10/10
·142 syf.··
2026 37. kitabı
Bu kitap oldukça sıradışı bir şekilde tarihi ve siyaseti alışılagelmiş sınıf çatışmaları üzerinden değil, "hız" kavramı üzerinden yeniden kurguluyor. Yazarın "dromoloji" (hız bilimi) adını verdiği bu yaklaşıma göre, dünyayı ve güç ilişkilerini şekillendiren temel dinamik hareket kabiliyetidir. Kitap; feodal kalelerin yıkılışından modern savaş teknolojilerine uzanan süreçte, iktidarların coğrafi mekânları kontrol etmekten vazgeçip zamanı, lojistiği ve kitlelerin hareket hızını yöneterek nasıl birer "zaman siyaseti" (kronopolitika) mekanizmasına dönüştüğünü çarpıcı bir şekilde anlatıyor bu bağlamda çağın yönetim şeklinin perde arkasını anlattığı kanısındayım. ​Bu yoğun metin; sosyoloji, siyaset bilimi, medya teorileri ve kent mimarisiyle ilgilenenlerin yanı sıra içinde yaşadığımız çağın baş döndürücü ivmesini anlamlandırmak isteyen meraklılara uygun. Özellikle modern dünyadaki sürekli olağanüstü hal hissinin, anlık veri akışlarının ve teknolojinin getirdiği mekansızlaşmanın kökenlerini merak eden, hızın insanlığı nereye sürüklediğini sorgulayan felsefe ve strateji meraklıları için sarsıcı bir başvuru kaynağı olacağı kanısındayım.
Hız ve PolitikaPaul Virilio · Metis Yayınları · 199831 okunma
Puan vermedi·360 syf.··
2026 4143. kitabı
Cara Hunter yine ters köşe yapmayı başaran, okuru sürekli şüphe içinde bırakan bir kurguyla karşıma çıktı. Marina Fisher Ne Saklıyor? ilk sayfalardan itibaren alışılmış suç hikâyelerinin dışına çıkacağını hissettiriyor. Çünkü yazar, okurun yıllardır ezberlediği kalıpları daha en başta ters yüz ediyor. Suçlamanın yönü değişince, ister istemez kendi önyargılarınızı da sorgulamaya başlıyorsunuz. En sevdiğim nokta, olayın yalnızca "kim yaptı?" sorusuna odaklanmaması oldu. Asıl mesele; insanların gördüklerine ne kadar kolay inandığı, güç dengelerinin nasıl değişebildiği ve gerçeğin çoğu zaman ilk bakışta göründüğü gibi olmamasıydı. Her ifade, her tanık ve her yeni bilgiyle fikrim birkaç kez değişti. Tam "artık çözdüm" dediğim anda gelen yeni bir detay bütün taşları yeniden dağıttı. Adam Fawley serisini zaten severek takip ediyorum ama bu kitapta onun kişisel hikâyesinin de ön plana çıkması beni ayrıca etkiledi. Meslek hayatıyla özel yaşamının kesiştiği bölümler, yalnızca bir polisiye okumadığımı hissettirdi. Özellikle sonlara doğru yükselen tempo gerçekten nefes aldırmıyor. Sayfaları "bir bölüm daha" diyerek çevirdim. Cara Hunter'ın gazeteler, mesajlaşmalar, sorgu kayıtları ve farklı belge türleriyle kurduğu anlatımı yine çok başarılıydı. Bu teknik, olayların tam ortasındaymışım hissini güçlendirdi ve hikâyeyi daha da gerçekçi kıldı. Final ise yazarın alametifarikası olan cinsten. Beklenmedik, sarsıcı ve geriye dönüp küçük ipuçlarını tek tek hatırlatan bir sondu. Polisiye ve psikolojik gerilim sevenler için kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap. Önyargılar, manipülasyon, güç ilişkileri ve adalet üzerine düşündüren; sadece katili bulmaya değil, gerçeğin ne olduğuna da odaklanan oldukça başarılı bir romandı. Ben yine Cara Hunter'ın okuru son ana kadar avucunun içinde tutmayı
Marina Fisher Ne Saklıyor?Cara Hunter · Olimpos Yayınları · 202593 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·112 syf.··
2026 8. kitabı
