Gönderi

ATATÜRK ATEİST MİYDİ
10/10
·393 syf.··
Beğendi
·
2020 174. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2020 19:02
Bir insanın kendine karşı en büyük ödevi hakikati keşfetmektir. (#73093133) __________ En hoşlanmadığım hususların başında aklımla dalga geçildiği hissi yaşamak veya başka bir ifadeyle aldatılmışlık hissi yaşamak gelir. Bu hissi en çok yaşadığım hususların başındaysa Atatürk’ün şahsının ve onun icraatlerinin din ve laiklikle ilgili kısımlarının gizem bulutu arkasına saklanması veya kasıtlı/kasıtsız çarpıtılarak aktarılması gelir. Çünkü onun bu konudaki sözlerinin, yaptığı işlerin geçtiği ilk elden kaynaklara ulaşmak deveye hendek atlatmaktan daha zor olabiliyor. Eğer internet olmasa katiyen bu kaynaklara ulaşamayız. Böyle olunca onu sevenler başka sevmeyenler başka iddialarda bulunuyor ve her iki tarafta aslında gerçeği değil de kendi gerçeklerini yaratmaya çalışıyorlar. Örneğin, bir tarihçi defalarca basılan kitabında ve çıktığı televizyon programlarında Atatürk’ün, ordusuyla Filistin’e inerim dediği iddiasını ballandıra ballandıra dile getirebiliyor. Bu iddianın kaynağı olarak verdiği Hakimiyeti Milliye gazetesiyse iddianın geçtiği 1937 yılında yok! Sanırım üç yıl önce Ulus adını alıyor ancak bu gazetenin de o sene içinde hiçbir yayınında yine bu iddia yok. Ayrıca bu konu hakkında İçişleri bakanı Şükrü Kaya’nın falanca tarihinde Cumhurbaşkanına durumu haber ettiğini söylüyor lakin yine verdiği belgeye göre falanca tarihte değil, ondan birkaç ay öncesinde haber ettiği geçiyor ama Cumhurbaşkanına değil, Başbakanlığa haber ettiği görülüyor. Son olarak Atatürk’ün içinde tüm Hristiyan dünyasına adeta “adam ol, akıllı ol” tarzında verdiği bir demeci de yok. Olduğu rivayet edilmiş ve bu haber ta Hindistan’da bir gazetede de çıkmış. Bu tarz ortalıkta bir sürü haber, iddia dolaşır. Bunu Atatürkçü isimler çok yapıyor, bence amaçları halkın Atatürk’ü sevmesini veya ondan dini konulardan dolayı soğumamalarını sağlamak istemeleridir. Bir başka nedense buna kendilerini de inandırmaları olabilir. Ama şunu unutmamalılar ki, yalanların üzerine bina olunan sevgi ve saygı darmaduman olmaya mahkumdur. Eminim ki “gerçekleri Perinçek gibi bir adamdan mı öğreneceğiz” diyenleriniz oluyordur. Sizi anlıyorum, zira ben de kendisine güvenemediğim için yararlandığı kaynakları buldum ve bizzat kontrol ettim. Bu kaynakların başında şunlar geliyor: Türk Tarihinin Ana Hatları (Devlet Matbaası-1930), Atatürk döneminde liselerde okutulan Tarih kitapları (Devlet Matbaası-1931), Medeni Bilgiler Kitabı, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. İkincil kaynaklar da dönemin hükümeti içinde önemli mevkilerde olan isimlerin Meclis’te veya birtakım çalışmalardaki beyanları. Bunlardan birisi örneğin; dönemin Samsun vekili Ruşeni Beyin (Barkur) Atatürk’e sunduğu ve Atatürk’ün de kenarlarına “Aferin” ve “Alkışlar” şeklinde notlar düştüğü ‘Din Yok Milliyet Var’ yazısıdır. Yazının alt başlığı “Benim dinim benim Türklüğümdür”, yanına “Aferin” notu düşülen son cümlesiyse “Ve türk olmak kadar ‘DİN’ mi var”. Bu yazı Kenan Evren tarafından “insanların inancını bozar” gerekçesiyle kilit altına alınıyor. Ayrıca kitap, yaklaşık 400 sayfa ama bunun yarısı ise kaynak ve Atatürk’ün kendi el yazmalarıdır. Bu el yazmalarının birinde Atatürk, bizzat Mısır’da tek tanrı inancının nasıl doğduğunu anlatır: "Masum ve cahil insanları, yüzlerce allaha taptırmak veya allahları muayyen gruplarda toplamak ve en nihayet bir allah kabul ettirmek, siyasetin doğurduğu neticelerdir."( #87566643 ve Türk Tarihinin Ana Hatları, s.220 ve Atatürk’ün elyazması: hizliresim.com/r8KIbt , daha fazla elyazmaları da Perinçek’in kitabının arkasında bulunuyor) Bunu şundan belirtiyorum: yazara bakıp ön yargıya kapılarak kitap hakkında okumadan yargıda bulunmayalım. Hatta bu tutum, genel bir ilkemiz olmalıdır. Bu arada ben, bahsettiğim tarihçinin yanlış bulduğum bir yönünü örnek vererek başladım yazıma lakin bu, onun eserlerini hiç okumayacağım manasına gelmiyor. Sadece okurken daha dikkatli olurum. __________ Yalanın faydası bir kere içindir, gerçeğin ise sonsuzdur. DENİS DİDEROT __________ Perinçek, Kemalist Devrimin iki dönemi olduğunu ifade etmiş. Bunlardan ilki, 1919-1924 arasındaki siyasal devrimdir. Bu dönem temel sorun: milli egemenliği hakim kılmak olmuştur. Bunun için dinsel ideolojinin temeli olan egemenlik kaynağının Allah olduğu savının çürütülmesi gerekiyordu. Sonuçta, Allah iktidardan uzaklaştırılmış oldu. Ayrıca bu dönemde M.Kemal, yer yer Allah, Muhammed gibi konularda olumlu beyanlarda bulunur. İkinci dönem ise 3 Mart 1924 Halifeliğin kaldırılmasıyla başlayan ideolojik hesaplaşma dönemidir. Siyasal devrimin her zaman toplumu dönüştürmeyi beraberinde getirdiğini ifade eden Perinçek, Kemalizm’in din, Allah, laiklik gibi konularındaki felsefe ve pratiğinin 1924 öncesine bakılarak anlaşılamayacağını söyler. Zira 1929-30’larda tarih üzerine araştırmalar yoğunlaşır. Atatürk’ün de el yazılarının ve yazdırdıklarının önemli bir kısmının dinler tarihi ve İslamiyet üzerine olduğu ifade edilmiştir. Türk Tarihinin Ana Hatları’nın hemen girişinde iki temel amaç belirtiliyor. İlki milli bir tarih yazmaktır. İkinci amacı direkt kitabın kendisinden alıntılıyorum: “İkinci bir maksadımız da kainatın teşekkülüne, beşerin zuhuruna ve beşer hayatının tarihi devirlerden evvelki mazisine dair, yakın zamanlara kadar itibarda bulunmuş yanlış telakkilerin önüne geçmektir. Yahudilerin mukaddes saydıkları efsanelerden çıkan bu efsanelerden çıkan bu telakkiler membaların tenkidi ile ve son zamanların ilmi keşifleriyle artık tamamen kıymetini kaybetmiştir. Tenkidi tarihe ve tabii ilimlere dayanılarak