“Üstün ve yüce Tanrının öylesine kulları vardır ki onlar, hikmet, bilgi ve anlayış, ululuklar elbiselerini giyinirler. Halkta onları görecek görüş yoktur amma onlar, pek kıskanç olduklarından bu elbiseleri giyerler de kendilerini gizlerler. Hani Mütenebbî,” Fîhi Mâ-Fîh Mevlana Celaleddin Rumi
Kimi kimde seni sende onu onda ah ...
Anlamsal donukluk hikayenin arkasındakini görüş alanını zorlaştıran bir etkendir.. peki bir şeyi ardını bilmeden aşırı bağlılık insanın hislerine aşırı güvenmesi ve aşırılıktan açığa çıkan donukluklarda gözünün önündeki olağan şeylerin görünmez kulvarlara dönüşmesiyle hep aynı dairede neyi bulman gerektiğini bilmeden yaşadığını hissettiğini zannettiğin şeylere anlam yükleyerek tüm anlamsızlıklara bir anlam katmakla kendini bir döngüye hapsetmek ... ruhun içgüzarlığına karşı hangi kuklayı oynatacağına zihin senden önce karar verir.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Ben sana nasıl mahkum olmuşum ki, Bir tek rüyamda görüş günü var.
Kapağına Bakıp Hikâyeyi Yarım Bırakanlara
​Bazen etrafıma bakıyorum da, sanki herkes her şeyi daha kapağına bakıp çözmüş gibi. Bir kitabı eline alıyor, şöyle bir çeviriyor, iki sayfa karıştırıyor ve hemen hükmünü veriyor: "Bu bana göre değil", "Bu yazar saçmalamış", "Bu zaten sıkıcıdır." ​Peki, ya o kitabın içinde senin henüz hiç tanışmadığın, hayatını değiştirecek o cümle saklıysa? ​İnsan, bir kitaba ön yargıyla yaklaştığında aslında en çok kendine kapı kapatıyor. Kendi bildiği, kendi inandığı, kendi sevdiği o daracık dünyada dönüp duruyor. Oysa okumak, başka hayatların içine sızmak, hiç gitmediğin şehirlerin sokaklarında yürümek, hiç yaşamadığın acıları hissetmek değil mi? Biz neden bu kadar korkuyoruz farklı olanla karşılaşmaktan? ​Okumadan yapılan yorumlar, sadece bir yazarın emeğine değil, kendi zihnimize yapılan bir haksızlık. Gerçekten, gerçekten okumak; yani anlamaya çalışarak, içine girerek, yazarın neden o kelimeleri seçtiğini hissederek okumak bambaşka bir cesaret ister. "Bu kitap bana göre değil" demek çok kolay, ama "Bu kitap bana göre değil ama neden böyle yazılmış, bu yazar bana ne anlatmak istiyor?" diye düşünmek bir derinlik gerektirir. ​Bence biz, sevmediğimiz bir şeyle karşılaştığımızda onu hemen çöpe atmayı değil, biraz olsun anlamaya çalışmayı öğrenmeliyiz. Belki o kitap, senin tam da ihtiyacın olan o cevabı içindedir, ama sen kapağına takılıp onu reddediyorsundur. ​Önyargılarımızı bir kenara bırakıp, bir kitabın —ya da bir insanın— içine girmeden "sıkıcı", "kötü" veya "gereksiz" demek, aslında sadece bizim kendi görüş alanımızın darlığını gösterir. Bırakın, kitaplar bizi şaşırtsın. Bırakın, hiç sevmem dediğimiz sayfalar bize bambaşka dünyalar açsın. Çünkü okumak, bilmediğine tahammül etmek ve o bilmediğinin içinde kendine ait bir parça aramaktır. ​Okumadan konuşmak kolaydır, ama anlamaya
Kitle Psikolojisi
3 taraflı bakılmayan hiçbir görüş ciddiye alınmamalıdır.
Ben gidiyorum, hoşça kalın. Birkaç aya görüşürüz…
Alıntı