Kitapta, göz metaforu ve bu metafora geçmiş yüzyıllardan günümüze kadar yüklenmiş anlamlar üzerinde duruluyor. Öncelikle göz ile kastedilen kaos oluşmaması için, tıpkı bir bekçi gibi devamlı gözetimde olma eylemidir. Bu devamlı gözetim, öncelikle Tanrı üzerinden anlatılıyor. Doğal hukukun hakim olduğu zamanlarda, çözümlenemeyen vakıalar ilahi kurallara göre açıklanıyordu. Burada da buna benzer bir durum söz konusu aslında. Göz doğaüstü bir güce aittir. Bu doğaüstü güç ise Tanrı’dır. Burada anlatılan göz, Tanrının Gözü olarak ifade ediliyor. Daha sonra değişen egemenlik algısı ile göz metaforu tanrısallıktan uzaklaşıyor. Bu noktada öncelikle otorite kavramı gündeme geliyor. Hukuku hakikat değil, otorite belirler görüşü benimsenmeye başlanıyor. Otorite egemenlik göstergesidir ve emir verme yetkisiyle sağlanır. Özellikle burada Bodin’in görüşü önemli ve kitapta özellikle yer veriliyor. Bodin’e göre, emir verme yetkisi kimdeyse egemen odur ve ancak egemen olan emir verebilir. Buradan da anlaşılacağı üzere artık devamlı gözetim tanrı gibi metafizik bir güçten, daha somut ve fiziki olan egemene geçiyor. Buradaki egemenden kastımız hükümdarlardır. Bu noktada Thomas Hobbes gibi düşünürlerin görüşleri devreye giriyor. Daha sonrasında meydana gelen olaylar sonucunda artan hak, hukuk, insan hakları, eşitlik, adalet vb. kavramların ortaya çıkmasıyla ve bunun devamında verilen mücadeleler sonucunda anayasalar oluşmaya başlıyor. Ve bu anayasalarda temel insan haklarının sınırlanamayacağı, hükümdarın mutlak yetkilerinin kısıtlandığını görüyoruz. Bu da artık devamlı gözetimin hükümdara değil yasalara ait olmaya başladığını gösteriyor. Günümüzde artık göz metaforu yasalar üzerinden varlığını sürdürüyor. Yani artık kişilerin yönetimi yerine, yasaların yönetimi gündeme geliyor. Kısaca
Yasanın GözüMichael Stolleis · Ayrıntı Yayınları · 202131 okunma
Puan vermedi
İngiliz yazar David Szalay’ın 2025 Booker Ödülü’ne layık görülen ve Türkçe baskısı İthaki Yayınları (2026) tarafından yapılan romanı "Beden", modern erkeğin varoluşsal krizlerini, yalnızlığını ve toplumsal normlar karşısındaki sıkışmışlığını "çıplak" bir gerçekçilikle ele alıyor. Kitap, geleneksel başarı öykülerinden ya da derin içsel hesaplaşmalar barındıran klasik kurgulardan çok farklı. Yazar, okuru karakterin zihninden kasıtlı olarak uzak tutarak, her şeyi dışsal eylemler ve fiziksel varlık üzerinden aktarıyor. Romanın merkezinde István adında, son derece sıradan ve yaşamın içinde oradan oraya sürüklenen bir adam yer alıyor. István, hayatta büyük hedefleri olan, azimli biri değil; çoğunlukla başkalarının talepleri ve şans eseri önüne açılan kapılardan geçerek ilerliyor. Roman, onun ergenliğinden yaşlılığına uzanan kronolojik ama fragmanlar halinde sunulan bir ömrü kapsıyor. Hikaye; ordudan ıslahevine, ardından bir iş insanının hayatını kurtarmasıyla değişen kaderinden Londra’nın lüks çevrelerine uzanan bir yükselişi odak noktasına alıyor. İstvan, para ve güç odaklı modern dünyada sınıfsal olarak hızla yükselip aynı hızla dibe vurabiliyor. "Beden" kavramı, karakterin dış dünya ile bağ kurabildiği neredeyse tek araç. István; sevgiyi, yakınlığı, öfkeyi, şiddeti ve tiksintiyi sadece fiziksel dünyada ve cinsellikte bulabiliyor. Bu nedenle anlatı, sert ve yer yer pornografik öğeler barındıran temalar içeriyor. Yazar, bedeni hem ruha ev sahipliği yapan bir kafes hem de modern dünyada kapıları açan bir sermaye olarak konumlandırıyor. István, hiçbir şeyi tutkuyla arzulamamasına rağmen büyük bir güce ve servete erişiyor. Ancak aşk, statü ve zenginlik arasında sıkışıp kaldıkça, bu kontrolsüz güç onu mahvetme noktasına getiriyor. Çevresindekileri de peşinden aşağı çeken,
BedenDavid Szalay · İthaki Yayınları · 2026322 okunma
Puan vermedi
