Çadırımda ne kadar içtim. Ne kadar yeşil gözlü, ateşli kavi kızlar tanıdım. Ne kadar bir incizapla ateş etrafındaki pervaneler gibi bu toprak ve cennet kokan kadınlar adali kollarını boynuma doladılar. Fakat hepsinden sonra yine Ayşe hummasını daha kudretle, daha şiddetle nüksetmiş buldum. O bu topraktan, güneşten gelen şeylerle müşterekti. Fakat bunların hepsinden başka, ismi konulmamış, temas edilmemiş, anlaşılmamış esrarı vardı. Nereden geliyordu? Ne idi?
Mehmet Çavuş açık Anadolu hitabetinde koyduğu biraz biberli, biraz ateşli Rumeli mizacı ile bunlara ihtilalden bahsederken, bilhassa Padişahın Türk milletini aldatmış olduğunu söylerken gözlerine dikkatle baktım. Efendisi için ne düşünüyordu? Anladım ki, onun gözlerinin ka'rinde en mukaddes yerinden vurulmuş, en aziz itikadını kaybetmiş bir ruhun sessiz, isyansız ıstırabı var