Cemal Sureya'nın bir röportajında Dostoyevski'nin şu şekilde bahsi geçiyor;
"1931 yılında doğdum, 1944 yılında Dostoyevski okudum. O gün bu gündür huzurum yoktur."
Dostoyevski ile ilk Yeraltından Notlar eseri ile tanıştım. Yanlış hatırlamıyorsam 17-18 yaş aralığımdı. O gün bu gündür huzurum yoktur. Kronolojik sıraya uyamadığımdan mütevellit bazen yüksek uçup sert çakıldığım zamanlar oldu. Dostoyevski ömrü boyunca yokluk içinde "sefil" bir hayat sürdü. Kime, neye göre, nasıl bir sefillik? Yo hayır, o sefilliği kastetmiyorum. Sefillik ve sefillik arasında ince bir çizgi vardır. O çizginin iki yanını da görebilmeniz açısından Oğuz arkadaşımın incelemesini şuraya bırakıyorum. İzinsiz paylaşımım için beni bağışla Oğuz, zira sefilliği senin kadar harikulade izah edemezdim.
#39161210
Nerede kalmıştık... Dostoyevski'den sonra toplumsal müsabakanın getirdiği kısıtlamalardan kurtulmuş ve toplum normları dışına çıkabilmiş buldum kendimi. Yeraltı Edebiyatına yönelmemdeki en büyük etkendir Dostoyevski. Yeraltı mı? Aykırı, ayrıksız ve azınlık. Bu azınlıktan gurur duydum. Benim için 19 yy'ın en büyük dehası ve realizmin en güçlü temsilcisi. İyi ki var oldun Dostoyevski.
Estağfirullah, izin sizindir. :) Kitap fuarında çalışırken kitap alan arkadaşların bir not yazma isteğine karşılık Cemal Süreya'nın bu sözünü kendime uyarlamıştım: instagram.com/p/B4k9S-kp12h
Dostoyevski'yi sürekli okumasam bile onun etkisi altında yaşadığımı hissediyorum, pek çok düşüncesini ve pek çok hissiyatını kendime kattığımı bilmek bana hem mutluluk hem de mutsuzluk veriyor. Belki de böylesi daha iyidir, eline sağlık.