"Bir özür dilememek için kırk takla atanların dünyası... Neden, diye düşündü Ali Nazik. Bir başkasından özür dilemek, hata yaptığını düşündüğünde bir adım atabilmek, birilerine yardım etmek, nazik olabilmek... Bunun nesi kötü olabilirdi?" Bu soru aslında yalnızca Ali Nazik'in değil, hepimizin sorusu. Çünkü günümüzde özür dilemek çoğu zaman bir zayıflık, hata kabul etmek bir yenilgi gibi görülüyor. Oysa Ali Nazik, tam tersine, insanı güçlü yapan şeyin nezaket ve empati olduğunu gösteriyor. Roman boyunca Ali Nazik'in yolu Bela Hüsnü, Çiçek, Aysel, Vefa, Hasan, Hazan, Zamir ve Munis Öğretmen ile kesişiyor. Onları bir araya getiren şey tesadüf değil; her şeye rağmen iyi kalabilmeleri, birbirlerine destek olmaları ve umudu kaybetmemeleri. Bu yönüyle kitap, dostluğun ve dayanışmanın gücünü etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor. "En çabuk kirlenen ellerimiz değil, kalbimiz oluyor. " Kitabın belki de en çarpıcı cümlesi bu. Çocuklara yönelik yazılmış olsa da bu söz yetişkinlerin de üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken bir gerçeği hatırlatıyor. İnsan bazen dış görünüşüne, başarılarına ya da sahip olduklarına önem verirken kalbini ihmal edebiliyor. Kırgınlıklar, önyargılar, bencillikler ve öfke zamanla kalbi kirletebiliyor. Ali Nazik ise okuruna kalbini temiz tutmanın, iyi kalmanın ve vicdanını korumanın önemini anlatıyor. Ali Nazik, nezaketin zayıflık değil güç olduğunu anlatan, dostluğu, umudu ve vicdanı merkeze alan değerli bir çocuk romanı. Çocuklara yalnızca okumalık bir hikâye sunmuyor; hayat boyunca yanlarında taşıyabilecekleri değerleri de kazandırıyor. Modern dünyanın karmaşasında kalbini temiz tutmak isteyen tüm çocuklar ve içindeki çocuğu inceliklerle büyütmek isteyen yetişkinler için…
Ali NazikAnıl Basılı · Timaş İlk Genç · 202655 okunma
Seçkinler Kitap Yorumu
Puan vermedi
Seçkinler'i okurken ilk başta klasik bir üniversite hikâyesi okuyacağımı sanmıştım ama sayfalar ilerledikçe kendimi tamamen farklı bir dünyanın içinde buldum. Güneş'in Gümüş Kuyu'ya gelişiyle başlayan olaylar, Ulukan örgütünün sırları ve Akay ailesinin karanlık yüzü derken kitap beni sürekli "bir bölüm daha" dedirtti. En çok sevdiğim şey kitabın atmosferi oldu. Gizem, ayinler, entrikalar ve psikolojik gerilim çok güzel harmanlanmış. Sürekli bir şeylerin ters gittiğini hissediyorsunuz ve bu merak duygusu kitabın sonuna kadar hiç azalmıyor. Çağın karakteri de ilgimi çeken karakterlerden biriydi. Onu çözmeye çalışırken bir yandan Güneş'le arasındaki çekimi okumak keyifliydi. Keşke ikisinin sahneleri biraz daha fazla olsaydı diye düşündüm. Kitabın dili akıcı olduğu için sayfalar su gibi aktı. Özellikle olayların yavaş yavaş açığa çıkması ve beklemediğim yerlerde gelen ters köşeler okumayı daha da zevkli hale getirdi. Karanlık atmosferi, gizli örgütleri ve gizemli olayları seviyorsanız Seçkinler'e mutlaka bir şans verin. Ben okurken hem gerildim hem de son sayfaya kadar merakımı hiç kaybetmedim. Ayrıca kitabın temposu da oldukça başarılıydı. Her bölümde yeni bir sır ortaya çıkarken, yazar okuru sürekli tahmin yürütmeye zorluyor. Tam "Artık her şeyi çözdüm." dediğiniz anda beklenmedik gelişmeler yaşanıyor ve hikâye bambaşka bir yöne evriliyor. Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri ise karanlık atmosferini baştan sona koruması oldu. Ayinler, gizli örgüt, güç savaşı ve psikolojik baskı unsurları bir araya gelince ortaya sürükleyici bir kurgu çıkmış. Yer yer tüyler ürperten sahneler de bu atmosferi daha etkileyici hâle getiriyor. Karakterler siyah ve beyaz kadar net değil; çoğunun gri yönleri var. Bu da onları daha gerçekçi hissettiriyor. Özellikle Çağın'ın kararları ve
SeçkinlerCan Gözek · Kaktüs Sanat Yayınevi · 20268 okunma