Gönderi

1984 mü Cesur Yeni Dünya mı?
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 45. kitabı
YouTube kitap kanalımda Cesur Yeni Dünya kitabını önerip distopya türünü anlattım: ytbe.one/DNo1wRTFR1g Vedat Milor'un Twitter'da yaptığı "Menemen soğanlı mı olur yoksa
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,1bin okunma
··3 alıntı·
2 +1'leme
·
415 Gösterim
51 Yorum
oğuz isyan filmi var 2002 yapım sanırım, christian bale oynadığı ona bak istersen müthiş zevk alırsın cyd ve fahrenheitten en iyi beslenen film bence bu arada iki kitapta vurucu çok kafaya takmamak lazım
Teşekkür ederim merak ettim mutlaka bakacağım. Aynen iki kitabın da efsane yönleri var, ben de insanların ne konuda düşündüklerini merak ettim. Bazen çok kilit noktalar yakalayabiliyorum
Arkadaşlar bu arada bu incelemeyle yaptığım şeyin üniversitelerde bölümü bile var : "Karşılaştırmalı edebiyat bölümü" Yani insanlar bunun için üniversite okuyor, ben ise sizin önünüze üniversite okumanıza gerek kalmadan bir soruyla kitaplar arasındaki bu tür ilişkilerin ihtimallerini düşündürmeye çalışıyorum. Şöyle düşünün, aynı türden kitapların içerisindeki karakterleri, olay örgülerini, kurgularını ve anlatım tekniklerini karşılaştırırsanız önünüze yorumlama açısından çok yeni dünyalar açılabilir. Birkaç ihtimal daha vereyim ve bunlar üzerine de bir düşünün: Yüzyıllık Yalnızlık vs. Sevgili Arsız Ölüm İnsancıklar vs. Sis Aylak Adam vs. Yabancı Kayıp Zamanın İzinde vs. Saatleri Ayarlama Enstitüsü Oğuz daha napsın
Her iki distopyada da sistem kurucuları halkın düşünme yeteneğini iğdiş etmeye çalışıyor ama CYD bu konuda daha başarılı. 1984 Yenikonuş ile filoloji ve sosyolojiyi, Cesur Yeni Dünya ise doğrudan biyolojiyi kullanıyor. 1984'te sistemin kalbinden Winston Smith gibi anomaliler çıkarken CYD'deki isyanın izleri ancak dışarıdan, "Vahşi" doğadan gelebiliyor bu yüzden. - Edebi açıdan 1984'ü daha başarılı buluyorum. - Günümüze daha yakın olan ise CYD. (Kuzey Kore gibi yerler 1984. Bizim gibi Amerikan etkisi altındaki yerlerde CYD). Belki zorlamayla değil ama popüler kültür, yeni neslin düşünmesini engelleyecek "soma"lar sunuyor. (ekşi sözlük'te fenahuyluspazo'nun netflix başlığında güzel bir entry'si vardır bu konuda) - "İkisinden birinde yaşamak zorundasın. Hangisi?" Koşula göre değişir. Eğer şu anki bilincimi koruyacaksam CYD her şeye rağmen bir zamanlar kim olduğumu hatırlayabilirim, ayrıca kaba kuvvet daha az. Doğduğumdan beri orada yaşayacaksam 1984. Çünkü en azından doğum sırasında şartlamayacaklar ve bir gün uyanma şansım olacak. Bu arada biraz dine bağlayacağım ama "CYD'de isyan dışarıdan gelebiliyor" deyince aklıma geldi. Hz. Musa, annesinden bebek yaşta ayrılarak Firavun'un sarayında yetişti. Çünkü İsrailoğulları nesillerdir ezildikleri için köle psikolojisini sindirmişlerdi. Aralarında yetişecek çocuklar da köleliği doğuştan kabullenmiş olacak, hakkıyla liderlik yapamayacaktı. Bu yüzden kurtarıcının bu köle psikolojisine hiç girmeyeceği bir ortamda yetişmesi gerekiyordu. Hz. Musa'nın Firavun'un sarayında büyümesinin hikmetlerinden biri buymuş. Doğrusunu Allah bilir. Bayağı uzattım, saat de geç oldu, gideyim ben :)
1984 kitabı okuduktan sonra cesur yeni dünyayı okumuş biri olarak, kurgusu ile beni içine alamadığı için, dili bu kadar sıkıcı olduğu için ve bu distopik tarzın 1984 un aksine bende distopya hissi de pek uyandırmanasindan dolayı tercihim 1984 olacaktır. 1984 un bunca beni etkilemesinin bir nedeni de 10 yıldır ülkemde romanda geçen olayları aynısi veya benzeri yaşamamızdan da kaynaklıgini düşünüyorum. Keza çoğu zaman romanı yaşarken buluyoruz kendimizi bu ulkede...
Benim için her ikisi de korkunç bir yaşam. Çünkü ben Satre varoluşçuluk düşüncesindeyim. Herşey den özgür irade ile kendimiz sorumlu olmalıyız. Bizi kimse kendine göre robotlaştırmamalı diye düşünüyorum.
Reklam
Arthur C. Clarke "Çocukluğun Sonunda" kitabında her ütopya sonunda distopyaya dönüşür der. Yapacak, düşünecek hiçbir işi olmayan insanlar sonunda bir felakete yol açabilir. Buradan yola çıkarak Cesur yeni dünya zamanla 1984'e evrilecektir diyebiliriz
İşin bence en korkunç tarafı biz insanları ikiye ayırdığımızda: yarımızın korkuyla köleleştirilmeye müsait olması ve baskılanan duyguların hazzından, tesirinden, hipnozundan kaçamaması 1984' tekiler gibi; yarımızın ise her ne olursa olsun ben mutlu olayım dürtüsünde tüm tabuları, gerçekleri, zalimlikleri, sapkınlıkları yıkmaya dünden hazır olması Cesur Yeni Dünyalılar gibi ve her iki tarafında köleliğe yenik düşmesi ister acıyla isterse hazla... Belkide çok az bir grubun ise ; karanlığın azminde, çalışkanlığında oluşan distopya ve ütopyadan her durumda kaçıp kendi erdemli ama kör kuyusuna sığınmaya mecbur kalması. Hayat bence dengelerin içinde yaşanılır olabilir ki ancak bu insana düsünme, ahlak ve iyi hissetme yetilerini kullanma ve gerçekleştirme hakkı sunar. Yoksa gel şeker vericem ya da dayak yersinlerle yönetilen, insan değil bir yaşam formudur ancak.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.