nurci

Puan vermedi·96 syf.··
2024 27. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2024 14:39
Çocukluk, Ditlevsen’in otobiyografik eserlerinden olan Kopenhag Üçlemesi’nin ilk kitabı olma özelliğini taşıyor. Bir çocuğun gözünden çocuk olmak, büyüklerin dünyasını anlamlandırmaya çalışmak gibi olgular üzerinde dururken; karamsar ve yalnız bir çocukluk geçiren yazarın hayatına konuk oluyoruz. Konuk edildiğimiz bu hayatta bir eve gidiyoruz, bir aileyle birlikte oturuyoruz masaya ve onları izliyoruz. Yaşından beklenen becerilerin dışına çıkarak şiir yazan, ama çocuk olduğu için dikkate alınmayan ve büyüdüğünde bütün yazılarını bastırmak için kendine söz veren Ditlevsen’le birlikte sallıyoruz ayaklarımızı oturduğumuz sandalyede. Ayaklarımız yere değmiyor olsa da, hayallerimiz bulunduğumuz evin sınırlarını aşıyor. Keşke çocukluğuma dönebilsem diye iç geçiriyor çoğu yetişkin, oysa hiçbir şeyin farkında olmamaktan ziyade, her şeyin farkında olsak da yola devam edebilmeyi daha iyi biliyoruz çocukken bence, çünkü tek sorumluluğumuz çocuk olmak oluyor o vakitlerde. Çocukluğun geri dönmeyi dileyecek kadar matah bir yer olmadığı düşüncesine gittikçe daha yakın hissediyorum sanırım kendimi.
ÇocuklukTove Ditlevsen · Monokl Yayınları · 20241,542 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·260 syf.··
2024 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2024 20:32
Yazarın babasını anlattığı “Uçma Sanatı” kitabından sonra, röportaj esnasında bir soru yöneltilir Altarriba’ya: “Peki ya anneniz?” Bu sorudan yola çıkarak yazar annesinin hikayesini yazmaya karar veriyor ve ortaya Kırık Kanat isimli bu çizgi roman çıkıyor. Arka planda 20. yüzyıl İspanya’sını, patriyarka ve diktatörlük atmosferini solurken, bir yandan da annesinin (Petra) yaşamını okuyoruz. Çolak kolunu kimseye fark ettirmeden bir ömür onunla yaşayan, ikinci planda geçen hayatıyla oradan oraya savrulurken aidiyetini arayan biri Petra. Kitap 4 bölümden oluşuyor ve her bir bölümde Petra’nın hayatındaki bir erkeğin dahil olduğu hayat bölümünü okuyoruz. Babası, patronu, kocası ve ayrılıktan sonraki sevgilisi. Babasının bakım yükünü üstlenmiş, okula gönderilmemiş, küçük yaştan itibaren yemek yapmayı öğrenmek zorunda kalmış bir kadını görüyoruz. Bunlar olurken dönemin asker ve bürokratları aracılığıyla ülkedeki siyasi iklimi de hissediyoruz. Öte yandan, birçok yerde o dönemde kadınların konumundan, cinsiyet eşitsizliğinden de dem vurulan anlar bulunmakta. Erkekler siyasetle ilgilenip büyük işler yaparken, Petra ve çevresindeki birçok kadın o evlerde hizmetli olabiliyor ancak. Parmak bastığı konularla beni hayli tatmin eden bir çizgi roman oldu.
Kırık KanatAntonio Altarriba · Aylak Kitap · 201748 okunma
Puan vermedi·87 syf.··
2024 21. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mart 2024 11:27
Storytel'de çokça karşıma çıkan ama okuma listemde yerini almayan bir kitaptı Telaş Bandosu, ta ki Melikşah'ın en sevdiği yerli kitaplardan bahsettiği videosunu izleyene kadar. Semih Öztürk'le tanışmak ve Telaş Bandosu'nun öykü dünyasını deneyimlemek için hemen kitabı edindim. 8 öyküden oluşan bu kitapta en çok aklımda kalan öykü nedense "Gece Gelen Salyangoz" öyküsü oldu. Cinleri olduğuna inanılan bir karakter olan Ali Fevzi Efendi etrafında şekilleniyor öykü. İbadetini aksatıp namaz kılmayan komşusu Beşir Fuad'a cinlerini musallat ediyor ve onunla uğraşmaya başlıyor. Bu işle uğraşırken kendisini fazla kaptırıp kendi namaz vakitlerini kaçırmaya başlıyor. Geçenlerde bir sohbet esnasında eskiden Ramazan ayında oruç tutmayanları dövme timleri olduğundan bahsetmişti biri. Bu kişiler sokağa çıkar, oruç tutmayanları bulup tespit eder ve onları dayakla cezalandırırmış. Bir gün toplandıkları alanı ziyaret eden biri, orada yemek yediklerini fark etmiş. Bahaneleri ise "Oruç tutmayanları dövmek için güç toplamamız lazım." olmuş. Bu öyküde Ali Fevzi Efendi'yi okurken aklımda direkt bu anlatı canlanmıştı. Öyküleri su gibi akan, sizi bir anda içine alan ve çabucak bitirebileceğiniz bir kitap Telaş Bandosu. İlgilileri bakabilir.