kurulan faraziyeler elbette Sifrittekvin’in haberlerinden daha ilmidir…”(s.2) Böylelikle dolaylı yoldan Kuran’ın evren ve insanın yaratılış anlatımlarını çürütüp yerine dönemin biliminin anlatımlarını koyma süreci başlar. Bunun arkasında ise sadece bilimsel konular değil, her alanda dinin yani İslam’ın hakimiyetini kırmak ve onu bireylerin vicdanına hapsetmek bulunur. Bu durum, Atatürk ve arkadaşlarının zihin yapılarını şekillendiren kişi, düşünce, dönem ve olaylara bakılırsa gayet anlaşılır bir durumdur. Onlar, Aydınlanma döneminin düşünürlerinden etkilenmişlerdir; zira Atatürk’ün kitaplığında bunların kitapları önemli bir yer teşkil eder. Örneğin: Montesquie’nin insan aklını “tek insanlık yasası” olarak görmesi, yasaların kaynağının din olamayacağı ve biricik kaynağın insanların ihtiyaçları olabileceği, bu ihtiyaçları ise belirleyen tek etkenin insanın aklı olduğu fikirleri Kemalizmin en temel kabullerinden olmuştur. Rousseau’nun hürriyetçi ve milli egemenlikçi fikirler kabul edilmiştir. Voltaire, D’Holbach, Feuerbach, Diderot gibi isimler de diğer önemli etkilenilen kişilerdir. Bunlardan Holbach, Atatürk’ü çok etkilemiş gözüküyor. Holbach, Hristiyanlığı eleştirmekle yetinmemiş, doğayı yaratan bir varlığı da kabul etmemiştir. Holbach için tanrı kavramı, ilkel insanların doğa olayları karşısında duyduğu korku ve cehaletten doğmuştur. Yani “dinin kökeni, çoğunluğun korkusu ve azınlığın yalanıdır,”(s.107). İnsanın ortaya çıkışı gibi bilimsel konularda Darwin’in kuramı etkili olmuş ve ders kitaplarına geçmiştir. Atatürk, kimi yerlerde “Tanrısızlığın İlmihali” adıyla anılan Jean Meslier’in Aklıselim kitabını ve Caetani’nin İslam tarihi ansiklopedisini Türkçeye çevirttirmiştir. Fransız İhtilali’ni ve ondan doğan fikirleri son derece önemli bulmuş ve bunu da dile getirmiştir: “Devrimlerin en önemlisi, en feyizlisi ve en doğurganıdır.” __________ Gerçeği her zaman savun, anlayan olmasa bile vicdanına karşı hesap vermekten kurtulursun. HG WELLS __________ Kemalizm’e göre din toplumsal bir konudur. Uzak geçmişte insanlar doğaya karşı kendilerini son derece savunmasız bulmuşlar, bunun sonucunda her şeyden korkmuşlardır. Anlam veremedikleri doğa olaylarını doğa üstü bir baba figürüne nispet etmişlerdir. Bu da aslında aile veya kabiledeki reisten duyulan korkunun tezahürü olmuştur. Topluluk halinde yaşamanın olmazsa olmazı düzeni sağlamak adına da bundan faydalanılmış, zaman içinde birtakım kurallar yaratılmış ve nihayetinde tüm bunlara kutsallık atfedilerek adına din denilmiştir. Aynı zamanda Atatürk’ün ifadesiyle "Din daima siyaset aracı, menfaat aracı, istibdat aracı yapıldı. Bu hal Osmanlı tarihinde böyle idi. Abbasiler Emeviler zamanında böyle idi."(Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, ll, s. 146.) Bununla birlikte dini, bireysel özgürlüğü engelleyen güçlü bir etken olarak görmüşlerdir. Din, egemenliği bir monarka Tanrının verdiğini dikta eder ve sadece bunula kalmaz; toplumu hiyerarşik olarak düzenler. İnsanların 7/24 nasıl davranacaklarını kati suretle belirler. Özgür düşünceye, sorgulamaya ve araştırmaya kısıtlamalar getirir. Tüm bunların sonucunda birey diye bir şey söz konusu olamaz, insan ancak ait olduğu zümreyle bir varlık bulabilir. Ancak Atatürk ve arkadaşları, Fransız Devriminin temel dayanaklarından olan bireyin özgürlüğü ve doğal hak kavramına gönülden bağlılardır. O halde, dinin buna koyduğu engeller yıkılmalıdır. Atatürk, Medeni Bilgiler kitabının Hürriyet bölümünü kendisi yazmıştır; ben Toplumsal Dönüşüm Yayınlarının 2010 tarihli 2. Baskısından Hürriyetin Tarihsel Gelişimi başlıklı bölümden konuyla alakalı bazı parafları alıntılamak istiyorum, dilerseniz siz de bizzat kaynağından bakabilirsiniz: “İlkel insan gruplarında, ata korkusu ve sonunda, büyük kabile ve kavimlerde, ata korkusu yerine geçen Allah korkusu, insanların kafalarında ve hareketlerinde hesapsız yasaklar yaratmıştır … İnsan, öncelikle tabiatın esiri idi; sonra, buna, gökyüzünden kuvvet ve yetki alan bazı adamlara esir olmak eklendi, insan toplulukları büyüdükçe ve devlet haline geldikçe, bireyler üzerindeki ağırlık o kadar çoğaldı. Devletin başında bulunan adamın hakkı, kayıtsız, şartsız kesin bir kudret olarak kabul ediliyordu … Doğanın, her şeyden büyük ve her şey olduğu anlaşıldıkça doğanın çocuğu olan insan kendinin de büyüklüğünü ve onurunu anlamaya başladı. İşte, insanlar, bu anlayış derecesine yükseldikten sonradır ki “doğanın, insanda yarattığı bütün yetenekler, çalışmalarını serbest olarak yapmayı ve serbest olarak geliştirmeyi gerekli kılar; bu gereklilik doğaldır; doğanın verdiği haktır ”, düşüncesine ulaştılar … Bireysel haklar görüşü, tabii hak düşüncesi, Allahlık sıfatı düşüncesi temelinden gökyüzünden koparılarak yeryüzüne indirildikten sonra, meydana çıkabilmiştir.” Bunların aslında doğal sonucu da diyebileceğimiz dine karşı durulmasının diğer etkense milliyetçiliktir. Bilindiği üzere Osmanlıyı kurtarabilmek adına birtakım fikir akımları kullanılmış lakin başarılı olunamayıp Türkçülük akımının da etkili olduğu Kurtuluş Savaşı’yla yeni Türk devleti kurulmuştur. Devrimin kadrosu yeni ulus yaratımında mihenk noktası olarak da milliyetçiliği belirlemişlerdir haliyle. Din ise mevcut milyonlarca Müslüman alemin bulunduğu esaretten de anlaşılacağı üzere faydasız bulunmuş ve aynı zamanda tarih boyu Türklerin milli hislerini körelten ve giderek Araplaşmalarına neden olan bir unsur olarak görülmüştür. Zaten Türklerle İslam devletinin ilk karşılaşmaları sonucunda çokça kan akmış, Arapların yağmaları ve talanları hüküm sürmüş, Türklere zorla İslam’ı kabul ettirmeye çalışmışlar lakin Türklerin İslam’a kitle halinde girişleri, Türk komutanlarının