İhalarımız sihalarımız var olsun Allahımız Yaratılan için yaratanı unuturken bulduk kendimizi. Zêmhêri @Sm1324 Türkiye’nin İnsansız Hava Araçları Tanır yaratılanı vurur düşmanı Unuttuk kendimizi ve milletimizi Kalkındıralım Yüce Türkün ulu kavmini Dünyanın en büyük adaletsizliğidir İlk önce sevdiklerimizi unuturuz Fakat ne kadar unutsakta Sevdiklerimiz bizi hep hatırlarlar Türk savunma sanayisi, yerli ve milli Ey Yüce Rab göklerin ve yerlerin hakimi Kıldığımız namazlarla ordumuzu sabit kıl İbadetlerimizle bizleri sana yaklaştır Türk ordusunu ateşten koru Namazlarımızla gelelim sana doğru Namaz bizi hayasızlıktan korur Hayasızlıktan korumuyorsa ibadetlerimiz Yapılan ibadetin zararı faydasından çoktur İşte insansız hava araçlarımız Var olsun imanlı ordularımız Sıkça söz ettiriyoruz adımızdan Bütün dünyaya bizi takip ediyor İhalar hedefi on ikiden vuruyor Ya Allah Bismillah Allahu Ekber Ya Rab askerimiz sana secde eder
Şiir
Asil dil zengin dil Belki de asıl dil budur, Kalpten kalbe akan ırmaklar. Gulsum Kuruoglu @gulsumkuruoglu Türkiyeyi gezmeyi düşündüm bu gün Kalpten kalbe dil var tefekkür edip düşün Babam Hilmi Kızılay dedi kalbe akar Nice çaylar nice ırmaklar Oğlum furkan namı diğer kızılay furkan Irmaklar vardır kalpten kalbe akan Annem safiye hanım seslendi Çocuklarım giyin üstlerinizi elbiselerinizi Türkiyede akıyor çaylar ırmaklar Kalpten kalbe akan nice güzel dil var Türkiyededir en güzel nehirler Toplanmış çocuklar gülüyor bebekler Tarihte kurduk nice eşsiz medeniyet Soframızdadır en güzel bereketli lezzet Nehirler nice bereket getirmiş ülkemize Ev sahibi olmuşuz Asurlulara hititlilere Son derece zengindir Anadolu toprakları Öldürür mü hiç insan insanı Seyhan nehri Adanadadır Cana can katışı sessiz ağlayışı vardır Annem safiye hanım geziyordu Seyhan nehrini ceyhunu
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Dolunay Yazıları-7 | Mahurdan Gazel
Gördüm ol meh dûşuna şâl atıp lâhûrdan Gül yanaklar üstüne yaşmak tutunmuş nûrdan Bu beyti ilk duyduğumda kulağıma çok hoş gelmiş ve mutlaka diğer beyitlerini de ezberlemem gerektiğini düşünmüştüm. Sonrasından adının ‘Mahurdan Gazel’ olduğunu defalarca kez görmekle bilecek ve ezberleyecektim. Peki neydi Yahya Kemal’e Paris’te bu mısraları yazdıran? Şairin küçük denilebilecek yaşlarda Paris’e gittiğini burada da muhakkak konuşmuşuzdur. Paris’e giderken her ne kadar Memphis vapuruna binen görevliye Sultan Abdülhamid Han aleyhinde yazılar yazmak istediğini söylese de Paris’te iken kısa sürede Jön Türklerin hareketinin tamamıyla doğru olmadığı kanısına varmış ve onlara yanaşmamıştır. Henüz çocukken sevdiği kadına yazdığı şiirler, milli duyguları içeren mısralarıysa onu Paris’te de yalnız bırakmadı. Mallarmé’nin şiir yazmak isteyen bir öğrencisine Paul Verlaine’in XVIII. yüzyıl Fransızcasıyla kaleme aldığı Fêtes Galantes’ini önermesini işitmesiyle Fêtes Galantes’ten şiirler ezberledi, onlar üzerinde durdu. Burada dikkatimizi vermemiz gereken husus Verlaine’in 1844-1896 yılları arasında yaşarken XVIII. yüzyılın dilini kullanarak şiir yazmasıdır. Yahya Kemal de Verlaine’in şiirlerinden etkilenmiş ve aynı usulü Türk şiirinde göstermek istemiştir. Osmanlı İmparatorluğu ise aynı tarihlerde Lale Devrini yaşamaktadır. Üstelik Osmanlı’daki Lale Devri de Fransa’dan etkilenerek meydana getirilmiştir demek zannımca çok da hatalı olmayacaktır. Zira Paris’e bir anlaşma yapmak maksadıyla gönderilen ve 1721 yılının sonlarına doğru İstanbul’a gelen Yirmisekiz Çelebi Mehmet, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’ya gördüklerini anlatmış ve Sefaratname isimli eserinde de Paris’teki bahçelerden ve saraylardan hayranlıkla bahsetmiştir. Kim bilir belki de Mallarmé’nin de en iyi Fransızca
Anlamıyorum...
