Kanun ve kamuoyu yanılmaz olsaydı o kanunun maddeleri daima hal ve zamanın icabına göre değiştirilmez ve çoğunluğun anlayışı Ortaçağ'daki bütün vahşet ve dehşetiyle sabit kalırdı.
Her insan ayrı ayrı ele alınırsa birer vicdan, birer şuur sahibi görünür. Fakat insanlar kitle halinde, bireysel faziletlerinden bazılarını kaybediyorlar. Kör, muhakemesiz ve insafsız oluyorlar. Herkesin derdinden kendilerine sırf eğlence çıkarmaya bakıyorlar. Halkın başlıca eğlencesi dedikodudur. Bir kocanın felaketi, bir kadının yoldan çıkması, bir sevdalının elemleri halkı tabii bir piyes gibi sadece bir dedikodu sermayesi olması bakımından alakadar ediyor.
Sanat, dolaylı ve sessiz bir kabulle herkesin hürmet ettiği bir tür sığınaktır ki günahkarlar orada güzelleştirmeleri şartıyla günahlarını teşhir edebilirler. Estetikçilerden biri şöyle diyor: "Gayriahlaki eylemler güzelleşince bir dereceye kadar maruz görülür." Güzel şeyler gönülleri hemen hemen her zaman yanlarına çekerler. Ceza gören güzel bir caniye bile herkes acır.
Yani tabiatı canlandırmak için onun ruhunu kendimize, kendimizkini ona aktarmalıyız; zira kalemimizden dökülen kelimeleri, fırçamızdan akan boyaları başka türlü canlandıramayız.