İslam’da söz sahibi olmalarından sonra olmuştur. Nasıl Araplar, Türklerin İslam üzerindeki egemenliğinin sonucunda İslam’da gerilemenin başladığını düşünüyorlarsa, Türkler de tam tersini düşünüyorlar; devrimin kadroları ise uygarlığı Türklerin sağladığını ve İslam uğruna dört bir yanda Türk’ün evlatlarının kanlarını heba ettiklerini düşünüyorlardır. Sonuç olarak artık Türk milletinin mihenk noktasını din değil, milli his ve milliyetçilik belirleyecektir. Atatürk, Medeni Bilgiler kitabında şunları söyler: "Türkler arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne arapların, ne aynı dinde bulunan acemlerin ve ne de mısırlıların vesairenin türklerle birleşüp bir millet teşkil etmelerine hiçbir etki yapmadı. Bilakis türk milletinin milli bağlarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi…”(#87543561) Yine devamında Medeni Bilgiler’de şunları der: “Türk milleti, milli' hissi; dini hisle değil, fakat insani hisle yan yana düşünmekten zevk alır. Vicdanında, milli hissin yanında, insani hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle iftihar eder.” Atatürk, verdiği demeçlerde “Türk yalnız tabiatı takdis eder,” der, buna gazetecinin Goethe’nin tabiatı tanrı olarak görmesi fikrini belirtmesine ise karşı çıkarak "Ben bu muammayı kabul edemem, takdise layık ancak insan toplumunun reisi olan kimsedir,” der. Öte yandan A.Comte ve H.G.Wells’ten de etkilenen Atatürk, insanlığa duyduğu güveni sık sık dile getirir. Bununla birlikte Kemalist devrim, dinin toplum üzerindeki etkisini kırmaya da çalışır. Çünkü ancak bu şekilde ağanın kölesi, kulu durumundaki insanlar özgürleşecek ve birey olabileceklerdir. Bu insanlar daha sonra işçi sınıfını oluşturacaklardır. Çünkü Atatürk devrimi de Fransız devrimi gibi burjuva merkezlidir. Çağını yakalamaya çalışır ve çağ da budur. Bu esnada dikkat çekici bir noktayı dipnot olarak eklemeliyim: İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, "Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun"un görüşmeleri sırasında Meclis kürsüsünden hükümet adına aynen şunları söyler: "Dinler işlerini bitirmiş, vazifeleri tükenmiş, yeniden uzviyet ve hayatiyet bulamayan müesseselerdir.” Bu sözler mecliste alkışlanır. Şimdi olsa sanırım adamı döve döve kürsüden indirirler. (TBMM Zabıt Ceridesi. Dönem 4c. 24. i: 11, 3.12.1934, s.77). Kemalizm’in Allah kavramı ve onunla ilgili hususlara bakışını inceleyelim. Atatürk’ün talimatıyla ve gözetimiyle yazılan Türk Tarihinin Ana Hatları kitabının girişinde belirtilen amaçlarını yukarıda alıntılamıştım. Buna bir örnek: #87666426 Sonra, insanın yaratılmadığı, onun doğanın çocuğu olduğu belirtilir. Bunlara temel olarak dönemim bilimsel gerçekleri alınmıştır. Yani eskilerin yaratılış efsaneleri yerini devrimin kitaplarında, bilimsel gerçeklere bırakmaktadır: #87667718 Şunu ise bizzat Atatürk yazmıştır: “Her halde, hayatın her hangi bir tabiat harici bir amilin müdahalesi olmaksızın, dünya üzerinde tabii ve zaruri bir kimya ve fizik seyri neticesi olduğunu kabul etmek lazımdır.”(#87669400) Aynı kitapta dönemin evrimsel bilgilerine dayanılarak insanın oluşumu açıklanır ve benzer şeyleri Atatürk de demeçlerinde söyler: #87676676 Yine Atatürk şunları söyler: "Doğa insanları türetti; onları kendine taptırdı da. Ancak insanların dünyada yaşayabilmeleri için, onların doğaya egemenliğini şart kıldı. Doğaya egemen olmasını bilmeyen yaratıklar, varlıklarını koruyamamışlardır. Doğa, onları kendi unsurları içinde ezmekten, boğmaktan, yok etmekten ve ettirmekten cuda çekinmemiştir.” (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Il, s. 279.) ve "İnsanlar, sürfeler gibi sulardan çıktılar en önce ... ilk atamız balıktır. İşler daha ilerledikçe insanlar, primat zümresinden türediler. Biz maymunlarız; düşüncelerimiz insandır."( Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk Tarih ve Dil Kurumları, Türk Dil Kurumu Yayını .. Ankara 1954, s. 53. İnsanın oluşumunun Darwinci tezle açıklanması konusunda bir başka örnek için bkz. Felsefe Kurumu Seminerleri, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1977, s. 231 vd.) Atatürk ve Kemalistlerin aslında insanın oluşumu gibi konulardaki fikirleri şu cümle özetlenir ki bunu da Atatürk demiş, sonrasında da insanın mutlak özgür olmadığını, çünkü tabiatın da kanunlara tabi olduğunu belirtmiştir: “Hürriyet insanın düşündüğünü ve dilediğini başka birinin hiçbir etki ve karışması olmaksızın kesin olarak yapabilmesidir. Bu tanım Hürriyet kelimesinin en geniş anlamıdır. İnsanlar bu anlamda Hürriyete hiçtir zaman sahip olmamışlardır ve olamazlar. Çünkü bilinir ki İNSAN TABİATIN YARATILMIŞIDIR. Tabiatın kendisi dahi kesin hür değildir, evrenin (kâinatın) kanunlarına tabidir.”(Medeni Bilgiler kitabının yukarıdaki baskısı, s.29) Ve Atatürk din konusunda yukarıda da alıntıladığım şu sözüyle net bir şekilde noktayı koyar: "Masum ve cahil insanları, yüzlerce allaha taptırmak veya allahları muayyen gruplarda toplamak ve en nihayet bir allah kabul ettirmek, siyasetin doğurduğu neticelerdir." Din konusunda Atatürk ve Kemalizm’in spesifik manada fikirleri nelerdir, yani İslam konusunda, bakalım: Atatürk, Lise Tarih kitabının "İlk vahiy" bölümünü bizzat söyleyerek yazdırmıştır. Atatürk, şu gerçekleri saptamaktadır: - Kur'an sureleri gökten indirilmemiştir. - Bu süreler Muhammed'in beyanlarıdır, yani Muhammed'e ait sözlerdir. - Kur'an süreleri, Muhammed'in uzun bir dönem süren dinsel düşüncelerinin ürünüdür. Kendisinde vahiy ve ilham düşüncesi yıllarca düşündükten sonra doğmuştur. - Muhammed, çalışıp, incelemeler yaptıktan sonra surelere edebi bir şekil vermiştir. - Peygamber ayetleri "lüzum ve ihtiyaçlara göre" kararlaştırıyordu. - Muhammed, şiddetli bir heyecana uğramıştı, kendisini tahrik eden içsel etkenin tabiatın üstünde bir varlık olduğu kanısındaydı.