Silinen Hayatın Gölgesinde
​Yalnızlığa alışmak zor, Sessizliği bir kuyu gibi dinlemek zor. İnsan kendi içinde bile dinlenemezken, Zordur her eksilen sesle biraz daha eksilmek. Her giden sima, her kaybolan görüntü; Zamanla kararır her şey, renkler çekilir, Fakat bazen o zifiri karanlık, her yerden daha sevimli. ​Yalnızlığa alışmak zor, Bir başına ıslık çalmak, şarkılara sığınmak... Ötekileşmek, kendine bile yabancılaşmak, Ve bir bir terk etmek elinde kalan her şeyi. Aslında silinen ne simalardır ne de şehirler; Yavaşça silinen, ömrün kendisidir. ​Geriye kalan tek canlı, hatıralar; En tatlı olanlar ve en acımasız vuranlar... Zihnin dehlizlerinde yüzlerce yeni yüz, Daha güzel, daha özel hayaller kurulur. Her şeye rağmen o boşlukta yankılanır: Yalnızlığa alışmak çok zor... Garp yeli
Şiir
Link paylaşımı
Link Paylaşımı tek1bilinc.blogspot.com/2026/06/zerone-... academia.edu/resource/work/1... TÜRKÇE BU MAKALE NEDEN OKUNMALIDIR? 1. Çağımızın En Temel Sorusuna Yanıt Arıyor: Gerçeklik Nedir? Kuantum fiziğinin ölçüm problemi, çift yarık deneyi, simülasyon teorileri ve yapay zekânın bilinç tartışmaları — tüm bunlar, 21. yüzyılı "gerçeklik nedir?" sorusunun yeniden sorulduğu bir çağ haline getirdi. Bu makale, bu soruya ne materyalist indirgemecilikle ne de idealist kaçışla yanıt veriyor. Gerçekliği, kendi kendini yazan ve gözlemleyen döngüsel bir üretim alanı olarak tanımlayan özgün bir ontolojik çerçeve sunuyor. 2. Fiziği, Metafiziği ve Tasavvufu Tek Bir Dilde Buluşturuyor Bu makale, Higgs mekanizması ile İbnü'l-Arabî'nin vahdet-i vücud anlayışını, Einstein'ın alan denklemleri ile Hallâc-ı Mansûr'un "Enel Hak" idrakini aynı kavramsal çatı altında birleştiriyor. Disiplinlerarası değil, disiplinler-ötesi bir sentez sunuyor: fizik, felsefe, tasavvuf, matematik ve simülasyon teorisi tek bir ontolojik mimaride buluşuyor. 3. Çalıştırılabilir Bir Ontoloji Sunuyor: Z-Engine Bu makale, soyut felsefi iddiaları çalıştırılabilir Python kodu ile destekliyor. Z-Engine, gerçekliğin döngüsel üretimini simüle eden bir yazılım çekirdeğidir. Bu, ontolojinin sadece "yorumlanan" değil, "çalıştırılan" bir alan olduğunu gösteriyor. 4. Spinoza'dan Sonra En Büyük Ontolojik Sistem İnşası Spinoza'nın Ethica'sı, gerçekliği geometrik bir kesinlikle tanımlamayı denemişti. Whitehead ve Badiou bu çizgiyi devam ettirdi. Zerone Çerçevesi, bu geleneğin en özgün ve en radikal devamıdır. Ancak Zerone, Spinoza'nın durağan simetrilerini değil, kıvrımlı, diri ve kendi kendini dönüştüren bir helezonik geometriyi esas alır. 5. "Simülasyon" Kavramını
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Aşırı Cinsel Sahne Oynayan, Porno Oyuncusu Olmayana Tepkim
Ben:Hayır. Oyuncu olması karakterin o hassas kısımlarını canlandırmak zorunda olması değildir. Canlandırırsa alacağı parayı belki düşünüyordur çünkü bu kadar hassas sahnelerin ücreti belki daha yüksektir. Ancak her oyuncunun isterse kendine ait standartları olup belli şeyleri oynamaz veya yüzeysel geçiştirebilir. Bu kişinin karakterine bağlıdır. Herhangi Bir Kadın: Sana o kadar para verseler var ya! Daha fazlasını yaparsın. Ben: Yapmam. Beni kendi arzularınla karşılaştırma. Bu bir iftiranın vücut bulmuş hali. Ayrıca oyunculuk düşünmüyorum. Ama olsaydı yan karakter oynardım. Uzun bir karakter oynayacak ben de iş ve aradıkları görüntü yok. Yeteneğim de yok. Benim yeteneğim başka. Şayet aradıkları görüntü ve yetenek ben de olsaydı güçlü kadın rolü isterdim. Para benim için her şey değil. Benim bir kişiliğim var. Para tabi ki güzel ama para için kişiliğime ters şeyleri yapmam.
