Odun taşırken Nevin'le ben ona yardım ediyorduk. Hani bir kere senle odun taşıyorduk. Benim göğsümde bir şey çalınıyordu da ben korkmuştum. Tencereler tıngırdıyor sanmıştım. Sen de gülmüştün bana. O çalan yüreğimmiș. Şimdi biliyorum artık.
Geçen hafta Nevin'le odun taşıyorduk yine. Sordum ona, 'Senin de yüreğin çarpıyor mu?' diye.
Çarpıyormuş. Herkesinki çarparmıș. Ama kimininki aydınlık olurmuş, kimininki karanlık.
Burnun büyüdü mü İnci? Hani Pinokyo'nunki gibi... Sen anlatmıştın, Pinokyo diye bir kukla varmış. Yalan söyleyince burnu uzuyormuș. Yalan söylersen senin de burnun büyür demiştin bana. Sen de yalan söyledin. 'Seni bırakıp gitmem. Gidersem seni de götürmeye çalışırım.' Hatırlıyor musun, böyle söz vermiştin. Ama 'hoşça kal,' bile demeden gitmişsin. Ben uyurken.
Neden orada olduklarını bilenler de, bilmeyenler de Barış'ı sevdiler. Birbirlerini sevdikleri gibi. Bambaşka nedenlerle çiçeklerden uzak kalsalar bile çiçekleri sevdikleri gibi.