[5] (#87576959) Aslında bu alıntının yorum kısmında 1931 basım Lise Tarih-2 kitabından ilgili kısmın tamamını paylaşmıştım. Yine de bazı parafları alıntılamak istiyorum: “Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir … Muhammet birdenbire Allah’ın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur … Kuranın içindekiler başlıca üç bahiste mütalea olunabilir … Hukuki hükümler zaman ve mekan içinde içtimai heyetlerin uğradıkları değişikliklere göre değişe geldiğinden on dört asır evvelki zaman ve mekanın ihtiyacına göre lüzumlu ve kafi görülmüş olan esaslar yerine bugün birçok mütenevvi kanunlar ve usuller konulmak zarureti görülmüştür. Bunlar dahi ebedi olmayıp zamanla değişmeğe mahkumdurlar. Tarihe ait malumata gelince: yeni fenler sayesinde meydana çıkarılan hakikatler en yakın tarih bilgilerini bile temellerinden sarsmaktadır…” Gerek almadığım yerlerde gerekse de Medeni Bilgiler’de daha önce alıntıladığım kısımlardan Atatürk’ün, İslam’ı Arapların dini olarak gördüğü rahatlıkla görülebilir. Ayrıca vahiy diye bir şeyin olmadığı, bunları Muhammed’in toplumunda gördüğü aksaklıklar üzerine uzun uzun düşünmesi sonucunda kendisinin ürettiği ortaya koyulmuş olur. Nitekim, din Kemalistler için toplumsal bir vakadır. Yine Lise Tarih-2 kitabından bir paraf alıntılayalım: “Kabe bidayette mahalli bir mabet iken Mekke ahalisi burasını bir milli mabet derecesine yükseltmişlerdi. Mekkeliler Arapları kendi mabetlerine celbedebilmek için Arap Yarımadasının muhtelif yerlerinde mabut tanılan 360 putu Kabede yerleştirmişlerdi. Kabenin kutsiyetini yahudi an'anelerine de raptetmişlerdi. Bu uydurmalara göre İbrahim, karısı Hacer ile oğlu İsmaili buraya getirmişti; Zemzem de onlar için fışkırmıştı; İbrahim, oğlu İsmail ile birlikte Kabeyi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan Haceriesvedi getirmişti; bu taş seradan günahkarların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi, bittabi, sonradan uydurulmuş masallardır.”(s.85) Tüm bunları destekleyici olacak sözleri ise Atatürk hayatının sonlarında Meclis kürsüsünden 1 Kasım 1937’deki konuşmasında beyan etmiştir: “Fakat bu prensipler gökten indirildiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutulmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.” Belki de Atatürk’ün dinde en çok karşı olduğu husus kaderciliktir. Bu konuyla ilgili paraf: “Atatürk, yabancı bir gazetecinin "kaza ve kader" meselesini sorması üzerine, "bu iki kelimenin arapça olduğunu ve Türkleri ilgilendirmediğini" söyler. Arkasından insanın talihinin kendi elinde olduğunu açıklar. Bunun için, uygulanması mümkün işlere düşünerek ve irdeleyerek başlamak, fırsatları büyük bir azimle değerlendirmek ve akla uygun bir yol izlemek gerektiğini belirtir.” (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, III, s. 86.) Ahiret konusundaki paraf: “Medeni Bilgiler kitabına konması amacıyla kendi eliyle yazdığı notlarda, dini düşünceyi, " ... fani dünyaya kıymet verdirmediği" için eleştirir. Din, insanlara "sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl, hakiki mutluluğa öldükten sonra ahirette kavuşacağı" vaadinde bulunmaktadır; "feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin, ahiretteki mutluluklarını düşünerek veya bir an evvel ölüm dileyerek ahiret hayatına kavuşmayı telkin etmektedir." Oysa, "millet uyandığı zaman, ... acı hakikati görmektedir."[30: Medeni Bilgiler, s. 367 vd. Afet İnan'ın yayımladığı kitabın sonundaki el yazıları bölümünde yer alan bu açıklamalar. Medeni Bilgiler kitabının 1929 ve 1932 baskılarında bulunmuyor.] Ayrıca ilgili bölümü beğenmeyip bizzat kendisinin kaleme aldığı ve nihai sözlerini iki kez daha alıntılamış olduğum Türk Tarihinin Ana Hatları’nın Mısır tarihi kısmında Atatürk, hem ahiretin hem de tek tanrı inancının doğuşunun nasıl olduğunu burada anlatır: “Mısırlılar, zamanla, ruhun ebediyeti hakkında şu fikre saptılar: her ölünün ruhu, Allah Osiris riyasetinde bir mahkeme huzurunda, muhakeme edilir; ruh tartılır; eğer fena amellerle yüklü ise mahvedilir; mahvedilecek kadar günahları çok değilse hayatında yaptığını itirafa mecburdu. Ruh, irtikâp etmediği fena işleri sayacaktı. Meselâ, evvelâ diyecekti ki "öldürmedim, mabutlara karşı vazifelerimde kusur etmedim., v.s Sonra da iyi işlere geçerek," açlara ekmek verdim, susuzlara su verdim, çıplaklara elbise verdim... v.s. diyecekti. Temiz olduğu sabit olan ruh, ebediyete kabul edilir ve serin, kokulu pir havada yaşar ve allahın sofrasında yemek yerdi. Ahiret, yahut hesap günü , mizan, sırat köprüsü, cehennem, cennet telâkkilerinin Mısırda uyanması böyle olmuştu.”(s.222) Ayrıca Mısır’da oldukça fazla tanrının sayısının zamanla üçe indirildiği ve bu üçlü tanrının Hristiyanlıktaki teslis inancını oluşturduğunu da yazar. Genel bir değerlendirme yapacak olursam: Atatürk, Fransız Devriminin ortaya çıkardığı fikirlerden, Aydınlanmacı düşünürlerden, Hristiyanlığı ve tanrı inancını sıkı şekilde eleştiren eski din adamları ve düşünürlerden, Caetani’nin İslam tarihi ansiklopedisinden ve benzeri unsurlardan etkilenmiş ve kendi dünya görüşünü oluşturmuştur. Öyle ki, henüz Çanakkale Savaşları sırasında yabancı bir bayan arkadaşına yazdığı mektuplarda dahi askerlerin inançlarının savaştaki faydasına değinirken aynı zamanda bunlardan kendisi inanıyor gibi bahsetmez. Harbiye’de okurken kendilerini zorla namaza kaldırdıklarından okuldan arkadaşı bahsetmiştir. Doğduğu, büyüdüğü muhit Osmanlı’nın Avrupa’ya açılan kapısı olup her fikir ve inançtan insanlar bulunmuştur. İlk mekteplerinden birisi dönemine göre oldukça