Telaş BandosuSemih Öztürk · İletişim Yayıncılık · 2023299 okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2023 4. kitabı
Otobiyografi. Bir kitabın arka kapağında bu kelimeyi gördüğüm an gerilirim. Çünkü bilirim, eğer o kitabı okursam, kelimelerini yutarsa gözlerim, bir acıya ortak olacağım. Ya da bir hüzne, mutluluğun ortaklığı pek yaşanmaz otobiyografilerde. Öyle oldu. Satırlara işlenmiş her kelimenin içinde bir de acı motifi vardı. Bazı kelimelere yaratılıştan yüklenir acılar. Kelimeyi oluşturan harfler dokunurken, anlarlar sanki neye ev sahipliği yapacaklarını. Hissettikleri yükle öyle ağırlaştırırlar ki kelimeyi. Homofobi, siyaset, şiddet, öfke, aile, baba, ölüm gibi. “Babamı kim öldürdü?” gibi. Bir babayla yüzleşme hikayesi. İçsel bir hesaplaşma. Aynı evde birbirine yabancı kalan insan ilişkilerinden en ağır olanı belki de. Anılarını, görüntülerini dökerek ortalığa, babasını keşfediyor ilk defa. Babasını yavaş yavaş öldüren, sırtına yükler bindirerek her gün daha da fazla ezen faillerin kim olduğunu anlamaya çalışıyor. Toksik erkeklik kültüründe kabul görmeye, yer edinmeye çalışan babasının asıl duygularıyla yüzleşiyor. Süslü kostümler giyerek inadına dans ediyor karşısında, görülmek istiyor, babasının başını kaldırıp ona bakmasını istiyor: Bak baba bak. “En anlaşılmaz olanı, dünya tarafından dayatılan normlara ve kurallara uymakta zorlananların bile - bir erkeğin asla ağlamaması gerektiğini söyleyen senin gibilerin- başkalarını bu kurallara uydurmak için deli gibi çırpınması. Bu durum, bu çelişki canını yakıyor muydu? Bir erkeğin asla ağlamaması gerektiğini söyleyip duran sen, ağlamaktan utanıyor muydun?” Bir işçi olarak çalışıyor Louis’in babası. Ve ülkeye gelen her yeni başkanla birlikte, işçi sınıfını aşağılayan her yeni söylemle beline biraz daha yük bindiriliyor. Eduardo, babasının içinde gizli kalmış benliği kaybettiği bu patriyarkal, sınıfçı sistemin uygulayıcılarının
Babamı Kim ÖldürdüÉdouard Louis · Can Yayınları · 20202,958 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2023 12. kitabı
Shakespeare’in Fırtına eserindeki Prospero, kızıyla birlikte on iki yıl yaşamak zorunda kaldığı adadan ayrılırken sihirli asasını ve kitaplarını gömer. Prospero’nun kayıp kitaplarından mahrum kalan insanlık kendi rüyalarını (ütopya) , kâbuslarını (distopya), hayallerini (fantastik) ve geleceğini (bilimkurgu) yazmıştır.* Jaguar Kitap’ın Prospero Serisi’nden okuduğum ilk kitap oldu Bayan Caliban. Kitaplarda sık sık gördüğümüz; insanın diğer canlılar üzerinde tahakküm kurma hali ekseninde gezinen bir kurguya sahip. Denek olarak kullanılıp hapsedildiği bir enstitüden kaçan “devasa yaratık” Larry ve ev hanımlığının monotonluğuna kapılarak kendini unutan Dorothy’nin yolları kesişiyor ve hikaye başlıyor. Larry aslında bir canlı türü, bir deniz canlısı. Enstitüden kaçtığında medya tarafından “yaratık/canavar” olarak hedef gösteriliyor ve insan türü yine masumiyet hırkasını üzerine geçiriyor. Yer yer Larry’nin kapatıldığı enstitüde yaşadıklarını da okuyoruz. Kendini bütün varlıkların üzerinde konumlandıran ve konumlandığı yerden tahakküm kurmayı kendisinde hak gören insanlık portresini yeniden çiziyor kitapta Ingalls. Hayvan deneylerinin yapıldığı, hayvanların birtakım endüstrilerce kullanıldığı bir dünyada yaşıyoruz biz de, bu nedenle kitaptaki evrenden çok da uzak bir yerde yaşamıyoruz aslında. Dorothy ise bakım ve ev işleri yükünü üstlenen çoğu kadın gibi, yaşadığı dünyanın öznesi, içinde bulunduğu ilişkinin bir tarafı olmayı zaman içinde unutmuş, kendine dönüş yolunu hatırlamayan bir kadın karakter. Larry ile karşılaşıp bir ilişkiye başladıklarında hayatını yeniden yaşamaya başlıyor adeta. Larry bilmediği bir evrende tanımadığı bir varlığın özelliklerini öğrenirken, Dorothy de onunla birlikte yeniden keşfediyor insan olmayı. Yaşamayı, zevk almayı. Bir yere gidip, biriyle
Bayan CalibanRachel Ingalls · Jaguar Kitap · 2020312 okunma