Ne desem bilemiyorum bu kitap hakkında. Gözyaşlarımı tutamadığım, son bölümde ise içimdeki değişik duygular yüzünden okumayı birkaç gün ertelediğim tek kitaptı bu.
Ah John Coffey... O kadar eşsiz bir karakter ki, her hissettiğini ben yaşıyordum sanki. Gözlerimin önünde belirdi gözyaşları. Tabii sadece Coffey değil, Delacroix de çok etkiledi beni. Onun acı verici ölümünün ardından etkilenmemek olur muydu? Zaten o kısımlar öyle bir anlatılmış ki, Edgecomb'un bahsettiği koku burnuma bile doldu sandım bir ara.
Gelelim konumuza, King'in efsanevi eserlerinden biri olan Yeşil Yol bildiğiniz üzere filme de uyarlandı. Kitap Could Mountain hapishanesinin E bloğunda geçiyor ve bu hapishanede tahmin edebileceğiniz üzere en acımasız katillerin olduğu belirtiliyor. Kitap, baş karakter Paul Edgecomb adlı gardiyanın bakış açısıyla yazılmıştır ve onun hislerini iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Paul'un hayatı, hapishaneye mahkûm olarak gelen John Coffey'den önce gayet normaldir. Fakat Coffey'in, onun bir hastalığını iyileştirmesiyle her şey değişir, olaylar bambaşka bir hâl alır. Coffey'in dev cüssesinin içindeki pamuk kalbini ilk gören Edgecomb olmuştur ve onun hayatına en büyük etkiyi bırakmıştır.
Okumadıysanız mutlaka okumanızı öneriyorum, tabii kendinizi hazır hissediyorsanız...