Earthling Ⓥ ♀ profil resmi
  • Baskı dikişsiz bir giysi; sosyal ve cinsel kodları olan, kadınlarını dayanılmaz şeref ve namus yükleriyle ezen bir toplum başka baskılar da üretir. Tersten bakarsak: Diktatörler daima -en azından alenen, başka insanlar adına- püritendirler. Yani ''erkek'' ve ''dişi'' olay örgülerimin aslında aynı hikaye olduğu ortaya çıkıyor buradan.

    Salman Rushdie, Utanç, 1983
  • Eğer annenizden "İyi Anne"lik görmediyseniz göreviniz ikiye
    katlanır: Kendi yaralarınızı iyileştirmek ve çocuğunuza karşı annenizin size
    gösterdiğinden farklı bir davranış biçimi geliştirmek.
  • Neredeyse her çocuk, kötü davranılmış olanlar bile, anne/babalarını
    sever. Bu çocuk olmanın doğası gereğidir. İncinmiş, hayal kırıklığına
    uğramış, arzu ettikleri sevgiye ulaşma olasılığını ortadan kaldıran yıkıcı bir
    duruma düşmüş olabilirler, fakat bağlanmak, kaygılı bir şekilde bağlanmak
    bile olsa, sevmektir. Her yıl sevgiye ulaşmak biraz daha zorlaşabilir, çocuk
    her yıl ilişki isteğini daha ısrarla inkâr edebilir, hatta anne/babalarına küfürler
    edebilir ve onlara en küçük bir sevgi duymadığını söyleyebilir; fakat sevgi,
    bunu açıkça ifade etmeyi ve karşılığını duymayı özleyerek, yakıcı güneş gibi
    gizli oradadır.

    Robert Karen
  • Anne ile çocuk arasındaki kadar karmaşık her ilişki hem sevgiyi hem de nefreti içerecektir. Genç çocukların çoğu, gereksinimleri ya da istekleri
    geri çevrildiğinde nefret duygusunu hisseder. Yine de birçok çocuk bunu
    ifade etmeye cesaret edemez, anne ile bağlar çok kırılgandır. Ve neredeyse
    her çocuk annesi için sevgi hisseder, bu sevginin üzeri örtüldüğünde ya da
    duvarlarla çevrildiğinde bile.
  • ... birçok kişi annelerinde neyin eksik olduğuyla
    ilgili sancılı gerçeği ortaya çıkarmaya cesaret edemez, çünkü bunun
    anlamıyla başa çıkmaya hazır değildirler
  • Bir terapist
    olarak, daha sıklıkla gördüğüm şey, annelerini korumayı bırakmaya çalışan
    insanların büyük suçluluğu ve direncidir. Bu, sanki kendi kendimizden bile
    gizlediğimiz bir şeydir ve annemizi eleştirmekten korkarız. İçimizdeki anne
    imajını koruruz, onu huzursuz edebilecek herhangi bir şeyi inkâr ederek
    onunla olan kırılgan ilişkilerimizi koruruz ve kendimizi bilinçaltımızda
    tuttuğumuz hayal kırıklığından, öfkeden ve acıdan koruruz.
  • Bunlar hassas konulardır - annelerimiz ve hepimiz için hassas. Anneleri
    eleştiriden uzak tutmak isteyenler annelerimizi suçladığımız için, sanki kendi
    sıkıntılarımızın sorumluluğunu haksızca annelerimizin üzerine atıyormuşuz
    gibi, bizi suçlarlar ve bu yetersizliği dile getirenleri eleştirirler.
  • Eğer annelik etmek konusunda gerçekten ciddi olsaydık, onlara daha çok eğitim, ekonomik destek ve ev içi yardım sağlardık. Şimdiki durumda anneler bir kaidenin
    üzerinde altlarında çok küçük bir destekle durmaktadır.
  • Earthling Ⓥ ♀ paylaştı.
    196 syf.
    Hayatını kutsal saydığı bir amaç uğruna feda etmeye hazır olarak tanımlanan kesin inançlı kişiyle birlikte kitap, kitle hareketlerinin aktif dönemi üzerine yazarın fikirlerinden oluşmaktadir. Yazarın hayatı da zorluklar içinde geçmiş; yedi yaşındayken annesini kaybediyor ve ardından da bir kaza sonucu gözlerini ama on beş yaşındayken mucizevi şekilde görme yetisini yeniden kazanıyor. Bu noktadan sonra da sürekli okuyor. Geri kalan hayatında da birçok işte çalışıyor, bir yandan da üç kitabını kaleme alıyor. Bu kitabı 1951 yılında yazılmış. Sık sık Hitler Almanya'sindan ve Sovyetler'den yola çıkarak savlarin anlatımı veya örneklendirilmesi mevcuttur.

