Kitaba, Türkçeye çevrilmesindeki uzun yolculuğu okuyarak başlıyoruz. Behçet Necatigil’e uğraşlarından dolayı teşekkür ederim. Bunca uğraştan sonra kitabı çevirip baskısını yapabilmiş hatta İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Gençlik Tiyatrosu tarafından 1959’da 16 kere oynanmasına vesile olmuştur.
Sadece Türkçeye çevrilirken zorluk çıkmamış. Daha Wolfgang Borchert kitabı ilk yazdığında bile hor görülmüş. Kitap ancak yazar vefat ettikten bir gün sonra sahnelenebilmiş. Maalesef kitabının meşhur olduğu zamanı görememiş.
Bundan sonra yazdıklarım kitabın olay örgüsünden ibaret olup kitabı okumuş olanlar içindir.
İkinci Dünya Savaşı’nda Stalingard Muharebesi’nden sağ dönen bir Alman’ın hikâyesini anlatıyor kitabımız. Ancak döndüğünde ne eşi ne evi ne de ülkesi bıraktığı gibidir.
Askerimizin adı Beckmann. Beckmann ilk eşine uğrar, başkasını bulur yanında. Sonra tam intihar edecekken bir kız onu bulur ve evine götürür. Ancak kızın da kocası gelir ve Beckmann kapının dışında bulur kendisini. Oradan binbaşının yanına gider. Binbaşı dalga geçer Beckmann ile. Oradan iş bulmak için kabare direktörünün yanına gider. Orada da beğenilmez. Sonra ailesinin evine gider. Anne ve babasının intihar ettiklerini öğrenir. Artık olanlara dayanamayan Beckmann kendini Elbe Nehri'ne atar. Ölür Beckmann ve ölüsü yerde yatarken tüm yanına gittikleri yanından geçerler. En son da şu muhteşem cümlelerle biter kitap. Her okuduğumda tüylerimi diken diken eden cümlelerle…
Sen neredesin, ey Öteki? Başka zaman hep yanımda olurdun!
Sen şimdi neredesin, ey evet diyen? Bana asıl şimdi cevap ver! Sana asıl şimdi ihtiyacım var, ey cevap veren! Nerelerdesin ki? Ansızın yok oluverdin! Neredesin, ey cevap veren, neredesin, ey bana ölümü çok gören? Hani nerede Allah olduğunu söyleyen ihtiyar?
Niçin sesi çıkmıyor acaba?
Cevap versenize!
Niçin susuyorsunuz? Niçin?
Yok mu bir cevap veren?
Kimse cevap vermiyor mu?
Kimse, hiç kimse cevap vermiyor mu?