Gönderi

7/10
·141 syf.··
2020 32. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2020 15:07
Ivan ILLICH, Okulsuz Toplum adlı kitabında okulu devlet kurumu olmaktan çıkarmak gerektiğini düşündüğünü açıklıyor. İnsanların öğrendiklerinin pek çoğunu okulda değil, okul dışı yaşantısında öğrendiğini belirtiyor. Üstelik okulların birçok olumsuz durumu da yeniden ürettiğinin altını çiziyor. Kitabın ilk bölümünde okullaştırma maliyetinin yüksekliği gündeme getiriliyor. Bu yüksek maliyetlere rağmen fakir olanların dezavantajlarının sürdüğü dile getiriliyor. Fakirlerin ve zenginlerin aynı okullarda eğitim alırken, onların yaşamlarını yönlendiren, hayat görüşlerinin oluşmasına neden olan ve kendileri için neyin yasal neyin yasal olmadığını belirleyen yerin okul olduğunu anlatıyor. İnsanların sosyal statülerinin okula bağlı olduğu izleniminin verilmeye çalışıldığını vurgulayarak bu işlevin okulun gizli müfredatını oluşturduğu açıklanıyor. Okullaştırma yalnızca eğitimde yapılmamıştır, sosyal gerçekliğin kendisi de okullaştırılmıştır iddiasını öne sürüyor. Bu durumda yalnızca eğitimin değil tüm toplumun okulsuzlaştırılması gereğini düşünüyor. Bunun sağlanmasının yolu olarak da eğitimin finanse edilmesinden vazgeçilerek işe başlanabileceği fikrine yer veriliyor. Yoksul ülke halkları ekonomik gelişmeye, rekabete dayalı tüketime ve böylece modernleştirilmiş sefalete doğru bir sürüklenme sürecindedirler düşüncesini dile getiriyor. Bu halklar için zengin olmayı düşleyerek fakir yaşamayı öğrenenler benzetmesi yapılıyor. Okullaşmaya duyulan fanatizm yüzünden bu ülkelerin sömürülmesinin fazlalaştığını iddia ediyor. Zorunlu eşit okullaşmanın ekonomik olarak uygulanamaz olduğu iddia ediliyor. Ayrıca zorunlu eğitimin toplumu kutuplaştırdığı gibi uluslar arası bir sınıflamaya da yol açtığı düşünülüyor. Okullar modern tımarhane gibi düşünülürken öğretmenler de terapistlere
Eğitim
Okulsuz ToplumIvan Illich · Şule Yayınları · 20184,928 okunma
··
415 Gösterim
2 Yorum
Bu türden tartışmalar için okulun ortaya çıkış tarihini, amacını bilmek önemli. İnsan canlısı, kendisini hangi ortamın içinde bulduysa onu olması gereken zannediyor. Okulun olmadığı bir çağ ve toplum şu anki nesil tarafından düşünülemiyor. Oysa okulun tarihi o kadar yeni ki... İnsanların önlerinde rehber olarak bir önceki nesil bulunmadığı için bizler kayıp bir nesiliz. Öğrenmenin tek ortamını okul zannediyoruz. Genel olarak kimse bize okul dışında sistematik bilgi vermiyor. Sanayi devrimiyle beraber iş ve ev yaşamlarının ayrılması gibi, öğrenme ve yaşam alanları da birbirinden ayrıldı ve okullar öğrenmenin tek adresi olarak lanse edildi. Çocukların adeta bir hapishane düzeni olan okulu benimsemeleri hiç normal değil. Ancak dediğim gibi başka bir seçeneğimiz yok öğrenmek adına. Bu öğrenme sürecini ailesinin desteğiyle tek başına yürüten insanlar var ama bu örnekler birer istisna. Videosunu bulursam atacağım okulu bırakan ve yaşamını yeniden düzenleyen birisinin. Okul kaldırılsın veya dönüştürülsün.. Bunların hepsini tartışabiliriz. Ama bunu tartışabilen insanlar olmamız da bizzat okullarda aptallaştırma yoluyla engelleniyor. George Orwel'in ifade ettiği paradoks gibi:"Bilinçlenmedikçe asla başkaldırmayacaklar ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler." Bu konuda önerebileceğim diğer kitaplar ise; Düzene Uygun Kafalar Nasıl OluşturulurDüzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur Zorunlu Eğitime HayırZorunlu Eğitime Hayır Çocukluğun YokoluşuÇocukluğun Yokoluşu Eğitim: Bir Kitle İmha SilahıEğitim: Bir Kitle İmha Silahı
Ceren Koçer
Gönderi Sahibi
Söylediklerinize büyük ölçüde katılıyorum fakat ben çözümün okula hayır demek değil okulların dönüştürülmesi olduğunu düşünüyorum.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.