Sürekli olarak düşündüğüm bir konu var. Bazı insanların edebiyatı, tarihi, sanatı hayatının merkezine koyup bitmek bilmeyen bir merak içinde olması, bazılarının ise bunları gereksiz ve boş işler olarak görmesi hatta bu konular ile ilgilenen insanlarla dalga geçecek kadar haddini aşabiliyor olmasının sebebi nedir?
Zaten ölüm kavramı herkes için kaçınılmaz ve mutlak bir gerçeklikken, kendinden sonra yaşanacak olayları deneyimleyemeyecek olmamıza rağmen nasıl olur da bizden önceki dünyada neler yaşandığını ve neler yazıldığını merak etmeyiz? Ortalama 70-80 yılda nefes alacağımız sığ bir dünyada dümdüz yaşamak bana tuhaf geliyor.
Ben bunları düşünürken iki ihtimal üzerinde duruyorum:
Biri Doğu felsefesindeki reenkarnasyon döngüsünden beslenen modern spiritüalizmdeki "ruh yaşları" teorisi tabii. Bu yaklaşıma göre dünyaya henüz ilk evrelerinde gelen "genç" bir ruh sadece hayatta kalmaya, güce ve maddi tüketime odaklanırken; döngüleri geride bırakmış "yaşlı" bir ruh artık olgunlaşır, maddenin ötesini görür ve derinlik, anlam arayışına girer.
Bir diğeri ise daha bilimsel bir düşünce; zeka türleri ile alakalı. Analitik, pratik zekaya sahip insanlar sadece somut ve anlık işlevsel olana odaklanırken; sözel, görsel ve varoluşsal zeka düzeyi yüksek olan insanlar hayatı sorgulamadan duramaz. Onlar için bir satır, antik bir eser, güzel bir tablo insan olmanın en saf kanıtıdır.