-İnsan Doğası Üzerine Safsatalar-
"Karşıdan iki kişi geliyor sandım;
meğer bir adamla karısıymış."
şeklindeki Rus atasözüyle başlıyor kitap. Evliliğin, ailenin kadına ne yaptığını anlamak için kısacık ama özlü bir başlangıç. Evliliği sorgulayabilmek için aileden başlamamız gerekiyor. Oysa bunu yapamamamız için durmaksızın politika üretiliyor, kutsallık atfediliyor. Tam da kutsalın olduğu yerde gerekir sorgulama. Zira birileri bizi bir şeye ikna etmeye çabalıyorsa inanmamak gerekir. Apaçık gerçeklerin propagandaya ihtiyacı yoktur.
İdeolojik bakış, bilimsel bakışa da yansır ve kapitalizmin emekgücüne ihtiyacını üreten aile birimi doğal/biyolojik olarak dikte edilir. Ayrıca aile çalışanların(özellikle erkeklerin) iş yerlerinde yansıtamadıkları öfkeyi boşaltabilecekleri, giydirilip yedirilecekleri ve cinsel ihtiyaçlarının düzenli olarak karşılandığı yerdir. Tüketimin belli bir düzeyde seyretmesi de çekirdek ailenin varlığına bağlıdır.
Çocukluktan itibaren insanın bugünkü biçiminin mutlak olduğuna inandırılarak yetişiriz. Irk, din, aile, cinsiyet ve daha birçok, zulme meşruiyet kazandıran kavram insanın doğası olarak sunulur. "İnsan doğası" öyle bir maymuncuktur ki her kapıyı açar. En çok da ataerkinin savunusunda rolünü hakkıyla yerine getirir. Çıplak Maymun, Desmond Morris gibi kitaplar insanın saldırganlığına kılıf uydurmakta oldukça başarılı olmuş ve bu konuda bir kamuoyu oluşturmuştur. Bu yazarlara göre insan daha dün ormandan çıkmış, doğası gereği saldırgan ve hiyerarşik yaşama teşne bir canlıdır. İnsan doğası söylemi bir çıkmaz sokaktır ve ne gerçek bir teşhistir ne de bir çözüm sunabilir. Tek yapabileceği insanın böyle gelmiş böyle gider olduğuna bilimsel zemin sağlayarak değişimin önüne set olmaktır. Aynı zamanda insan doğası'ndaki insan her zaman erkektir.