Hepimiz yapay zekayı günlük hayatımızda kullanıyoruz. İş hayatında, merak ettiğimiz araştırmalarda, sorgulamalarda, hatta kimileri de sadece sohbet etmek için kullanıyor. Yapılan araştırmalar yapay zekayı kullanan insanların beyinsel işlev yükünü boşaltmaları sonucu zeka kullanımlarını düşürdüğünü gösteriyor. Yani kısa yoldan ulaştığımız verilerle aslında borçlanıyoruz, hem de kendimize... Yapay zekanın düşünme kapasitesi hiç olmadı, olamaz da. Tek yaptığı şey kodlamaları sayesinde tüm verileri birleştirip önümüze koymasıdır. Bu verileri de yine insanlar topluyor. Yapay zekanın en tehlikeli yanlarından biri de bir konuda bir şey bilmese dahi yine de bir bilgisinin olduğunu bizlere dayatmasıdır. İnsan belli bir yerden sonra verilen veri gerçekten doğru mu diye düşünmeden edemiyor. Düşününce yapay bir zekanın zeki olmasını nasıl bekleyebiliriz? Zekamızın karmaşıklığını, farklı kısımlarındaki loblarını dahi çözümleyememişken yapay bir zekanın düşünmesini düşlemek uç bir nokta gibi geliyor. Üstelik bu verilere erişsek bile sisteme aktarabilmek mevcut verilerle mümkün gözükmüyor.
Belli bir yerden sonra yapay zekanın insan yazılarının yerini tutacağını söylemek bence en büyük yanılgılardan biri olsa gerek. Yazmak çok zor bir süreçtir; deneyim, gözlem, en önemlisi de duygunun olması gerekiyor. Bu noktada yapay zekanın sözde kusursuzluğu en büyük kusurdur çünkü insan yazma biçimi ve kusurlarıyla özgündür. Edebi bir yazı için de derinlik ve hissiyat gerekiyor, yapay zekanın en sığ olduğu konulardan biri de bu çünkü bizlerin verilerini toplayıp olması gerekeni değil, olmasını istediğimiz düşünceyi önümüze koyuyor. Yani anlayacağınız duyguyu ve düşünceyi çok iyi kopyalıyor. Sonuç olarak yapay zekanın insanların yerini tutacağını söylemek hâlâ oldukça zor görünüyor.