1000Kitap
Yeni nesil stand up :)
Nasıl yeni nesil komedyen olunur? Size birkaç standart konu başlığı ile açıklayayım. “Arkadaşlar regl oldum, adettendir diye trip atıyorum.” “Geçen bana 2000li bir çocuk yazdı.” “Kadınların kötü araba kullandığını söylüyorlar…” Bu konu başlıkları kadın komedyenlerin standardı haline gelmiş durumda. “Afrikalıların su görmemesi” “Kürtlerin elektrik faturası ödememesi” “Arkadaşlar benim bir dini inancım yok…” Bunlar da erkek komedyenlerin seçtikleri konu başlıklarından. Hepsinin ortak özelliği ise komik olmamaları. Bir de Amerikan tarzı olarak elde mikrofonla anlatmaları var. Bazen “ulan mikrofonu ağzına soksa bugüne kadar anlattıklarından daha komik bir görüntü olurdu” diyorum. Çoğu zaman bunların yaptığı işe “stand up” değil de “sit down” deme isteği doğuyor içimde 😃
Masal
Çocuktum her şeyi anladığımı sanıyordum Sonra büyüdüm Bombaların ve bankaların dağlardan ve ırmaklardan Fazla olduğunu gördüm Bahçıvanlar generallerden Menekşeler mermilerden daha azdı Yenilmişti dünya Duanın özgürleştiren rüzgarı çekilmişti yüzlerden İnsanlar doğa değil yönetmelik kokuyordu Nükleer artıklar ve çok uluslu yalanlarla Kirlenmişti yüzümüz Teknolojinin o yok edici O gri gölgesi düşmüştü yüzlere Yenilmişti yüzümüz Ve görüntü aynıydı bütün aynalarda Herşey çok açıktı Herkes kimsesiz Herkes birşeyin yoksuluydu Hepimiz aynı anda yenilmiştik Ve şarkılarımız kederliydi Yanlış bir zamanda mı yaşıyordum Çekip gitsemi idim Ne yanlış bir zamanda yaşıyordum Ne de çekip gidecek bir yer vardı Heryer aynıydı, kaldım Sürekli çağıran ve ayırım yapmayan toprak Nasıl olsa beni de çağıracaktı Masal dünyanın bittiği yerde başlar Biliyorum eski zamanlarda değiliz artık Ve masallar böyle anlatılmaz
OKB ve böcek fobili bu karışık sorunlarım yüzünden "Masumlar Apartmanı" dizisindeki Safiye gibi oldum. Sürekli sinirliyim. Evdekileri de kontrol ediyorum. Tamamen aynı değil. Temizlik takıntım aşırı değil ama böcek fobim takıntımı arttırıyor ve bu yüzden aşırıya kaçabildiğim zamanlar oluyor. Tüm evi her gün silmiyor ve her gün detay lavabo ve toz almak gibi şeylere girmiyorum. Benimki daha çok mutfak tezgahını, oturduğumuz yeri, masayı, sehpayı, yeri kırıntısız görmek. Pek mikropla ilgili değil. Elimi günde 5-6, bazen 8 kez yıkıyorum. İnsanın mikroba ihtiyacı olur ama pislik elimde en azından gördüğüm olmasın. Tam Safiye gibi değil dediğim gibi. Apartmanı çöp apartmana çevirdiğim yok. Aksine çöp görmeyi evde sevmiyorum. Kapının önünde çöpün kapağını kapatmayacak seviyeye geldiyse aşağı inip atıyorum. Kapıcıyı beklemem. Apartman aşırı pis ve kimse de el atmazsa 5 katlı bile olsa süpürürüm çünkü böcek sever bunu. Ayrıca görüntü olarakta katlanamıyorum pis apartmana. Evden çıkamıyorum evi kontrol etmekten. Dışarılarda çöp görüyorum. İnsanlara çöpünü çöpe atmadıkları için ayar olup arkasından beddua ediyorum. Belediye işini yapmayıp otları bile biçmediği, çöpleri de toplamadığı için çıldırıyorum. Şehri terk etmek istiyorum. Gidemiyorum. Dışarı çıksam bir de orada tonlarca böcek var. Mesela piknik sevmiyorum sırf bu yüzden. Ama AVM severim. Oralarda pek böcek görmüyorum. Sınıf severim. Oralarda de bu tip şeyler az oluyor. Ama böceklerin taladığı yerleri sevmiyorum. Kertenkele seviyorum. Onları öldürmem. Korkuyorum ama onlar evdeki böcekleri yiyecek. Bir işlevi var. Sayısı bir taneyse sorun yok yatağıma yakın değilse. Ama korkarım. Onu da istemem. Attırırım sonra. Minik örümcekler hem korkunç hem sevimli. Sayısı azsa sorun yok. Ağını bozmam bir süre. Ama nihayetinde yerde
1000Kitap