modern egitim veren bir okuldur ve ileride de o dönem en iyi eğitimin verildiği askeriyede bulunmuştur. Bununla birlikte Şam’da görev yaparak Anadolu dışındaki İslam’ı da görmüştür. Gençliğinden beri devrimci olan Atatürk, nihayetinde fırsatını bulmuş; önce Kurtuluş Savaşı’na önderlik ederek halkını bağımsızlığa taşımış, ardından zihnindeki devrimleri yapabilmek için mutlak siyasi gücü eline geçirmiş ve aralıksız devrimlere başlamıştır. Bunu yaparken karşısında asırlar boyunca iyi kötü hükmetmiş bir ideoloji bulunuyordu. Bu ideoloji dinseldi, özelde de İslam’dı. Öncelikle 1924’e kadar İslam’ı bilime ve akla uydurmaya çalışmış lakin yaşanan olaylardan sonra bunun mümkün olmadığını anlayınca bundan vazgeçmiştir. Aynı zamanda dönemin modernist İslamcı isimlerini de okumuş ve bunların kitaplarına, onlara inanmadığını belli eden hatta kızan notlar düşmüştür. Aklı ve buna bağlı olarak bilimi her şeyin temeline alan Atatürk, nitekim manevi miras olarak hiçbir dogma bırakmadığını ifade etmiş ve hayatta en hakiki yol gösterenin bilim olduğunu belirtmiştir. Halifeliğin kaldırılması adeta dönüm noktası olmuş ve tepki de çekmiştir. Zira bir sene sonra birçok önemli silah arkadaşı, dine saygılı ibaresi adı altında bir parti kurmuşlar ve kısa sürede bu partiye gericiler dolmaya başlamıştır. Şeyh Sait isyanı sonucunda parti de kapatılmış, akabinde Atatürk’e suikast düzenlenmiş, bundan sonra da partinin kurucu isimleri tamamen tasfiye edilmiştir. Belki de devrimlerin arasında en önemlilerinden Medeni Kanun kabul edilmiştir. Bu kanun aynı zamanda İslam’ı, toplumsal hayatın dışına itmek ve hareket alanını daraltmak yönünde büyük bir adım olur. Çünkü bu adımla kadınlar erkeklerle eşit haklar almış ve kadınların özgürlük alanı genişlemiştir. İslam için bu, öldürücü darbedir. Öyle ki dönemin Adalet bakanı bu kanunun çıkarılması sırasında şunları söylemiştir: #87659117 Laikliği getiren Atatürk, laikliği sadece din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak algılayamayıp, din ile dünya işlerinin birbirinden ayrılması olarak niteler ki normali de budur. Laiklik bir uzlaşmadır: din dünyevi işlerden uzak olacak, asıl gayesi olduğunu iddia ettiği uhrevi boyutla ilgilenecek ve din bireyin vicdanında yer alan bir şey olacaktır. Bundan dolayı, din fikirleri, vicdanda kaldığı sürece özgürdür. İnanca, inançsızlığa ve ibadetlere karışılmaz, gericiliğe müsamaha gösterilmez. Dini bireyin vicdanına bırakmayan ve bireyi kabul etmeyen tarikat, tekke gibi oluşumlarla mücadele edilir. Çünkü gaye, çağdaşlaşmak ve milli hakimiyetin yerleşimidir. Öte yandan tarih boyunca da laiklik halkın prangalarını kırmasının mücadelesi olmuştur. Yunancada laos sözcüğü, ruhbandan olmayan halkı tanımlar. Yani halka ait olandır. Batı dillerinde seculaire kelimesinin kökü çağ yani çağdaşlaşmadır. Bunlar için ise tarihin her devrinde, dinle ve onun adamları olan ruhban sınıfıyla mücadele gerekmiştir. Yani laiklik, dinsel ideolojiden kopuşu ifade eder. Siyasi boyutunda feodaliteye karşı mücadele bulunur. Burjuva feodalizmi yıkmak için öncelikle feodal beylerin yetkeyi tanrıdan aldıkları inancının yerine yetkenin milli hakimiyet olduğu inancını yerleştirmek için mücadele etmişlerdir. Aynı zamanda tanrının hakim olduğu yerde insanın özgürlüğü söz konusu değildir. Tanrının hakimiyeti demek de din adamları ile kralın hakimiyeti demektir. İlerleyen zamanlarda bilimin de dinle mücadele ederek ortaya koyduğu verilerin, dinsel mutlak doğru olduğu kabul edilen dogmaları çürütmesiyle din büyük yara alarak geriler. Dinin bulguları sonucu her şeye kadir tanrı inancı sorgulanır hale gelir ve tabular yıkılır. Sonuçta laikliğin özeti, ilahiyatın dünyadan kovulmasıdır. Ancak gerek Avrupa’da gerekse de Türkiye’de burjuva, laiklikle egemenliği ele geçirince bu gidişata dur demiştir. Çünkü aksi takdirde halk daha da uyanacak bu sefer kendileri için ayaklanacaklardır. Bunu da burjuva istemez. O halde kovulan dini geri çağırırlar. Haliyle devlette din olmaz, ama topluma din boca edilir. Böylelikle burjuvalar yeni tanrılar olur, toplum da kulluğa devam ederler. Atatürk’ün ölümünün ardından bu işlemler bir bir atılmaya başlanır. Zira bu bilgileri aktardığım onun emri ve gözetimiyle basılan ve okutulan kitaplar apar topar kaldırılır. Dine tavizler verilir sürekli, sonra bu sefer de halk Atatürk’ten soğumasın diye onun sözleri sansürlenir. Halen de öyle, bu kitapların yeni basımları olmaz ve bunun gibi işler… Atatürk, “Kara taassub seni parçalamaya bile kalksa, başını vereceksin fakat eğilmeyeceksin,” demiş ama adam ölür ölmez etrafındaki birçok insan taassubun içine atlamış. Atatürk de tarihe geçmiş pek çok lider gibi yalnız bir insanmış kısacası. 21. yy’ın ilk çeyreği bitti ama onun hem madden hem de manen özgürleştirdiği halkının bir kısmı onu hiç anlamayarak ona düşman olmakta, bir kısmı ona değer vermenin temel ölçütü olarak, onun ancak Müslüman hatta dindar olması veya onun din hakkında açık sözlerini ordaonudemekistemiyorculuğa tabi tutup yine dine uyumlu kılmak olarak belirliyor. Ama ikinci kesim farkında değil ki, şu an ordaonudemekistemiyorculuk yapabiliyorsa bunu yapabilmeyi, Atatürk’e ve onun aralıksız devrimlerine borçludur. Eğer devrimler olmasa bunu yapamazdınız, örnek istiyorsanız, daha geçenlerde Pakistan’da sırf tanrıya inanmıyor veya tanrıya sözüm ona hakaret ediyor diye birini idam ettiler. Bundan dolayı, tarihe ve bilhassa kendi tarihimize duygusallığı, hassasiyeti bir kenara koyup aklı, sağduyuyu ve bilimi baz alarak objektif şekilde yaklaşalım. __________ Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz. 1 Kasım 1937- TBMM / ATATÜRK __________ EK: #87975735 EK: #60905701 İyi okumalar.
