Fedailerin kalesi Alamut ve Hasan Sabbah.. Kitaba başlamadan önce Hasan İbni Sabbah hakkında ufak bir araştırma yapmıştım ve ‘deli mi bu adam’ diye düşünüp kitabını okumak pek içimden gelmemişti ama iyi ki tabularımı yıkıp okumuşum. Muazzam güzellikte ve akıcı bir eser. Kitabın sonunda Hasan Sabbah odasına çekilip veda ederken bir içim burulmadı değil.
Kitaba gelecek olursak,Slovenyalı yazar Vladimir Bartol yazar olmaya karar verdikten sonra bir arkadaşının önerisi ile Marco Polo’nun Dağların Yaşlı Şeyhi kitabını okuyarak merak salıyor Alamut’a. Uzun bir süre araştırma yaptıktan sonra biraz gerçeklik biraz efsaneler ve hayal gücünü katarak kitabı yazıyor.
Hasan Sabbah;İsmaili tarikatının lideri,kendisini peygamber ilan etmiş,Cennet’in anahtarlarının elinde olduğunu iddia eden bir adam ve ona körü körüne inanan,uğruna canını feda eden fedaileri.
Aslında İsmaili tarikatının iç yüzü ‘Hiçbir şey gerçek değil,her şey mübah’ ama bu mertebeye gelebilmek için çok yol katetmeniz gerek. O zamana kadar beyni yıkanmış,bir fikre körü körüne bağlı,canınız pahasına bağlandığınız bir dininiz oluyor. Bu körü körüne bağlı fedaileri sayesinde Selçuklu İmparatorluğu’nu yıkma seviyesine gelen Hasan Sabbah,gerçekten müthiş zeki olduğunu düşündüğüm biri.
Kitap, insanların nasıl beyninin yıkandığını,bir din uğruna nasıl birer canlı bombaya dönüştüğünü de açıklıyor esasında.Bu canlı bombaları düşünürsek,hepsinin altında beyinleri cennet vaatleri ile yıkanmış uyuşturucu etkisi altındaki insanlar karşımıza çıkıyor. 509 sayfalık küçük puntolu,uzun soluklu ama sıkmayan,su gibi akıcı bir anlatımı olan bu kitabı kesinlikle okumalısınız.