Puan vermedi·195 syf.····Okunma: 19 Ağustos 2020 22:48 Bu zamana kadar okuduğum en zor kitaplardan birisi ve ilk incelemem... Olaya biraz daha duygusal ve öfkeyle yaklaşmaktan kendimi alamıyorum. 'bana nasıl olsa bir şey olmaz' rahatlığının sağlanmasının hesabının sorulmasını istiyorum/istiyoruz.
Hayatımızın her anın da öylece durduğumuz yerde dahil şiddete maruz kalıyoruz. Bu kitapta bir çok kadın arkadaşımın ve kız kardeşimin yaşadığı şeylere tanık oldum aslında hepimizin her gün maalesef ki duyduğu şeyler fakat aynı anda bu kadar acıya tanık olmak kitabı okumayı çok zor kılıyor. Yine görüyoruz ki adalet sağlamak için gittiğimiz polisler, savcılar erkek egemen devletin içinde olduğumuzu yüzümüze vuruyor. Kurtulmak, rahat nefes alabilmek için gidilen yerler bizi katillerin canilerin kucağına geri atıyor, bizi koruyacak bir yasa bizi koruyacak bir devlet yok... Bugun kendi adaletimizi kendimiz sosyal medya üzerinden sağlıyoruz. Tecavüzcü Mahmut Orhan sosyal medya sayesin de tutuklandı, Şulet Çet davasın da yine sosyal medyadan büyük bir kamuoyu sağlandı ve davadan istenilen sonuç çıktı ve daha nicesi...
Şiddeti sadece fiziksel şiddetten ibaret sanıp kadınların giydiği kıyafetten, oturmalarına kalkmalarına, gülmelerine kadar varan her şeye karışılması sözde kıskançlık adın da yapılıyor ve sırf bu yüzden meşrulaştırılan bir şiddet biçimi...Seven insan kıskanır mantığı ile haraket edilmesi erkeğe şiddeti uygulayacağı alanı sunar bir yerden sonra iş sözlü şiddete daha sonra fiziksel şiddete ve ölüme kadar götürür. Çok kıskandım, çok seviyordum açıklamaları ile nice kadının canına kıyıldı ve bunlar tahrik indirimi bile sayıldı...
Aile içi şiddet toplumumuzun en büyük sorunu bunu pandemi sürecin de daha net bir şekilde gördük. Geçtiğimiz mart ayında 29 kadın öldürüldü. Bunların 18si evlerin de öldürüldü. Erkekler istedikleri zaman en ufacık bir bahane ile bile şiddet uygulamayı kendilerine hak sayıyorlar. Öldürmeyenler ise kadınlara psikolojik ya da sözlü şiddet uygulayarak çocuklarının gözleri önünde eşlerini aşağılıyor lar.
Şiddet sadece kadınlara değil çocuklara da aynı oranda işlemektedir. Kitapta 1,5 yaşında ki ya da 6 aylık çocuklara uygulanan şiddeti okurken daha önce komşumuz olan erkeğin 6 aylık kız bebeğini sırf annesi 'kız çocuğu sevilir mi?' demesi üzerine yere fırlattığını hatırladım. Günlerce uyuyamamıştım çok küçük olduğum için babamın da bana aynı şekilde davranacağını düşündüğümden ona yaklaşamıyordum... Ben bunun korkusu ile nefes bile alamazken şahit olduğum şeyi yaşayan o küçücük bebeği düşünmekten hala kendimi alamıyorum. Yine başka bir yerde 9 yaşında ki kız çocuğunu tecavüzcüsü ile karşı karşıya getirdikleri için kalbi dayanamamıştı.
Başka bir yerde sevgilisi olduğunu düşündüğü için bir baba kızını öldürmüştü...
İlerlemek yerine sürekli geriye hatta çok daha kötüsüne gidiyoruz. Bugun kürtaj haktır davasını konuşuyoruz. Kadın istemezse sevişmezin savunmasını yapıyoruz. Kadınların köle olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Kadın mıdır kız mıdır ayrımını yapan kişilere kızlık zarı kavramı üzerinden ahlak dersi verilemezi anlatmaya çalışıyoruz.
Sözde kız çocuklarının diri diri gömüldüğü cahiliye devri geçti... şu an çok daha büyük bir cahiliyetin içindeyiz her gün bir kadın arkadaşım bir yerlerde farklı bahaneler ile öldürülüyor, aile içi şiddete maruz kalıyor yaşamak ve yaşatmak için yapılacak en iyi şey İstanbul Sözleşmesi'ni kabul etmekken onun da karşısın da duranlara aile içinde şiddet varsa o aile aile değildiri öğretmeye çalışıyoruz. Böyle bir aile yapısının hiç var olmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz. Bugun ölen her kadın ve çocuktan sorumlu olan buna ses çıkarmayan sözleşmenin reddetini isteyen kişilerdir. Kadınlar birlikte olduğu sürece çok daha güçlü.. ulaşabildiğim her bir kadını bilinçlendirmeyi görev biliyorum çünkü DAYANIŞMA YAŞATIR