Tarih
Din ve AllahDoğu Perinçek · Kaynak Yayınları · 201465 okunma
··
105 Gösterim
8 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Çok detaylı, emek verilmiş olduğu belli olan bir incelemeydi. Kesinlikle muhteşem bir inceleme olmuş, açıkçası Atatürk'ü bu yönleriyle ben de bilmiyordum (özellikle keskin sınırlarıyla) ve sanırım bu incelemeyi okuyana kadar Doğu Perinçek gözümde en rezil ikizler burcu gibiydi :D Fakat dediğiniz gibi bu tarz 'okumam' ayrımları yapmamak gerekiyor. Yönetim ve din birbirini hep beslemiş olan şeyler, toplum düzeni tarihsel süreçte bu ikisi arasındaki ilişkide inşa edilmiş, fakat insan tüm bu süreç içerisinde hep işine geleni elinde tutmaya devam etmiş. Belki de din, sadece yönetimin değil insanın da işine gelen bir şeydir. Yine de net bir sınır olmalı bu insanlık tarihinde ve kimse düşüncesinden - inancından/inançsızlığından (kimseye zarar vermiyorsa) dolayı öldürülmemeli.. Kaleminize, emeğinize sağlık.. :)
Kaan
Gönderi Sahibi
Kesinlikle katılıyorum. Şu parafa ise bir kat daha fazla: "Lakin Atatürk gücü aklıyla bir kullandı, gücü yönetti bu nedenle bugün gücün hakimiyetine girip de işine geldiği gibi davranmadığı için saygı duyuluyor ve seviliyor. " Teşekkürler yorumlar için.☺
Anladığım şu oldu : Ateistler Atatürkün ateist olduğuna inanmak istiyor , olmayanlar da olmadığına inanmak istiyor. İki taraf da kendince haklı deliller buluyor. Bir insan inanırken de inanmazken de buna sorgulayarak karar vermeli. Ve tanrının varlığını ispatlayabilen bir inanan da yok , yokluğunu ispatlayabilen bir ateist de. İspattan öte bir mesele çünkü bu. Bir tanrı nasıl kendi kendine var olabilir sorusu kadar kıymetli bir soru daha var : Milyarlarca yıllık herhangi bir madde nasıl kendi kendine var olabilir ? Sorular sormaya devam edelim.
Kaan
Gönderi Sahibi
Ben başkasına adına konuşamam. Yalnız sözlerinizden ateistler çoğulunu burada kullanmanızdan ister istemez muhatap olarak beni gördüğünüz çıkarımında bulunuyorum. Bundan dolayı ben kendi adıma şunu rahatlıkla diyebilirim ki: Benim Atatürk'ün ateist olduğuna inanmak gibi bir gayem ve arzum yok. Benim bu konuda tek önemsedigim husus, gerçeklerdir. Okuduğum kadarıyla -sadece bu kitap değil- Atatürk'ün inancı hakkında vardığım sonuç şudur: Tabi olarak her insan gibi doğduğu aile ve coğrafyanın inancıyla büyümüş. Zaman içinde ise bu inanctan yani İslam dininden çıkmış ve başka herhangi bir dine de aidiyet duymamış. Bir Tanrıya inanıp inanmadığı konusunda ise bu kadar kesin bir yargıya varmak zor olsa da bence bir noktadan sonra ateist olmuş olma ihtimali de yadsınamayacak bir durumdadır. Şöyle ki, gerek incelemede yer verdiğim sözleri, icraatleri ve bu yönde daha fazlasını Atatürk değil de herhangi bir başka insan söylemiş ve yapmış olsaydı o insan hakkında yüz kişiden eminim ki büyük çoğunluğu kesin dinsiz der, bu çoğunluktan biraz daha azı ise ateist olabilir derdi. Bunun dışında yorumunuzdaki tanrının kanıtı var mı yok mu ya da son paraftaki sorunuzun ise konuyla alakası yok bence, bu nedenle onlara girmiyorum.
İncelemeyi dün gördüğümde yanlış hatırlamıyorsam başlık 'Atatürk ateist mi' idi bugün 'miydi' olarak değişmiş sanırım Kaan. Yanlış gördüysem düzeltirsen sevinirim. :) İncelemeye yazmış olduğun bir kısmı düzelteyim, Medeni Bilgiler kitabının bir kısmı ya da bölümü değil tamamı Atatürk tarafından Afet İnan'a yazdırılmıştır. Afet İnan bunu söylemeden önce kendi adıyla basıldığı için onun yazdığı bilinmekteydi, kendi hatıratında bunu belirtmektedir. Atatürk ne idi, bunu bilmenin imkanı yok. Akıl yürütmek, fikir yürütmek elbette serbest lakin ben şu sonucu çıkardım demek sadece varsayım ve kendi okuduğun aynı zamanda okuduğuna da inanmak istediğin birkaç kitap ya da alıntının bir araya gelmesi yine savı haklı ya da haksız çıkartmaz. Atatürk'ün söylev ve demeçlerinin büyük çoğunluğu meclis veya oturumlarda söylediği sözlerdir. Bunlar çok uzun olmakla birlikte tartışma konuları içinde beyan edilen hatta tartışılan görüşlerdir. Atatürk'ün din konusuna mesafeli olmasının nedeni zaten yeterince açık ve net, kendisi de bunu en net ifadelerle defalarca söylüyor. Halkın, Allah'ın gölgeleri olduklarını söyleyenler - yani Padişahlar- tarafından yıllarca kandırıldığını, softa sınıfının da halkı din ile korkutup istediğini yaptırdığını söylüyor. (...) Laiklik ilkesi ile buna bir set çekmiştir ama istedim oldu şeklinde değildir. Onlarca oturum, onlarca tartışma, yıllar süren beklemeler. Atatürk nerede ne konuşması gerekiyorsa, din konusunda çoğunlukla onu yapmıştır. Bize sivri gelen ve bunu nasıl diyebilmiş diyebileceğimiz sözlerini şu an herhangi bir siyasetçi söyleyemez. Ama bu konuşmalar ya meclis ya da özel oturumlar, toplantılardır. Her tarihçi, her yazar hatta adına ne dersek diyelim birşey anlatmak isteyen her kişi kendi savları ile birşey üretmek istemiş ve istiyor. Bu savların çoğunluğu hatalı akıl yürütmenin ve öyle olmasını istemenin sonucu olarak karşımıza çıkar. Kısacası, incelemenin başlığına bir cevap vermem. Verdiğin örnekler ya da demeçlerde veremez maalesef. Ağzından ben oyum ya da buyum diye çıkmış bir söz ya da yazı var ise bu kayda değer bir bilgidir, diğer bütün her şey başka şeylerden başka şeyler elde edilmek üzere üretilen fikirlerdir. İnceleme için teşekkürler, fikir yürütmek iyidir, düşünmek ve sorgulamak varken bir başkasının dediğini sürekli tekrarlamak ne kadar anlamsız değil mi? Bunu seven bir insan olduğun için bu incelemenin yani fikrin ne bu kitapla ne de bu inceleme ile kalmayacağana eminim. Perinçek'e gelince, hiç tutmam, hiç sevmem. Bukelemundan hallice kendisi ama bu yazdığı kitabı değerli ya da değersiz kılmaz. Bir değerlendirme yapmanın tek yolu okumak.