İnsanlardaki bu harama bulaşma merakını anlamıyorum. Kendini helaline saklamak varken karşı cinse bu kadar rahat temas edebilmeyi anlamıyorum. İlerdeki eşinin koklanmamış gül olmasını isteyenlerin her çiçekten bal almaya olan bu hevesini anlamıyorum. Sınırlar gayet basit ve netken bu kadar rahat aşılmasını anlamıyorum. Ben bu devri de sözde müslümanları da anlamıyorum.
1000Kitap
747
insanlar çiçeklere benzer cevahir renk renk açar mevsim seçmeden kardelen olur mücadelesine hayran kalırız mimoza olur cemrelere müjde sayarız bu yeter mi sanırsın insana gül deriz adına açınca bağbana bağ gün gelir solar bülbüle dikenli dağ lale devri çocuklarıyız dilimizde şarkılar ah yok mu o ince narin papatyalar seviyor sevmiyor falda ayrılık mı var oysa duamız başımıza taç olsun yar o da olmaz ise şayet bir karanfillik şölenimiz var Cevahir Sevil 📝 19.2.2026 📸15. 2.2026
Pascual Duarte ve Ailesi
Kaleme alınmasının epey ardından 1989'da Nobel Edebiyat Ödülüyle taçlandırılan İspanyol edebiyatının bu güne kadar nasıl rastlaşmamışız dedirten güzide eserlerinden biriyle karşınızdayım. Benim şöyle bir inancım var, gündemim her ne ise yazıp çizip tükettiğim ya da gündem benden bağımsız her ne ise gene yazıp çizip okuyup tükettiğim her şey bir şekilde ilintili oluyor o günün meselesi ile. Pascual Duarte de bugün kullandığım sosyal medya platformlarındaki arkadaşlarımı Musa'nın Kızıldeniz'i gibi ikiye bölen bir konunun öznesi. Kötülük nedir? Pascual fakir, ilgisiz ve sevgiden yoksun şiddet dolu bir ortamda dünyaya gelen bir erkek çocuğu. Daha sonra bu çekirdek aileye eşlik edecek ve daha sonra bir kız kardeş ile -korkunç şeyler yaşadıktan sonra aralarından ayrılacak- bir oğlan kardeşe sahip olacak bir ağabey. Uzun ve nitelikli betimlemeleriyle Pascual'ın evini, köyünü, yaşadığı ve büyümek zorunda kaldığı sevgisiz ortamı gözlerimizin önünde buharı henüz üstünde bir güğümün bir şeyler yenilip içilen öyle ya da böyle pişmiş aşla; aşın yenileceği ve borularından karbonmonoksit sızdıran ve aileyi yavaş yavaş zehirleyen kuzunenin salonuna getiriveriyor bizi Cela. ''Köyde doğal olarak kimi evler güzeldi, kimi evlerse çirkindi; her zaman olduğu gibi de çirkinler çoğunluktaydı.'' Gene de sizlere sunacağım hiçbir alıntı belki onlarcasını alelade açarak kolayca bulabileceğim, Pascual'ın karakterinde sezeceğiniz ikircikli ve tahmin edilebilir bir sonun gene de niçin bu kadar trajik olduğunu açıklamaya yetmeyecektir. Pascual adeta bir kent soylusu gibi düşüncelere dalan günlük hayatın telaşeleri ve hasbelkader geçimlerine yeten baba dayağından ya da sarhoşluğundan ve anne azarı ile sevimsizliğinden zihnini nereye çevirse kötülükler ve zulümler gördüğü ve şeytan diye
Düşünce