• 416 syf.
    ·17 günde·Beğendi·10/10
    Bu eser bizlere ithaf ediliyor, İNSANA! Başımızın üzerinden büyük bir rüzgar geçiyor okurken, her sayfasında, her satırında. Ruhumuzda sıkışıp kalmış ve patlamamış yalnızlık bombasının pimini çekip çekmemek yine ruhumuzda bulunan ikiliklerin (Maneviyat ve maddiyatçılık) birbiriyle durmadan çatışmasının bir tercihi. İkisini de isteyince sonu yalnızlık, sonu intihar, sonu yangın, sonu içsel çatışmalar. Nasıl ki her insanın içinde iyi ve kötü var ise ve hangi tarafı daha çok beslediği zaman aslı o ise yalnızlığın tek ve yek sorunu da ruhumuzdaki ikilikten birini besleyip besleyememekten kaynaklanıyor. YETİŞİN KOMŞULAR, YALNIZLIĞIN ÇARESİNİ BULMUŞLAR !!!

    Üç bölümden oluşan eser ilk bölümüyle başlar başlamaz el ayak titreten bir merak ve heyecana sürüklüyor. İkinci bölüm ise on tane Stefan Zweig kitabı, kitabı demek yanlış olur ben psikanalizi diyorum okumama ve okuduğum ikinci Peyami SAFA eseri olmasına rağmen size yemin ediyorum ki, Zweig'in ruhu ile Peyami SAFA'nın ruhu bir kütüphanede buluşsa Zweig'in ruhu SAFA'nın ruhu önünde diz çöker, af diler. Ünlü düşünür nihat doğan'ın :) bu büyük lafını neden ediyorum? Edene değil, ettiren konuya bakmak lazım. Size soruyorum; bu kadar insan yalnızken, bu kadar insan neden yalnız? Bir film repliğinden ziyade asrın sorusudur bu yapayalnız arkadaşlarım. Ne için okuyoruz? Ağzımız iyi laf yapsın diye mi? Karşı cinsi kitap sözleriyle hiçbir fikir sahibi olmadan etkilemek için mi? Ezbere kurulmuş boş sözlerle ortamlarda kendimizi ön plana konsomatris gibi atmak için mi? Hepinizden hayır cevabını aldığıma göre devam edeyim, evet, ruhumuzdaki boşlukları bir bir doldurup dolu ruhumuzla ufkumuza daha sağlam bakabilmek için okuyoruz. Covid 19' dan daha tehlikeli olan, çağımızın virüsü yalnızlık belasına yada ''tribine'' karşı bu kitap piyasadaki en etkili antidepresanlardan daha etkilidir desem inanın 100mg abartmış olmam, olamam şahsen. He tabi ki her kitabın mesajı o mesajı alana göre değişir orası ayrı bir konu ama bu dolu dolu aldığım mesajları mesaj kutuma neden çok çok önce düşüremedim benim ruhum da SAFA'nın ruhu önünde diz çöküp af dilese az kalır! Üçüncü ve son bölümse ilk bölümün çarpı ikisi...

    Kimimizin arabası var, güzel mi güzel. Bazılarımızın şöförü var, özel mi özel. Bastık mı gaza, gider mi gider ama maalesef ruhu yok, onun için yalnızlığı tercih edenlerin hiç mi hiç şansı yok. Labaratuvarlarda aradığımız, incelediğimiz, incelettirdiğimiz, oyduğumuz, sırrımızı değiştirdiğimiz, dibine dibine indiğimiz her şey arasında bilin bakalım bir tek ne yok? RUHUMUZ ! Bırak diyor şu maddeyi! Boğ şu ölçü dehanı! Doy diyor şu fizik, matematik tecessüsüne ( tecessüs: kendini ilgilendirmeyen şeyleri, belli etmeden öğrenmeye çalışma.) Kov diyor şu nicelik nitelik fikrini, kendi içine dal aradığın her şey orada diyor. İnsan sevmiyor musun? Sosyal varlık olmana rağmen sosyal ortamlarda yalnız kalamazsın, kalabalık içinde yalnızlık çekmek seni kanser eder, verem eder diyor. İnsan sevmiyor musun? Allah var o zaman diyor. Kendi kendinin peşinden koş, bul onu, bul kendini, bul ve sev onu. Çünkü kendini sevmediğin sürece kimseyi sevmeyeceksin. Kendini bul, gör, bil, kendi içinde gör kendi Allah'ını! Aptalca bir konfor aşkından doğan ve korkunç bir dünya harbi hazırlayan teknik mucizelerin yanında, senin iç zıtlıklarını elemeye yok etmeye yarayacak ve seni kendi kendinle boğuşmaktan kurtaracak ruh mucizeni kendi içinde ara! Manevilere, mukaddeslere, sevgiye, aşka, güvene inan! Onlar hakkında bu kadar küçük düşündüğün için de kendinden utan! Şükürler olsun ki şahsım adına satırı satırına okuyup da utanacağım, sıkılacağım bir yere rastlamadım. Belki de o yüzden çok etkiledi beni ve ruh onarım ve boşluk doldurma yani okuma tutkumun 1. sırasına yer etti bu eser. Siz isterseniz Gripin gurubunun şarkısı deyin ama ben bu eser için diyorum ki; YALNIZLIĞIN ÇARESİNİ BULMUŞLAR!

    https://www.youtube.com/watch?v=sr6w-6tBTDk
  • Uyandım...
    Saat üç, dört, beş bana hiç fark etmez.
    Ne zaman çalınsa kalbim derler ki:
    "Bir arkadaşa bakıp da çıkacaktık."
    Kalan umutlarımdan birini seçip
    Hepsini hepsini hep kaybettim.
    Şimdi kendimden geriye
    Ne kaldı? Ne kaldı?
    Kimseler duymadı, sadece duvarlar ağladı.
  • İtiraf et; seviyorsun hüznü, kederi...
  • Hep kendi sofralarımızı düşünüyoruz. Aradığımız ilaçlar kendi hastalıklarımızın ilaçları. Kar ve su, sanki bu uğursuz zemheride sadece bizim ayakkabılarımızdan içeri sızmakta... Genç dullar, üç günlük yetim yavrular sanki sadece bizim ailelerimizde...
    Bir günlük yakıt yokluğu, aspirin yerine gripin tavsiyesi, kürk mantodaki tüy dökümü, barbut masasındaki tatsız şakalar, pokerde ters dönen şanslar, hipodromdaki müşterek-bahis hileleri, çocuklarımızın on yerine dokuz alışları, süte su katılması, çorbadaki tuz eksikliği...
    Say sayabildiğin kadar. Evet, tüm bunlar bizi, hepimizi, bütün bencilleri zıvanadan çıkarmakta, asıl şirazemizi bozmakta, yataklara düşürmekte, asabi tansiyon illetine giriftâr etmekte... Etrafımız için, sıhhatimiz için zehir-zemberek olmaktayız.
    Bu kadar basit meseleler için bile, bu hassasiyyet neden? Neden kendimizin dışındaki dev hadiselerin farkında bile değiliz?