Uzakların Şarkısı (Modern Tutiname)
10/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 18:30
'Modern Tutiname ': UZAKLARIN ŞARKISI kitap incelemesi: Yazar: Kaan Murat Yanık Boğaziçi kitap kulübü 'Okur Yazar Buluşmaları' etkinliklerimiz kapsamında görevli olduğum Şiir Müzesi'nde ikinci olarak yazar Kaan Murat'ı Yanık'ı ağırladık. Aslında muhitimizin güzide okullarından bir ilkokulun kitap okuma grubuna bizler de ev sahipliği yapmaya çalışarak yine kardeş kulüp dayanışması yaşamış olduk. Tüm üyelerin, kitap kurtlarının ilgisine sağlık. KONU: Hayatın önceki dönemlerinde acılar yaşamış roman yazma hayali ile yanıp tutuşan bir Bünyamin karakteri var günün birinde Kars'a gider ve uzlet'e çekilir yalnız kalmak ister bu süreçte o yörenin insanları ile kurmuş olduğu ilişkiler sonucunda ilginç olaylarla karşılaşır kitabın seyri asıl buradan sonra başlar. Hint ve Doğu ezgileri motifleri fantastik karakterler hayal ve halüsinasyonlar rüyalar insanı sorgulatır. Gabriel Garcia Marquez’in başlattığı büyülü gerçekçilik akımını yansımalarını fazlasıyla gördüğümüz bu romanda belki yazar için yerli Marquez diyebiliriz. Binbir Gece masalları gibi bir kurgusu var çünkü öte yandan Türk yazarlardan da etkilenmiş Gulyabani ya da evrensel, yazarlar Koku, Yüzyıllık Yalnızlık gibi... Bu noktadan sonra roman karakterimiz Besti Nineyle karşılaşır ve bu noktada sonra roman daha akıcı hale gelir ve ninenin gizemli evinde 260 yaşında bembeyaz tüylü bir papağan çıkar adı Zencefildir. Yaşlı ve bilge bu papağan, büyülü gerçekçiliği kapılarını aralar. Binbir Gece masalları tadında diyebileceğimiz bir dünyanın içine bizi sokar. Papağan Zencefil ve Gül badem karakteri Hindistan Yeni delhi'den İstanbul'a sürgüne giderler. Dolayısıyla 18. yüzyıl Osmanlı'daki Lale devri'ni ve İstanbul'un günlük hayatını insanlarını eserde görürüz.Şarkılara da metaforik göndermeler atıflar yapılır sessiz gemi
Uzakların ŞarkısıKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20234,796 okunma
Puan vermedi·262 syf.·
2026 13. kitabı
Divan Edebiyatın’da gülün yeri;tüm detayları,güzel örneklerle ve arada küçük anekdotlarla anlatılmış bu yüzden Güller Kitabı ismi ama ilerledikçe bununla sınırlı kalmadığını görürüz yazarın. Akademik incelemelerde var tabi alıntılarla daha güçlü bir anlatım oluşturulmuş özellikle beyitlerden verilen güzel örnekler meraklısı için ayrı güzel olacaktır ben üniversite yıllarıma gittim okurken Tabi, sadece gül ile sınırlı kalmamış yazar. Lale,nergis,sümbül,karanfil,çiğdem gibi çiçeklerin de edebiyattaki öneminden nasıl kullanıldığından bahsetmiş. Padişahların,Sadrazamların o dönemdeki önemli şahsiyetlerin de bu çiçekleri nasıl kullandığı ne kadar sevdiği ve hangi sanat (resim vb ) dalında geçtiğinden da bahsetmiş. Dili çok akıcı kitap güzel ilerliyor sıkılmadan beyitler arasında kaybolabilirsiniz. Benim mayıs ayı kitap kulübü kitabımdı o vesile ile okudum. Keyifli okumalar.