    İnsan, bireysellik ve toplumsallik yönünde iki kutup arasında denge kurması gereken bir canlıdır. Bu dengenin toplumsallik yönünde ağır basmasiyla terazi, kitle hareketine doğru kayar. Bu kaymada temel faktör, insanın yaşadığı sorunlar nedeniyle hayatından memnun olmayıp, bu memnuniyetsizliği salt çevresinde aramasiyla birlikte büyük bir değişime açık hale gelmesidir.

    İnsanın değişime açık hale gelmesinden kasıt, olumlu manada değildir ve daha önemlisi de çevresini değiştirmeye hazır hale gelmiş olmasıdır. Çünkü insanın kendisini değiştirmesi, çevresini değiştirmesinden çok daha emek isteyen bir iştir. Bu emeğin zor kısmı ise insanın kendine dürüst olmak zorunda olmasıdir. Bu, insanın özgüvenini zedeleyebilir, kendini değersiz hissedebilir hatta kendinden nefret bile edebilir.

    Bundan dolayı insan aynı zamanda, benliğinden ve şimdiki zamandan uzaklaşmak arzusu duymaya başlar. Bunun en kolay yolu bir kitlenin üyesi haline gelmektir. Kitlenin üyesi olmak insanı, sorumluluk almaktan ve seçim yapmaktan yani özgürlükten kurtarır. William Wallace rolünde Mel Gibson'in kafası kesilmeden evvel son sözleri "Özgürlük!" olsa da, aynı özgürlüğü herkes istemeyebilir. Bunun en büyük nedenleri ise insanın kendine güveninin az, yeteneğinin yetersiz olması ve değişime karşı kendini güçsüz hissetmesi şeklinde sıralanabilir. Haliyle kendisine hazır bir yaşam paketi sunan kitleye üye olduğu vakit yapması gereken sadece bu pakete uymak olacaktır.

    Bu paket kendisine kutsal bir amaç verecektir. Bu sayede hayatının anlamını bulmuş olacak ve büyük bir yükten kurtulacaktır. Lideri olacaktır, haliyle karar vermek zorunda olmayacaktır. Kendisine geleceğe yönelik büyük bir inanç aşilanacak ve bu aşı sürekli tazelenecektir. Geleceğe dair büyük hayaller ve hedefleri olacak ve bu geleceğe dair umudu yüksek tutulacaktır. En önemlisi de aynı paket, kitlenin tüm üyelerine verilmiş olacaktır. Yani burada herkes eşittir.

    Ahmet olarak girdiği kitlede artık, bir Müslüman, bir Türk, bir yoldaş, bir Hristiyan, bir Alman ve benzeridir. Ahmet adındaki kişiliğiyle arasına kitle hareketi, hayali bir kişiliği koyar. Bu hayali kişiliğin farklı gerçekliği vardır. Şimdiki zamanın kötü olduğu, geçmişte kötü birtakım olay ve kişilerin yarattığı tahribatin şimdi bizi bu duruma soktuğunu ama çözümün var olduğunu, bunun da kitleye uymaktan geçtiğini anlatırlar. Kitlenin öğretisi Ahmet ile yoldaş vb arasında bir perde çeker.

    Kitlenin bu öğretisinin en büyük özelliği kesinlik barındırmasidir. Aynı zamanda da anlaşılmaz olmasıdır. Çünkü "insanlar ancak anlamadiklari şeylerden kesinlikle emin olurlar." Öğreti, kendisine sırlı bir atmosfer sağlamalıdır. İnsanın aklına ve mantığına değil direkt duygularına hitap etmelidir. Bu konuda Rudolph Hess'in şu sözü oldukça manidardir: "Adolph Hitler' aklınızla araştırmayin; hepiniz onu kalplerinizin gücüyle bulacaksınız."

    Bu sekilde bir öğretinin şekillendirdigi bir zihin yapısına sahip kesin inançlı insan hiç şaşırmaz ve tereddüt etmez, o her şeyi biliyordur. Bütün çözümler ondadir. Tek bir gerçek vardır ve o da buna vakiftir. Haliyle başka görülmeye ve duyulmaya değer hiçbir gerçeklik yoktur. O, dinlemez ve görmez. Herkesin tek gerçeği yani kendisinin vakıf olduğu gerçeği görmesini ve buna katılmasını ister. Göremeyenleri ve katilmayanlari aşağilar. Ama aslında kendisi de görmüyordur, zira kendisi sadece pakette ne yazıyorsa ona iştirak ediyordur hiç sorgulamadan. Zaten bu yola sorgulamanin zahmetinden kaçmak için girmişti.

    Aynı zamanda kesin inançlı kişi, özellikle dindar insanlar görüntüde alçakgönüllüdürler. Ancak gerçekte ise benliğini teslim ettiği ve kendisini itaatkâr kıldığı için bu, gurur ve kibre neden olur. Çünkü o, her şeyini bir davaya vermiştir. Haliyle bu doğru olmalı ve kendisinin de curetkar sözler etmeye ve davranışlarda bulunmaya hakkı olmalıdır. Bu doğrusu çerçevesinde kendisini dünyanın odak noktası ve büyük savaşcısı olarak görür ve kendi doğrusunu kabul etmeyen herkes de birer şeytan konumuna oturur. Ve bu şeytana karşı istediğini yapmakta serbesttir. Çünkü kitlede her şey mübahtır.

