Antik dönemde yaşayanlar, şiir diye bilinen özel bir söylem türünün varlığını kabul ettiler ama bununla dilin öteki türleri arasında kesin bir ayrım yoktu. Retorik hepsinin bilimiydi ve şiir, tıpkı tarih gibi, retoriğin yalnızca bir alt dalıydı. Bir tür üst- söylemdi, dilin her tür biçiminde başarılı bir iletişim için gerekli yöntemleri tanımlıyordu. Üslupla ilgili stratejileri araştırmanın politik bir anlamı vardı, onları kendi retorik pratiğinizde en etkili biçimde nasıl kullanacağınızı bilmek anlamına geliyordu. Zarafetle konuşmak ile bilgece düşünmek arasında yakın bir ilişki olduğu düşünülüyordu. Estetik bir hata, politik bir hesaplama hatasına yol açabilirdi.
Nietzsche de sürekli olarak iyi okumayı bilmenin değerini vaaz etmişti. Kendisini “yavaş” okumayı gösteren bir öğretmen olarak sunmuş, yavaş okumayı hıza takıntılı bir çağın tersine gitmek olarak görmüştü. Nietzsche için yakın okuma, modernitenin eleştirisidir.
Empson, zamanını avcılıkla geçiren çevresine isyan etti, tuhaf biri, bir muhalif ve yabancı oldu; onun metinlerdeki ahenksizlikler ve çoklu anlamlar karşısında yaşadığı büyülenme, bizzat yaşadığı ruhani uyumsuzlukla yakından bağlantılıydı.
(Auden’in yaralı askerlerle ilgili bir başka şiiri şunu sorar: “Kim vardır ki sağlıklıyken bir ayağa dönüşebilen?” Bunun anlamı da, hiç şüphesiz, sağlıklı kişilerin bedenlerine güvenli biçimde sahip olabilenler olduklarıdır.) İş acı çekmeye gelince ne hastanın ne de gözlemcinin bakış açısı bütünüyle güvenilirdir. Auden’in söylermiş gibi göründüğü şey, dertli kişilere sunabileceğimiz en derin saygının, onların üzüntüsüyle bizim normalliğimiz arasındaki aşılamaz boşluğu kabul etmemiz olduğudur. Hastalık ile sağlık arasında, mutlak bir epistemolojik kopuş diye adlandırabileceğimiz bir şey vardır. 1930’ların pek çok edebi yapıtı gibi “Güzel Sanatlar Müzesi” de duygusal olmaktansa kalpsiz olarak görülmeyi yeğler. Kahramanlık karşıtlığı da 1930’ların tipik bir duruşudur. Bu aşırıya varmış zihinsel dayanıklılık, tam da reddettiği duygusallığın sinsi bir biçimi olabilir.