Kaan
Gönderi Sahibi
Murat, bir kere bana gelen yorumu cevaplarım büyük ihtimalle, bir de bu yorumu cevaplamazsam sanki cevabim yok gibi durur, üçüncüsü de özelde dediğimle burada dediğim de aynı. Yani bir şeyi ispat etmek değil maksat nitekim senin açıdan ispatı önemi olduğunu da düşünmüyorum, bilmiyorum de geç, kafi. Benden de sana tavsiye olsun; fazla üstten bakıyor, yer yer kibre varıyor gibisin, bunu yapma derim. Otorite gibi davranıyorsun bu konuda, davranabilirsin ama bazen hiç hoş olmuyor. Niyet okuma, tarihi çarpitma vs bunları da olduğu gibi sana iade ediyorum. Ben zaten diyeceğimi dedim, öyle beş sayfa word de yazmam, merak etme. Şimdi buraya sen istersen yedi bin sayfa yaz, umrumda değil. Hadi iyi geceler :)
Bende ayni fikirdeyim ataturk kurani muhammedin yazdigini düşünüyor ilave olarakta hz muhamedi bir siyasetci devlet adami olarak goruyor, ve bu yonlerinide begeniyor ornek aliyor lakin bir insanin dini inancini ic yaşantısıni bilmek zor, pek önemlide degil bence , lakin benim arastirmalarim ateist yada deist oldugu yönünde. Ayrica islami kesimlerin dedigi gibi atatürk islama karsi cumhuriyet rejimini ve devrimlerini islam karşıtlığı icin yapmis biri degil kendi fikirlerini ideolojisini savunmuş. Islama karsi olan biri degil kendi musluman degil inanada genel anlamda saygili turkce ezan meselesi haric genel anlamda islama ve muslumalara saygi gostermistir lakin sol cularin dedigi gibide dindar saygılı bir musluman degildir . Ataturkle ilgili yerli tarihcilerin kitaplarini pek dikkate almam yabanci tarihçiler daha iyi tarafsiz bir gozle bakabiliyorlar daha evvel kaan arkadasimizla konustuk bu konuda andrew mangonun ataturk kitabi en iyisii objektif , dogu perincege bende güvenmiyorum normal siyasi hayatindada ne oldugu belli degil
Kaan
Gönderi Sahibi
Ezan konusunda saygısızlık yaptığını düşünmüyorum. Muhammed'i örnek aldığına dair bir şey okumadım. Sadece bir hatıra hatırlıyorum lakin o da ne kadar güvenli tartışılır, tabi başka veriler varsa değerlendirilebilir. Bunların dışında büyük ölçüde aynı düşünüyoruz.
Mükemmel ve doyurucu bir inceleme. Aklına, kalemine bol bol kuvvet. Doğu Perinçek benim de büyük soru işaretleriyle yaklaştığım bir isim. Alıntıları gördüğümde kaynak belirtiyor mu diye de sormuştum sana hatta. Bu sitede önyargısız şekilde bu kadar çok yönlü okuyan ilk isim kesinlikle sensin hocam. Sanırım sevenin de sevmeyenin de bu konuda hakkını sonuna kadar verir. Nefretleri gözlerini kör etmemişse tabii ki. Önyargılardan kurtulamayıp hiç elime dâhi almayacağım kitaplardan hem alıntıların hem doyurucu incelemelerin sayesinde yeni bilgiler ediniyorum. Kendi adıma çok teşekkürler. Gelelim incelemenin ana konusuna. Atatürk'ün inancı beni hiç ilgilendirmiyor. 4000 küsür dinden birine inanmış, hiçbirine inanmamış, Tanrı konusundan nefret etmiş ya da sevmiş. Bugün olduğum insana verdiği katkıların yanında hiçbir önemi yok benim için. Bu ülke ve millet için yaptıklarını es geçip sırf inancından ya da inançsızlığından dolayı cephe alan ve kin kusan kişi benim için ne kadar çomarsa Atatürkçü geçinip hiç söylemediği söylemleri ona yükleyen ya da söylediği kesin olan söylemleri görmezden gelmeyi bırak saklamaya çalışan da gözümde çomar kere çomardır. Atatürk'ün ben ateistim, deistim, teistim, şuyum, buyum tarzında açık ve su götürmez bir açıklaması benim de bildiğim kadarıyla yok. Mesela benim de bu sitede ateistim, deistim ya da şu dine, bu inanca mensubum yönünde net bir açıklamam hiç olmadı. Ancak söylemlerim ve yorumlarımla beni biraz olsun tanıyanın da bu konuda nokta atışı bir tespit yapması kaçınılmazdır. Adamın söylemleri, yorumları belli. Ockham'ın Usturası bu konuda jilet gibi keser. Başka yönlere çekmeye, Atatürk'ü olmadığı birine dönüştürmeye çalışmak benim nezdimde bu adama yapılan saygısızlıkların en başında gelir. Tekrardan teşekkürler.