    Kitle içinde sürekli nefret aşılanır. Ortak düşman vardır veya yaratılır. Kazanılan başarılar bu düşmanın şeytani oyunlarına karşı kazanılan bir zaferdir, uğranan her zarar ve ortaya çıkan her kayıp ise bu düşmanın işidir. Kitle, her an bu düşmana karşı tetikte olmalıdır. Çoğu kez kibrin, kendine güvenin ve tumturakli sözlerin arkasına gizlenmiş aşağılık kompleksinin varlığı ve miktarı da bu nefretle doğru orantılıdır.

    Kitlenin vazgeçilmez unsurlarından birisi tabiki liderdir. Ancak uygun ortam oluşmadan lider ortaya çıkamaz. Çıkarsa da etkili olmaz. Bu ortam ise pek çok faktörün birikimi ile meydana gelir. Liderin ise birtakım özelliklere sahip olması gerekir. Bunlar:
    - Güçlü irade
    - Cüret ve meydan okumaktan zevk alma
    - Tek bir gerçeğe duyulan sarsılmaz inanç
    - Kadere, şansa güven
    - Şiddetli nefret etme yeteneği
    - Mevcut düzeni aşağı görmek
    - Bağlılığı kazanmak ve devam ettirebilmek
    - Yetenekli küçük bir grubu etkileyebilmek ve bunları kitlenin dinamosu haline getirebilmek
    Yani yaratıcı, akıllı ve mantıklı olması veya davranması şart değil. Zira akıl ve mantık değil, kalbe dayaliydi işler.

    Kitleye kazandırılması gereken olmaz olmaz bilinç; itaat etme güdüsüdür. Öyle ki kişi seve seve badelenmeye bile gidebilir. Tabi badelenmek çok üst düzey bir itaattir. Kitle içinde olanların sık sık liderlerine, reislerine itaat etmekle, onların sözlerini harfiyen yerine getirmekle, dinlemekle övündüklerini görürüz. Aynı zamanda liderleri çark ettiği zaman onlar da süratle çark ederler ve bir anda o eskiye dair anılarını da silerler; siz bunu hatırlatinca da ilk defa duyuyor, onları kendi söylememis veya yapmamış gibi davranirlar. Bir süre sonra artık insan kendinden şüphe etmeye başlar. Bunlar hep kalpten düşünmekten, normaldir. İyi ki internet, bilgisayar var da artık onlar çark edip hafızalarinda silseler de sanalda varlığını sürdurmeye devam eder bu anılar.

    Kitlede kimse aslında huzurlu değildir. Sürekli şüphe hakimdir ve bu şüphe korku yaratır. Korku da itaati besler. Aynı zamanda kitlede eylemcilik önemlidir. Ama fazlası zarardir. Olur olmadık her açılışın cafcafli gösterilere dönmesi söz konusudur. Öyle ki tuvalet açılsa bir yerde bunun ülkenin hatta dünyanın kanalizasyon ve b.k tarihinde bir milat olduğu izlenimi, yapılan eylemle kitleye verilir. Sonra da bir kitlenin üyesi her yerde biz dünyanın en iyi s.çan ülkesiyiz, Almanya bizi kıskanıyor, Avrupa osururuz diye korkuyor, Amerika ise b.kumuzun orjinal kokusuna bağışıklık saglayamayacagi için -çünkü çok afedersiniz böyük bilim ADAMLARIMIZ yeni icat ettiler de- ülkesini karantinaya almış diyorlar diye anlatır durur. Ama kendisi bir haftadır doğru düzgün bir şey yiyemedigi için tuvalete de gidememekte ve o güçlü ve yeni icat edilen b.kunu dogru duzgun yapamamaktadir. Ama bunda kesin o düşmanın şeytanca oyunlarının parmağı vardır. Zaten en son tek küçük bir kitle halinde düşen b.ku da üçgen seklindeydi; İLLLLLLUMİNATİİ!!!

    Son olarak da kitaptan şu anlamlı sözü paylaşmak istiyorum: "Bir yönetim, ehliyetinin sınırlarını aştığı halde iktidarda kalabilmişse, o yerde ya aydın sınıfı yoktur ya da iktidardakilerle söz ustaları arasında sıkı bir anlaşma vardır." (#75767253)

    Kitabı herkese tavsiye ediyorum. Kesinlikle okunması gerekilen bir eser, tabi konu hakkinda daha detaylı ve teknik kitaplar da vardır. Ama bu kitap da çeşitli üniversitelerde yardimci kaynak kitap olarak okutulmuş. Konuyla ilgilenenlerin hoşlanacagini ve kendilerine faydalı olacağını düşünüyorum.


    İyi okumalar
1409 okur puanı
01 Ara 2017 tarihinde katıldı.
Okur takip önerileri
Daha fazla