Freud yazılarının birkaçında, insanın koku alma duyusunun, evrim süreciyle ve medeniyetle birlikte düz bir duruşa geçmesi ve ilkel, pregenital cinselliği bastırmasına feda edildiğini anlatmıştır.
Hatıralarımızın izleri zihinsel ufkumuzun çok daha ötelerinde, subkortikal düzeyde yerleşmiş olan çok eskiden yaşanmış ve beyinde yer etmiş hatıra kazıntılarına benzer şekilde, sinir sistemimize bir daha asla silinmeyecek şekilde kazınmıştır.
Hepimiz serbest çağrışım yöntemiyle ortaya çıkarılan, görünürde önemsiz ve rastgele olan düşüncelerin beklenmedik bir derinliğe ve içsel bir anlama sahip bağlantıları olduğunu biliyoruz.
İnsanlar, dostları, eşleri, sevgilileri, akrabaları olduğu için yalnız olmadıklarına inanıyorlar, ama yine de kendileriyle baş başa kaldıkları anlarda çok daha derinlerde yaşanan soyutlanmışlıklarıyla zaman zaman yüzleşmek durumundalar. Ancak çoğumuz, bu katlanılması zor duyguyu yaşamamak için alışılagelinmiş ilişki ayinlerine kendimizi tekrar bırakıveriyoruz ya da cep telefonlarına sarılıyoruz.