Ivan ILLICH, Okulsuz Toplum adlı kitabında okulu devlet kurumu olmaktan çıkarmak gerektiğini düşündüğünü açıklıyor. İnsanların öğrendiklerinin pek çoğunu okulda değil, okul dışı yaşantısında öğrendiğini belirtiyor. Üstelik okulların birçok olumsuz durumu da yeniden ürettiğinin altını çiziyor.
Kitabın ilk bölümünde okullaştırma maliyetinin yüksekliği gündeme getiriliyor. Bu yüksek maliyetlere rağmen fakir olanların dezavantajlarının sürdüğü dile getiriliyor. Fakirlerin ve zenginlerin aynı okullarda eğitim alırken, onların yaşamlarını yönlendiren, hayat görüşlerinin oluşmasına neden olan ve kendileri için neyin yasal neyin yasal olmadığını belirleyen yerin okul olduğunu anlatıyor. İnsanların sosyal statülerinin okula bağlı olduğu izleniminin verilmeye çalışıldığını vurgulayarak bu işlevin okulun gizli müfredatını oluşturduğu açıklanıyor.
Okullaştırma yalnızca eğitimde yapılmamıştır, sosyal gerçekliğin kendisi de okullaştırılmıştır iddiasını öne sürüyor. Bu durumda yalnızca eğitimin değil tüm toplumun okulsuzlaştırılması gereğini düşünüyor. Bunun sağlanmasının yolu olarak da eğitimin finanse edilmesinden vazgeçilerek işe başlanabileceği fikrine yer veriliyor.
Yoksul ülke halkları ekonomik gelişmeye, rekabete dayalı tüketime ve böylece modernleştirilmiş sefalete doğru bir sürüklenme sürecindedirler düşüncesini dile getiriyor. Bu halklar için zengin olmayı düşleyerek fakir yaşamayı öğrenenler benzetmesi yapılıyor. Okullaşmaya duyulan fanatizm yüzünden bu ülkelerin sömürülmesinin fazlalaştığını iddia ediyor. Zorunlu eşit okullaşmanın ekonomik olarak uygulanamaz olduğu iddia ediliyor. Ayrıca zorunlu eğitimin toplumu kutuplaştırdığı gibi uluslar arası bir sınıflamaya da yol açtığı düşünülüyor.
Okullar modern tımarhane gibi düşünülürken öğretmenler de terapistlere