Güller KitabıBeşir Ayvazoğlu · Kapı Yayınları · 2021582 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Pascual Duarte ve Ailesi
Puan vermedi·152 syf.·
2026 1. kitabı
Kaleme alınmasının epey ardından 1989'da Nobel Edebiyat Ödülüyle taçlandırılan İspanyol edebiyatının bu güne kadar nasıl rastlaşmamışız dedirten güzide eserlerinden biriyle karşınızdayım. Benim şöyle bir inancım var, gündemim her ne ise yazıp çizip tükettiğim ya da gündem benden bağımsız her ne ise gene yazıp çizip okuyup tükettiğim her şey bir şekilde ilintili oluyor o günün meselesi ile. Pascual Duarte de bugün kullandığım sosyal medya platformlarındaki arkadaşlarımı Musa'nın Kızıldeniz'i gibi ikiye bölen bir konunun öznesi. Kötülük nedir? Pascual fakir, ilgisiz ve sevgiden yoksun şiddet dolu bir ortamda dünyaya gelen bir erkek çocuğu. Daha sonra bu çekirdek aileye eşlik edecek ve daha sonra bir kız kardeş ile -korkunç şeyler yaşadıktan sonra aralarından ayrılacak- bir oğlan kardeşe sahip olacak bir ağabey. Uzun ve nitelikli betimlemeleriyle Pascual'ın evini, köyünü, yaşadığı ve büyümek zorunda kaldığı sevgisiz ortamı gözlerimizin önünde buharı henüz üstünde bir güğümün bir şeyler yenilip içilen öyle ya da böyle pişmiş aşla; aşın yenileceği ve borularından karbonmonoksit sızdıran ve aileyi yavaş yavaş zehirleyen kuzunenin salonuna getiriveriyor bizi Cela. ''Köyde doğal olarak kimi evler güzeldi, kimi evlerse çirkindi; her zaman olduğu gibi de çirkinler çoğunluktaydı.'' Gene de sizlere sunacağım hiçbir alıntı belki onlarcasını alelade açarak kolayca bulabileceğim, Pascual'ın karakterinde sezeceğiniz ikircikli ve tahmin edilebilir bir sonun gene de niçin bu kadar trajik olduğunu açıklamaya yetmeyecektir. Pascual adeta bir kent soylusu gibi düşüncelere dalan günlük hayatın telaşeleri ve hasbelkader geçimlerine yeten baba dayağından ya da sarhoşluğundan ve anne azarı ile sevimsizliğinden zihnini nereye çevirse kötülükler ve zulümler gördüğü ve şeytan diye
Pascual Duarte ve AilesiCamilo Jose Cela · Can Yayınları · 1990665 okunma
Puan vermedi·270 syf.··
2025 164. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2025 10:07
“Yeşil Elmalar” adı ilk kez, Akşam gazetesinde 4 Nisan 1936 tarihli ilanla duyuldu. Tam on dört gün sürmüştü Nazım Hikmet’in “pek yakında neşriyatına başlanacak ilk romanı”nın ilanı. Hatta, dönemin ünlü karikatür ustası Cemal Nadir’in 17 Nisan tarihli “Bay Amca” köşesindeki çizgiler de “Yeşil Elmalar”ı konu almıştı. Tefrika, 18 Nisan 1936 tarihinde göründü Akşam’ın sayfalarında, 73 sayı sürdü ve 30 Haziran 1936’da sonlandı. Aynı yıl İnkilap Kitapevi’nin “Yerli Romanlar” serisinde kitaplaştırılan “Yeşil Elmalar”, farklı yayınevleri tarafından birkaç kez yayınlandı, ama ilgi bulduğu söylenemez. Hatta yazarın böyle bir roman yazdığını bilenlerin sayısı bile pek azdır Türkiye’de. Oysa, çok eğlenceli bir hikayesi var “Yeşil Elmalar”ın. “Yeşil Elmalar”, Pınar yayınevince yapılan 1965 tarihli baskısının Ş.H. imzalı önsözünde şu cümlelerle tanıtılmıştı; “Olayları İstanbul’da ve Yeni Gine’de geçen bu cinayet ve macera romanının İstanbul’da geçen heyecanlı sahnelerinden sonra, romancı bizi sömürge memleketlerin egzotik hayatile yakından temasa getiriyor. Sonsuz bir servete kavuşmak hırsı içinde yanıp tutuşan altın arayıcılarının yerli sömürge halkına karşı giriştikleri ölüm kalım mücadelelerile, Göksel’in kişiliğinde canlandırılan o günün iş adamı, hiç bir ahlak kuralını tanımayan, daha doğrusu ahlak anlayışı menfaat münasebetlerinin dar çerçevesi içine sıkıştırılan iş adamı arasında içten ve gizli bir bağ vardır. Bu özellikleri anlatan sayfalar insana Rönesans devri Avrupasında altın aramak için memleket fethine çıkan maceracı ilk İspanyol “conquistador”larını hatırlatıyor. Türkiye’de –küçük çapta da olsa- kapitalizmin gelişmeğe başladığı yıllarda ortaya çıkan iş adamı tipinin ilk taslağını çizen bu roman çeşidi, ne yazık ki, Nazım Hikmet’ten sonra devam etmemiştir.” Romanın
Edebiyat
Yeşil ElmalarNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 2021719 okunma
Beş Şehir Kitap Tahlili
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2025 09:47
Beş Şehir Ahmet Hamdi Tanpınar Tanpınar Beş Şehir adlı kitabında İstanbul'a madde ve mana olmak üzere iki yönden bakmıştır. MADDE: " Tarih, mimari,peyzaj, ticaret hayatı, yaşam,sanat, şehrin görünümü, İstanbul'dan insan manzaraları, semtlere bakış, eğlence hayatı v.b. " Tarih: Yazar, tarihi kullanarak İstanbul'daki değişimi, insanların değişimini hatta İstanbul ile başka şehirlerle arasında ilişki kurmada kullanmıştır. Örnek: " Birinci Dünya Harbi'nden sonraki Fransız nesrinde hemen on yıl önceki Paris'in hasreti belli başlı bir temadır. İstanbul böyle değişmedi, 1908 ile 1923 arasındaki on beş yıl o eski hüviyetinden tamamıyla çıktı. Meşrutiyet inkılâbı, üç büyük muharebe, birbiri üstüne bir yığın küçük, büyük yangın, malî buhranlar, imparatorluğun tasfiyesi, yüzyıldır eşiğinde başımızı kaşıyarak durdurduğumuz bir medeniyeti nihayet 1923'de olduğu gibi kabullenmemiz onun eski hüviyetini tamamıyla giderdi. " Mimari: İstanbul'un eski halini ve şimdiki halini karşılaştırırken eski mimari ile yeni mimari hakkında bilgi vermektedir. