Bir sistemin "irade" iddiasında bulunması, aslında onun kendi meşruiyetini kurmak için kullandığı en büyük tuzaktır. Eğer bir sistem, önyargılarını (yani kendi tarihsel tortularını, kültürel sapmalarını, güç dengelerini) "nesnel gerçeklik" veya "evrensel doğru" olarak paketliyorsa, sunduğu özgürlük sadece kendi sınırları içindeki bir hareket alanıdır. Bu da, özgürlük değil; "seçme şansına sahip olmanın" yarattığı bir konfor yanılsamasıdır.
Felsefe
*Günün Duası* *Allah’ım güçsüzlüğümü ve çaresizliğimi, insanlar nazarında düştüğüm hor ve hakir durumumu sana arz ve şikâyet ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen zor ve sıkıntılı durumlarda olanların, zulüm altında zayıf düşürülmüş olanların Rabbi’sin.Beni kimlerin eline bırakıyorsun...Benim de rabbim ancak Sen’sin.Sen beni zalim bir düşmanın eline düşürmeyecek, onları bana hüküm geçirtecek bir konuma getirmeyeceksin. Ey Rabbim! Benim üzerime çöken bu musibet ve eziyetler, eğer senin bana karşı bir kızgınlığından ve öfkenden dolayı değilse; çektiğim bu sıkıntıya hiç aldırış etmem ve hepsine tahammül ederim. Yine de senden bana gelecek bir sığınmaya çok ihtiyacım var. Hem bu dünyada hem de ahirette, senin o karanlıkları aydınlığa çevirerek nuruna sığınıyorum. Ey Rabbim! Sen hoşnut oluncaya kadar senden af diler, tevbe ve istiğfarda bulunurum. Biliyorum ki; güç ve kuvvet ancak sendedir.” (Efendimiz (s.a.v) 'in Taif duasıdır...*)🌹
Din İslam
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bana yaklaşmaya çalışan herkese bir silah doğrulttum ama inanıyorum ki günün birinde birisi aslında ateş etmeyi bilmediğimi anlayacak
Sonsuza dek süren güç diye bir şey yoktur
Bin şükür sebebi...️
Onu diğerlerinden ayıran, zihninin derinliklerinde yankılanan o sessiz ve vakur duruşuydu. Bir kalabalığın içinde bile kendi dünyasının sınırlarını çizmeyi bilen, dikkatini dağıtan geçici heveslerin uzağında, pusulası daima kendi değerlerinin gösterdiği yöne dönük bir adam... Başkalarının bakışlarında bir av arayanların aksine o, gözlerini sadece anlamak istediği ruhlara değdiriyordu. ​O, hayatı bir vitrin gibi değil bir hakikat arayışı gibi yaşıyordu. Bir kadına duyduğu ilgi yüzeysel bir beğeninin tozlu raflarında tükenmiyor; aksine karakterin hamurundaki o sarsılmaz duruşa, o cesur ve delikanlı yüreğe tutuluyordu. Onun için sevmek bir güzelliği tüketmek değil, o güzelliğin ardındaki karanlığı ve aydınlığı aynı şefkatle kucaklamaktı. Biliyordu ki; sadece yüzeydeki ışıltıya gelenin hayranlığı, güneşin batışıyla ilk karanlıkta sona ererdi. Gerçek bir bağın, hayatın çetin virajlarında bir sığınak olabilmesi için ruhun en kuytu, en çetrefilli köşelerine dokunabilmesi gerekirdi. O, karşısındaki kadının içindeki o karanlık dehlizleri görünce korkup kaçanlardan değil; o karanlığı bir yoldaş, bir gizem, bir parça kabul edip, o gölgeyi kendi ışığıyla onurlandıracak kadar cesurdu. ​Onun sevgisi bir rüzgâr gibi geçici değil, bir kök gibi derinlere inen cinstendi. Onu tanıdıktan sonra hiçbir beklentim olmaksızın kalbimin en derinlerine işlemişti bile. Böyle bir adama sadece hayran olunabilirdi. Bir kadının kalbinin hangi inceliklerle, hangi sözsüz anlaşmalarla huzur bulacağını bilen o kadim bilgeliğe sahipti. Bir sadakat timsaliydi; zihni ve kalbi, kendi değerlerine ters düşen her türlü değersizlikten arınmıştı. Ve sadece o değerleri taşıyan ruhlara sadık kalacak bir iradeyle örülmüştü. ​Ona olan hayranlığım belki de bu dünyanın gürültüsünde bir sükûnet adası bulmuş olmanın
Duygu ve Düşünce
İstediğin kadar güç lü ol ! ne yazıkki kimse bıraktığın gibi kalmıyor çocuk kalmıyor..