Şiir, insanoğlunun yaradılışında saklı estetik duygulara yöneliş sürecinde başat rolü oynamış en kadim sanatlardan birisidir. Şiir, sadece estetik ve edebî duygular açısından değil; tarihin, folklorun, mitolojinin, dinin, örfün ve milli şuuraltının nesillere intikali açısından da mühim bir kaynak teşkil etmiştir. Orhan Okay, bir dilde şiir okunup yazılmasını söz konusu dilin ve milletin yaşama arzusuna ve geleceğe uzanma iradesine bağlamakta, şiirin varlığıyla dilin ve milletin varlığı arasında önemli paralellik olduğunu düşünmektedir.
“(…) bir dille şiir yazılıyor, okunuyor ve şiir seviliyorsa bu, o dilin yaşama ve direnme gücünü gösterir. Aynı zamanda o dili kullanan milletin de yaşama iradesini. Bunun aksinin de doğru olduğu hatırdan çıkmamalıdır. Şiirini kaybeden dilini, dilini kaybeden millet varlığını kaybediyor demektir.”
Edebiyat, tarih ve sözel kültüre önem veren toplumlarda şiir, fertlerin ve milletlerin hayatında büyük bir yer tutmaktadır. Şiirin bu işlevinin farkında olan ünlü İngiliz Şair ve eleştirmen Eliot, “Bir ulusu başka uluslar gibi düşündürmek kolay olduğu halde, ona başka uluslar gibi hissetmeyi öğretmek kolay değildir” diyerek şiirin his ve hayale bağlı bir sanat olarak, milli duyuş unsurlarının başında yer aldığına işaret etmekte, hatta şiiri en millî sanat dalı olarak değerlendirmektedir.