Uzun boy, kemikleri estetik yüzden başkasını kabul etmeyen, sevgili değiştiren, kriterlerine uymayanlara ağır hakaret eden ortalama ve altı görünüşte kadınlardan bahsediyorum. Geçmişte olmadığı kadar şiddetli, sadece kadınların lehine bir adaletsizlik var. Kapalısı da açığı da aynı ruhları bu sanki. Bu nasıl trend yaratılışı? Emekle elde edilemiyor. Parkları ve üniversiteleri gözlemlemen yeterli.Tek istina serseri illegal işlere bulaşmış suçlularda bazıları dışa bakmıyor o kadar. Bir de işverenler sırf bu şerefsizlere crop etek giyiyor diye iş,staj veriyor. Kaç insanın hakkına giriyorlar. Her gün böyle bir ekosistemde uyanmaya zorlanılıp şükretmek nasıl içtenlikle mümkün olsun?
1000Kitap
"Hasta görünüşte bir zaaf olan hastalığını üretken kılmalı, onu “bilinçsiz bir talihsizlikten” acılarının nedeninin farkında olan “talihsiz bir bilince” çevirmelidir. Arzulanan sonuç: “Acıların baskısı değişimin öznel gerekliliği olarak politikleşir”, hastalık “kendi karşıtını” üretir:“devrimi.” "
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hatırlıyorum
6 Ağustos 1945 gününü hatırlıyorum; kocam ve ben Annecy Gölü yakınlarında bir sürgün dinlenme evindeydik. Gazetede, Hiroşima bombasıyla ilgili manşeti okumuştum. Sonra hızla evden çıktım; sanki birden ayakta bayılmışım gibi, yolun ön tarafındaki duvara dayandım. Sonra yavaş yavaş kendime geldim; yeniden yolu, yaşamı seçmeye başladım. 1945'te Alman Toplama Kampları'ndaki toplu mezarlar ortaya çıkarıldığında da bunun aynı oldu. Elimde kocamın ve dostlarımın fotoğrafları, garlarda, otel girişlerinde dikiliyor, Annecy'dekine benzer bir durumda, hiç umutsuz, sağ kalanların geri dönmesini bekliyordum. Ağlamıyordum, görünüşte her zamanki gibiydim, fakat yalnızca, artık hiç konuşamıyordum. Yeşil Gözler Marguerite Duras Sayfa: 37

Ricky

@RickySupervisor
·
Marguerite Duras 6 Ağustos 1945'te atom bombasının atıldığı haberini aldığında, Fransa'daki Annecy Gölü kıyısında, Talloires'da bir "Sürgünler Evi"nde (Maison des Déportés) bulunuyordu. ​O sırada Duras, Nazi toplama kamplarından (Buchenwald ve Dachau) yeni kurtulmuş ve ölümün kıyısından dönmüş olan eşi Robert Antelme'in iyileşme süreciyle ilgileniyordu. Duras, yıllar sonra yazdığı Yeşil Gözler (Les Yeux Verts) kitabında o anı şöyle anlatır: ​"6 Ağustos 1945'i hatırlıyorum, eşim ve ben Annecy Gölü yakınındaki bir sürgün evindeydik... Haberi radyodan duyduğumda evin eşiğinde kalakalmıştım." Bu kişisel tanıklık, yazarın zihninde büyük bir tarihsel trajedi ile (Hiroşima) en mahrem kişisel acının (kocasının kamplardaki yıkımı ve kendi bekleyişi) birleşmesine neden olmuştur. ​"Hiroşima’da hiçbir şey görmedin. Hiçbir şey." Kitap bu sarsıcı inkarla açılır. 1957 yılının Ağustos ayında, Hiroşima’da bir barış filminde rol alan Fransız bir aktris ile Japon bir mimarın yolları kesişir. Ancak bu, sıradan bir yasak aşk hikayesi değildir. Duras, iki insanın bedenleri üzerinden iki şehrin; atom bombasıyla kavrulan Hiroşima ile aşkı yüzünden cezalandırılan kadının geçmişi olan Nevers'in acılarını birbirine mühürler. Kitapta Hiroşima ile Nevers'in (kadının geçmişi) iç içe geçmesi, aslında Duras'ın o gün Annecy'de yaşadığı toplumsal dehşet ile kişisel bakım sorumluluğu arasındaki o garip çarpışmanın bir yansımasıdır.
