Ben orada iken tahta tabutlar içinde İstanbul'un ilk istiklâl şehirlerini defnetmeye görtürüyorlardı. Yere yatıp kan izlerini öpmek istedim. Öyle azım ve güzel bir şeydi ki...
İstanbul iki gündür zavallı İzmir gibi. On altı mart salı sabahı İstanbul garip bir hisle uyandı. Sokaklarda mütemadi ayak sesleri, telaş, gidiş geliş var, fakat kimse konuşmuyor. İstanbul'un bu kadar sustuğunu bir de miting günü görmüştüm. Fakat o gün havada korku yoktu. Salı günü öyle tutulmaz, melunbir korku hissi vardı ki, Saat dokuzda Zeynep geldi. Gece yarısı işgal başlamış olduğunu, sabahleyin İngilizlerin kafile kafile insanları muhafaza altında yürüterek zırhlılarına taşıdıklarını, Hilâliahmer'i basıp hayli tahribat yaptıklarını ve Nuruosmaniye'de göz tabibi Esat Paşa'yı tahkirle, hatta gecelik ile götürdüklerini, hafif de yaralı olduğunu söyledi. Sokaklarda alay alay İngiliz askeri dolaşıyordu. Başımı örttüm, Zeynep'le beraber ne olduğunu anlamak için sokağa çıktım. Harbiye Nezareti'nin meydanında üniformalarıyla büyük küçük rütbeli bütün Nezaret zabitanı ayakta duruyorlar. İstiklalimizin bir nevi alemi olan Harbiye Nezareti kapısından İngiliz bahriyesi giriyordu. Ne hicap ne zilletle dolu gün. Mutlak ayakta bekleyen bu zabitler bir gün bu zillet ve hakaretin hesabını sormalıdırlar.
İstanbul Lokantası'nın camlarından Sirkeci'nin karışık kalabalığın görüyorduk. Birkaç zenci Fransız asker camdan bize bakıyor, kırmızı dillerini çıkarıyorlar, yumruklarını sallıyorlardı. İhsan biraz fazla şarap içmesine rağmen susuyor ve düşünüyordu. Bir aralık zencilere gözü ilişti. Acı bir merhametle güldü:
-Türk milletini terbiyeye gelen medeni ordu, dedi.
İstanbul'da son günlerde oldukça mühlik bir hava esiyordu. İngilizlerin İstanbul'u işgali ağızdan ağıza söyleniyordu. Meclis kendini emin bulmuyor, Padişahın oyunu anlaşılmıyordu. Hep filân gün filân papaz yahut filân paşa Saray'ın arka kapısından girmiş çıkmış, İngiliz Sefareti kâtiplerinden Mister filân Şişli'de siyasî beyanatta bulunmuş, gibi dedikodular vardı.