Kaan
Gönderi Sahibi
Ben teşekkür ederim hocam, böyle düşünmene ve incelemelerin veya paylasimlarimin bir faydası olmasına sevindim. Aynı şekilde, benim için de Atatürk'un inancı mühim değil, neye inanırsa inansin benim için değerli olmasının nedenleri gayet açıktır. Seninle daha önce konuşmuştuk, burada ayrıntısına girmiyorum lakin ben Atatürk'e sevgi ve saygımı kendi çapımda düşünsel bir ateşten geçerek sağladım. Kısaca, ona farklı açılardan bakma imkanım oldu. Bunu şundan belirtiyorum: Ben ne onu dinsiz gösterme ne de dindar gösterme ön kabulü olusturarak okuma yapıyorum veya bu ve benzeri yazıları yazıyorum. Yine bilirsin ki, ve inceleme başında da belirttim, en sevmediğim hususların başında aklimla dalga geçilmesi ve gözümün içine baka baka aldatilmak gelir. Bunu ben din konusunda uzun zaman yaşadım. Evet, kısmen haklı olarak denilebilir ki, ama o insanlar da kendi inandıkları şekilde anlatıyorlar, seni aldatmak gibi amaçları yok. Bir noktaya kadar kabul ederim lakin aynı isimlerin aynı kivirmalari şu an ismini vermek istemediğim aynı kitabın farklı kısımlarında gösteremeyip nasıl bir yüz ifadesine büründüklerini nasıl bir tepki verdiklerini gayet iyi biliyorum. Bilime nasıl bin takla attirdiklarini gayet iyi biliyorum ve aldatilmislik ve aptal yerine konmusluk hissini en çok bu konuda yaşadım zaten. İki bin yıldır mevzu edilmiş ve hepsine tek tek yanıtlar verilmiş felsefi konulari amerikayi yeniden kesfetmis gibi felsefeye uzak halka nasıl da yanli ve çarpitarak anlatip yedirmeye çalıştıklarını da gördüm. İşte din konusunda bu tavır içinde bulunanların tarih konusundaki yani Atatürk konusundaki versiyonları senin '... Atatürkçü geçinip hiç söylemediği söylemleri ona yükleyen ya da söylediği kesin olan söylemleri görmezden gelmeyi bırak saklamaya çalışan da gözümde çomar kere çomardır.' şeklinde çok güzel ifade ettiğin kesimdir. Ekranlara sık sık çıkan, kitaplar yazan, üniversite bitirip unvanlar alan Atatürkcu olmakta yarışan nice isimlerin, Atatürk'u nasıl da kaynakları carpitarak veya tarih metoduna aykırı şekilde nasıl kaynak cambazligi yaparak veya direkt işine gelmeyeni yadsiyarak ve işine gelenleri de ballandira ballandira nasıl anlattıklarıni sürekli görüyorum. Bunlardan birisi, Medeni bilgilerde Atatürk'un 'Türkler Arabın dinine girmeden evvel de...' diye başlayan APAÇIK cümleleri şu şekilde yorumlamis, mealen aktariyorum; Orda onu demek istemiyor, Atatürk Arapların bozduğu dini benimsemiyor ama gerçek İslami benimsiyor. Yahu sen nasıl tarihcisın sen nasıl evine gidince başını yastığa rahat rahat koyabiliyorsun. O müthiş akliyla aklınca Atatürk'un itibarını kurtarıyor beyefendi. Sen önce ülkedeki kutuplasmadan nemalanarak görünuste olan ama gerçekte olmayan itibarını kurtar veya kur. Aynı big tarihcimiz, Atatürk'un ordumla Filistine inerim ha Hristiyan alemi yalanını hem kitabında hem de çıktığı yayınlarda utanmadan anlatıyor. Yalan çünkü kaynak dediği Hakimiyeti Milliye o sene yok. Yani üç sene evvel kapanmış başka isim almış. Bir baska tarihçi değişen isminin tüm yayınlarına bakıyor, yok. Başka dediği belgeyi aktarmasi da hatalı. Bir başka tarihçi olmasa da saygın bir isim, bin küsür sayfa Atatürk biyografisi yazıyor, Atatürk dinsiz miydi diye kisa bölüm yapıp burada birincil kaynakları koymuyor, işine gelen ama o kadar da dayanıklı olmayan olayları anlatarak Ata'nin itibarını kurtarıyor. Böyle tarihcilık olmaz, böyle Ataturculuk de olmaz. Atatürk kendisi demiyor mu gerçekleri dile getirenler olacağız diye. Yahu bari yalan söylemeyın, o yeter bana. Gerceginizi de istemiyorum. Bu arada 1929'da Grace Ellison'a da acik şekilde dinim yok diyor. Bunu Andrew Mango -ki her kesmin saydığı bir isimdir- kitabına alıyor ta ne zaman, keza Ellison da Türkiye hakkında bilgili hatta milli mücadele yıllarında da bulunmuş ve kitap yazmış birisi, ve dikkat edilmesi gereken nokta bence, kadın 1929da yazıyor ilgili yazıyı. Yani hem Ata'nin din sorgulamalarinin arttigi hem de tarih kitapları yazimlarinin vs arttığı yıllarda. öte yandan Atatürk sağ, istese bu yazıya tekzip yazardı. Mesela Amstorng'un Bozkurt'una yazıyor Cengiz Ozakinci anlatmıştı bir yayınında belgesiyle. Hadi Ellison'u da geçelim o ingiliz ajanı hatta Fetocu falan diyelim, Ata'nin yukarıda aktardığım bizzat kendi yazdığı o sözler nedir? Senin de kendinden yola çıkarak örneklendirdigin durum işte. Birazcık objektif yaklasabilen görür. Ayni din konusunda olduğu gibi. Ama nasıl din dogmatikse bu konu da dogmatiklestiriliyor. Ben de Müslüman oldum ve çevrem hep Musluman. Ata'nin dediklerinin onda birini de, bakalım sana Müslüman mı diyorlar başka bir şey mi. Onların demesini geçtim teknik olarak zaten Musluman olamazsın, dinden çıkmış olursun. Bazı noktaları apaçık olan koca İslam'i bile oyuncak ediyorlar ya lastik gibi sündürüyorlar. Abicim, ablacim Kuran'a Muhammed'in yasaları dersen, yani Allahtan geldiğine inanmiyorsan sen müslüman olamazsın. Bunun orda onu demek istemiyorculugu falan olmaz. Veya başka örneklerdeki durumlar, aynı şekilde. Bu nedenle isteyen istediği gibi orda onu demek istemiyorculuk yapsın, kendi hayatı ve fikri. Lakin benim fikrim de net: Atatürk de belli ki bir noktadan sonra dinden çıkmış. Bunu tek bir söze ithafla da demiyorum. Adamı kronolojik olarak takip etmek ve değerlendime sonucunda diyorum. Ee tarih yorumdur lakin mantıkli ve makul yorumdur muteber olan. Tekrardan teşekkür ederim hocam yorumun için. Gece gece de kafanı şisirdim de affola :)
Reklam
Burada okuduğum en güzel incelemeydi. İncelemenizi Atatürk hakkında aydınlatıcı bilgiler içerdiği için merakla okudum.Teşekkürler.
Kaan
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim.
Hepsini okumam da buradan çıkaracağımız şey ne şimdi, yani bu yazıda neyi anlatmaya çalıştınız NOT : okusam da anlamam ben böyle yazıları