Birlikte yaşamanın modern biçimlerinin, yani grup evliliği, eş değiştirme, grup seksi gibi uygulamaların savunucusu olanlar, benim anlayabildiğim kadarıyla, sevgide başarısız kalışlarına değişik çabalarla örtmeye çalışmaktadırlar. Gerçekten sevmeyi, onu yaratıcı bir eylem olarak görmeyi başaramayınca, içine düştükleri hayal kırıklığın ve can sıkıntısını, yeni tahrikler yaratarak unutmaya çalışan böyleleri, ne kadar değişik yollar uygulasalar ve iliskiye girdikleri insan sayısını ne kadar artırsalar da, gerçek sevgiye ve onun vereceği hazza ya da mutluluğa bir türlù ulaşmazlar.
"Ama gözyaşı da şart. Othello ne demiş hatırlamıyor musunuz? "Her fırtınadan sonra ortalık olacaksa böyle süt liman, varsın essin rüzgarlar ölüleri kaldırıncaya kadar.
Böyle bir dünyada bir öğretmenin öğrencilerine vermesi gereken son şey daha fazla bilgi. Zaten gereğinden fazlasına maruz kalıyorlar. Bunun yerine insanların bilgiyi anlamlandirabilme, neyin önemli neyin önemsiz olduğunu ayırt edebilme ve her şeyden önce de pek çok bilgi parçasını dünyaya ilişkin geniş bir resme dönüştürebilme yeteneğine gereksinimleri var.
Ahlak, sanat, maneviyat ve yaratıcılık dediğimiz şeyler genlerimize işlenmiş evrensel insan becerileridir.
Doğdukları yer de Taş Devri Afrika’sıdır. Bunları Çin' in Sarı İmparatoruna, Platon dönemi Yunanistan’ına ya da Hz. Muhammed devri Arabistan’ına atfetmek densizce büyüklenmektir sadece.
Bir doz alçakgönüllülük, insan aptallığına iyi gelebilecek potansivel bir çaredir. Milli, dini ve kültürel gerilimler insanların kibirli bir şekilde kendi millet, din ve kültürlerinin dünyanın en mühimi olduğunu, dolayısıyla kendi çıkarlarının diğerlerinden ya da genel olarak insanlığın çıkarlarından önce geldiğini düşünmesinden kaynaklanıyor.