Grace

Yüzünün engebelerinde düşe kalka yürüyordum kendime doğru. Kimi zaman bir sel tuzlu tuzlu sürüklüyordu beni, kimi zaman da bir yılın(kim bilir hangi yıldır) tırnak izini dere yatağı sanıp yamaçlara tırmanıyordum -yamaçlar ki, benli.
Reklam
pencereler görüntümü geri kustukça, buruştukça bakışlarım görüntümü içerek beslenen görüntülerin karşısında ve uzayarak kısaldıkça boyum, ona tutunuyordum.
O yıllarda, henüz ormanlarım bile yoktu içimde izimi saklayacak, ada bile değildim daha gökyüzünde bir gökyüzü bile değildim.
ve benim gözlerim gördüklerimden yaratılmıştı o yıllarda, ellerim dokunduklarımdan. Dilimi sormayın, konuşamadıklarındandı ve kanlı bir kitap gibi yatıyordu ağzımda.
ve çocuktum ki, görmek inanmanın en geniş kapısıydı.