·533 syf.····Okunma: 08 Mayıs 2020 16:39 (SPOILER VAR!)
Kitabın arka kapağında yazanlardan dolayı Setterhan ve Zehra aşkını ve savaş zamanı olduğu için önlerine sürekli bir zorluk çıkacağını sanmıştım. Bu olmayınca büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. 533 sayfalık kitapta ikisinin tanışması 506. sayfada oldu. Yani son 50 sayfa bile değil. Bu benim gözümde tam bir fiyaskoydu. Tanıştıkları zaman özellikle konuşamayıp anlaştıkları diyaloglar bana çok masalsı geldiği için hoşuma gitmedi. İkisinin arasında geçen kitabın kapağında da yazan "sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim" sözü masalın da masalıydı benim için. Zerre inandırıcı gelmediği için bana komik geldi.
Ayrıca kitapta en çok Setterhan' dan bahsedilmesi hoşuma hiç gitmedi. Çünkü dediğim gibi hem beklentim farklıydı hem de Setterhan'ın yaşadıklarının çoğu ilgimi çekmedi. Setterhan yerine Zehra ve ailesinden daha çok bahsedilse çok iyi olurdu. Çünkü Zehra'nın ailesi bana daha samimi geldi ve savaşın etkileri bu aile üzerinde çok daha etkili anlatıldı. Mesela komşunun, kızını Büyükhanıma bırakmak zorunda kaldığında yaşananlar ve hissedilenler, Hacıbeyin 93 harbinde çook uzun yol yürümek zorunda kaldığı için bir bacağından olması, Büyükhanım ve ailesinin Hacıbeyi evde bırakarak Trabzon'u terketmek zorunda olmaları ve haftalarca yol yürüyüp kayıkla ve en en son vapurla İstanbul'a varmaları aklıma ilk gelenler.
Setterhan'ı karakter olarak da pek sevemedim. Gözümde ezik bir erkek canlandı. Bunun sebebi ise babasının işinde, sözde patron olup babası ne derse yapmasıydı. Yani hiçbir şekilde kendisinde söz hakkı olmaması ve en ufak bir kararı verememesi ezik karaktere sahip olduğunu kanıtlar gibiydi.
Kitap boyunca Setterhan'ın yaptığı en iyi şey kahvehane işletmede bir numara haline gelmesiydi. Onun dışında Setterhan'ın bir numarası yoktu.
Azam karakterine de bir türlü ısınamadım. Çünkü Setterhan'a üstten bakması hoşuma gitmedi. Azam, sanırım ailenin tek çocuğuydu. Tek çocuk olduğu için fazla şımartılmış herhalde. Ama diğer taraftan Azam'ın halı dokuma işinde çok iyi olması ve Setterhan'dan bin kat daha fazla cesaret göstererek o şartlarda sevdiği adamla kaçması takdir edilesiydi.
Kitapta en çok hoşuma giden şeylerden biri, anlatıcının baktığı fotoğrafın içine girip o anı yaşamasıydı.
Son olarak, kitap bir savaş dönemini anlattığı için şunu söylemeden edemeyeceğim; 3-5 kişinin toprak hırsı, mal mülk sevdası, kısacası açgözlülüğü yüzünden binlerce insan ölüyor. Hatta bugüne kadar yapılan savaşlar, katliamlar düşünülürse milyarlarca insan ölmüştür muhtemelen. Yani savaş denilen şey saçma olduğu kadar bir o kadar da gerçek.