzerinde konuşulabilecek bu güzel kitaba kısaca değinecek olursak: Siddhartha, konuşması, bakışı, yürüyüşü ve hayata baktığı nokta olarak diğer herkesten ayrılan bir karakter, "Böylece herkes seviyordu Siddhartha'yı. Onu görmek herkese haz veriyor, herkesin gönlünü şenlendiriyordu." Ancak o, hazdan ve neşeden uzak yaşıyor. Her gün tanrılara sungular sunuyor ancak ne bu, ne de aile ve arkadaşlarının sevgisi onun susuzluğunu gidermeye yetmiyor. Hayatın amacını, mutluluğun kaynağını öğrenme isteği gün geçtikçe içinde büyür ve bir gün dostu Govinda'ya: "Yarın sabah erkenden, dostum, Siddhartha samanalara katılmak üzere yola çıkacak. O da bir samana olacak." der ve ertesi sabah, babasını bütün gece elinden gelen en az şekilde inciterek ve annesine veda ederek yola çıkar. Önce samanalığı yaşar arkadaşı Govinda ile. Orucu, beklemeyi, düşünmeyi öğrenir ama bunlar ona yetmez. Zamanla kendini bir çemberin etrafında dönüp sürekli aynı yerde seyreden biri olarak görmeye başlar. Dostu Govinda'ya göre ise bu bir spiraldir ve sürekli yukarı doğru hareket etmektedirler. Bu şekilde yıllar geçirdikten sonra yeni biri çıkar ortaya, Buddha olduğunu iddia eden biri, Gotama. Onun peşine düşüp ondan etkilenirler ve Govinda, Gotama'ya katılmaya karar verir. Siddhartha ise gerçek bilgeliğe ancak kendi öğrenerek ulaşabileceğine inanmaktadır ve arkadaşına katılmayı reddederek farklı bir hayata doğru yola çıkar. Siddhartha artık yalnızdır. Bu yalnızlık hissi onun kalbinde bir üşümeye dönüşür, irkilir. İlerler ve yeni bir yaşam bulur kendine "çocuk insanlar"la birlikte. Küçük gördüğü o çocuk insanlarla birlikte yıllar geçirdikçe; "Dünya onu avucunun içine almış, zevk, şehvet, miskinlik ve nihayet kötü huyların her zaman en aptalcası olduğunu düşünüp hepsinden çok küçümsediği ve alay ettiği aç gözlülük onu ele geçirmişti. Ayrıca mal, mülk ve servet hırsı da yakasına yapışmış, bir oyun, bir süs olmaktan çıkıp bir zincire, bir yüke dönüşmüştü. Siddhartha bu hepsinden kötü bağımlılığı, tuhaf ve hileli bir yoldan, zar oyunlarıyla edinmişti." Gittikte nefret ettiği bu yaşam tarzının son gününde bahçesindeki bir mango ağacının altında, ailesini ve dostlarını; onlardan niçin ayrıldığını hatırlar ve o anda içinde bir şeylerin öldüğünü hisseder. Tüm bu hayatı geride bırakarak tekrar yeni bir hayata yelken açar. Kendinden nefret etmektedir Siddhartha; bıkkınlık, perişanlık ve ölümle dolup taşmaktadır. O an öldürülmeyi umar ama olmaz. Birkaç gün içinde kendini toparlamaya başlar, hatta komikleşir bile: "Hayır, bir zamanki Siddhartha'nın bilgin biri olduğu kuruntusuna asla kapılmayacağım artık! Artık kendi kendime duyduğum nefret ve hınca son vermekle, o saçma ve kof yaşama sırt çevirmekle iyi ettim, beğendim bu yaptığımı, gurur duymalıyım bundan! Bravo sana Siddhartha, budalalıkla geçirdiğin bunca yıldan sonra yine parlak bir düşünce geldi aklına, iyi iş başardın, yüreğindeki kuşun şakıdığını işitip peşinden gittin. Böylece övgüler dizdi kendine Siddhartha. Kendi kendinden memnunluk duydu, ..." Sonunda yıllar önce onu bu şatafatlı hayata taşıyan kayıkçıyla kesişir yolu. Bu kayıkçıdan Siddhartha'nın öğreneceği çok şey vardır. Belki en önemlisiyse herkesin unuttuğu "dinleyebilmek"tir. Kayıkçımız -Vasudeva- ise: "... can kulağıyla Siddhartha'yı dinledi. Onun bütün anlattıklarını, soyu sopuna, çocukluğuna, öğrenmelerine, arayışlarına, sevinçlerine ve sıkıntılarına ilişkin bütün sözlerini kendi içine aktardı. Dinlemesini onun kadar iyi bilen çok az kişi çıkardı. Hiçbir şey söylemese bile, konuşan kişi, ağzından çıkan sözlere Vasudeva'nın nasıl suskun, açık yürekli, bekleyerek ruhunun kapılarını açtığını, konuşulan sözlerden nasıl hiçbirini kaçırmadığını, hiç sabırsızlık göstermediğini, ne övgü, ne yergiye başvurduğunu, yalnızca dinlediğini hissederdi hemen. Siddhartha böyle bir dinleyiciye açılmanın, böyle bir dinleyicinin yüreğine kendi yaşamını, kendi arayışlarını ve çilelerini gömmenin nasıl bir mutluluk olduğunu seziyordu." Böyle bilgin bir ruhun yanında Siddhartha, "siddhartha" olur; aradığını başarır Sanskrit dilindeki anlamı gibi. Mustafa MISIRLI Siddhartha Hermann Hesse
Edebiyat
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 201947bin okunma
·
50 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.