1000Kitap
Durmadan kaydırırken ertelediklerimiz
Akşam oluyor. Milyonlarca insan neredeyse aynı hareketi yapıyor. Telefon açılıyor. Bir haber, ardından başka bir haber. Bir video, sonra bir tane daha. Başlangıçta yalnızca birkaç dakikalık görünen şey bazen fark edilmeden saatleri, hatta bütün bir akşamı yutuyor. Bu manzara üzerine çok şey yazıldı. Dikkat ekonomisinden, algoritmalardan ve bağımlılıktan söz edildi. Bunların hepsinde doğruluk payı var. Yalnız bazen en görünür açıklamalar asıl meseleye yaklaşmamızı zorlaştırabiliyor. Çünkü insanın dikkatini dağıtma arzusu yeni değil. Geçmişte de herkes boş zamanlarını Tolstoy okuyarak geçirmiyordu. Uzayan sohbetler, iskambil oyunları, dedikodular, magazin dergileri ve televizyon karşısında geçirilen saatler vardı. İnsan zihni kendisini oyalamanın yollarını her zaman buldu. Bu nedenle sorun insanların eskiden düşünüp şimdi düşünmemesi değil. Yine de bir fark var. Bir zamanlar dikkat dağıtan şeylerin de bir sonu vardı. Gazete biterdi. Televizyon yayını sona ererdi. Yolculuk tamamlanırdı. Misafirler dağılırdı. İnsan eninde sonunda kendi zihniyle yeniden karşılaşırdı. Bugün ise akışın sonu yok. Bir görüntünün ardından diğeri geliyor. Bir haber başka bir haberi çağırıyor. Bir hayat başka hayatlara açılıyor. İnsan artık dikkatini dağıtacak şey aramıyor; dikkatini dağıtacak şeyler onu buluyor. Belki de bugünü farklı kılan şey, dikkat dağıtıcıların niteliğinden çok sürekliliğidir. İnsanlık tarihinde ilk kez hayatın neredeyse bütün boşluklarını doldurabilecek araçlara sahibiz. Oysa bazı boşlukların bir işlevi vardı. Beklemek yalnızca beklemek değildi. Can sıkıntısı da yalnızca can sıkıntısı değildi. İnsan çoğu zaman neyi özlediğini, neden huzursuz olduğunu ya da hangi hayatın içinde kaybolduğunu o görünüşte önemsiz anlarda fark ederdi. Dinlenmek mi, oyalanmak mı? Yine
Makale|Yazı
Düşündürmek
Düşündürmek birini; içindeki zerre şeye şahit kılmak. Düşündürmek birini; hayatının geri kalanına ince dokundurmak. Düşündürmek birini; gamzelerin de kaybolmak. Düşündürmek; nereye bakarsan onu görmek. Düşündürmek; sadece onu tasavvur etmek. Düşündürmek; onunla geleceğe, geçmişe ve şu ana yemin etmek. Ah, düşündürmek diyorum, ne liyakatli! Görünüşte uçurum kenarı, düşen bir kaya parçası. Düşündürmek diyorum, çok hacıyatmaz. Düşündürme beni, yaşat bana!
Milyon tane kitap deviriyoruz görünüşte ama o kitaplardan hayata yayılan hiçbir bilgelik yok. Herkes ne kadar doğruluk timsali olduğunu ispat etmenin derdinde. Sanki aynı derdin dertlisi, aynı yolun yolcusu kocaman kalabalıklarmışız gibi konuşuyoruz küçük bir kıvılcım yetiyor oysa aramızda koca koca yangınlar çıkartmaya. Aramızdan biri bir diğerine "Yalnız değilsin" dediğinde hepimizi üşüten bir yalnızlık rüzgarı esmiyor mu her yanımızda ?