Toprak bereketliydi, bereketli olmasına da; ağaya paşaya bereketliydi. İşçinin, garibin hakkı gözetilmediğinde, ağa toprağın bereketini alıyordu.
Bereketli Topraklar Üzerinde, 3 arkadaşın; İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali’nin bir gaz ocağı, bir mintan hayaliyle köylerinden kalkıp Çukurova’ya yola koyulmalarıyla başlıyor. Kendi küçük dünyalarından çıkıp koca dünyaya ayak uydurmaya çalışırken yolları ayrılıyor. Ayrı ayrı feleğin çemberinden geçiyorlar.
Çoğu yerde tiksinerek okudum da diyebilirim. İşçi sınıfının ezilişi, kendi içinde bile birbirini ezmeye çalışması, kadına bakış açıları… Öyle şeffaf, öyle direkt ve gerçekçi anlatılmış ki insanın içi kaldırmıyor bazen.
Zaten kadının evvel ezeldir adı yok, yeri yok… Ah canım Fatma’m… Benim içimi en çok ezenlerden biri de sen oldun.
Tiksindim dediysem de roman kötü diye değil. Tam tersine, gerçekle o kadar bağdaşık ki beni asıl tiksindiren buydu. Soluksuz okuyup bitirdim.
İçimde bir ağırlık bırakan ama kesinlikle okunması gereken bir kitaptı.
Kitapla kalın