Gönül Demircioğlu

Türk Dili dergisinin 1977 Haziran sayısı. M. Erdost’un yazısı. “Başlangıçta, şiirin söz yapısındaki altüst oluş, genel olarak anlamsız olarak yorumlandı.” “Şiirin anlamsız da olabileceğini vurguladı.” “İkinci Yeni küçük burjuvanın ilerici kesiminin şiiridir.” “Düşünce ile duygu arasındaki denge.” “…bozulması olarak ortaya çıkmıştır. İkinci Yeni.”
Sayfa 186·Kitabı okudu
Edebiyat-Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Bütün çocuklara aynı eğitim” ki dağılmasınlar! Kuzular için söyleniyor bu. Benim bildiğimce, insan yavrusu ve insan söz konusu ise aykırılık ne denli çok sayıda olursa o denli birleştiricilik olur. Elbet gerçeğin, gerçeklerin arkasında koşan bir ‘düşünce’, ‘düşünme’ varsa ortaklıkta. Yanlışlık önce dilde ve dilden başlıyor; “birlik ve beraberlik!” Sonra ‘özgünlük’ de öyle değil mi? Sanılıyor ki, bir ‘düşünce’ ne denli az etki altında kalırsa o denli ‘özgün’ olurmuş, ‘özgünlük’ varmış. Oysa binlerce, milyonlarca yabancı etki ‘özgünlük’ yaratabilir yaratırsa. (İşin öteki boyutlarını bir yana bırakıyorum şimdi). ‘Düşünce’, çarpışa çarpışa, tokuşa tokuşa oluşmaz mı? Oluşmadı mı tarihte? İstanbul tarihinde?
Sayfa 176·Kitabı okudu
Edebiyat-Düşünce
“İnsan bu gezegende, bu evrende çok küçük kalıyor” diyorlar hep. (Herhalde 1973’tedir) Harbiye’de Yapı Endüstri Merkezi’nde Yaşar Kemal bir konferans verirken “dağların doruğuna, tepesine çıkınca daha yaman gözükür bu” demişti. Geçen gün baktım bir gazete ya da dergide bir film yönetmeni de (Arsal Soley) bunu söylemiş. Evet, insan bu bulunduğu gezegenden küçük, ama evren kadar da büyüktür. Evren genişledikçe insanın düşüncesi de genişlemiyor mu? ‘Değişim’, ‘başkalaşım’ böyle… Benim bu düşüncem bir kuruntu da değil. Bu olgu üzerine başka başka şeyler de biliyorum. Geçen gün (yine) dikkatimi çekmişti bir şey; (bunu daha önce de yazmıştım) Işık Yenersu “ben tarihten korkarım” diyordu. Benim korkumsa bunu 2’yle, 4’le çarparaktır. …Şairin idamı üzerine yarım kalmış şiir! (Orhan Veli öldüğünde diş fırçasına sarılmış bir şiir bulunuyor cebinde...)
Sayfa 167·Kitabı okudu
Edebiyat-Düşünce
“İlhan Berk’e: Kafandaki sözcükler aç, ebruli sayfayı geç ve baştan başla, a’dan z’ye ya da z’den a’ya doğru (nasıl istersen?); ama zihnin atlaslarını alabildiğini açacaksın (akarsular dökülebilir diye düşünmeyeceksin kimi eleştirmenler gibi); sonra yatay (yemek tanımı gibi ben de her bir şeyi yazıyorum); bir saat koy masaya (kum saati değil, bildiğimiz saatlerden, zili ve takvimi olursa iyi olur); bir metronom (temponun hızı için, ayarlarsın sen); mademki eski nüfus kağıdın duruyormuş ona yaşamının sayfalarını da eklersin.”
Sayfa 147·Kitabı okudu
Edebiyat-Düşünce
“(Çanakkale’de Cuma günleri kurulurdu pazar ‘Pazar Yeri’ denilen bir yerde; kentten biraz uzakça bir yer. Çanakkale Belediyesi orasını pazar kurulsun için ayırmış. Orada bakardım, sırılsıklam bir üzünç vardı, adeta akıyordu; zembilli kadınlar üzerinde ya da zayıf (boyunları kırışık ve sakalları da uzamıştır biraz) erkekler üzerinde. Karşıdan (denizden) geçip pazara her gittiğimde ama her gittiğimde böyleydi; orada üzüncü satılık kapkacak arasında da görmüştüm bir gün. Bir şeyin arkasını insanların yaşayışlarını düşünmek getiriyor ‘üzünç’ düşüncesini herhalde. Evet, Çanakkale’deki pazara alışveriş için gelen kadınların mantolarında, giyimlerinde, başörtülerinde bir şeyler vardı, var. İnsanların, özellikle kadınların (kadınlar da zayıftı Çanakkale’de) sürekli bir sessizliği oluyordu. Bir sessizlik vardı yani. Gel de Dostoyevski’nin bir pazar günü içerikli metnini düşünme.)”
Sayfa 140·Kitabı okudu
Edebiyat-Düşünce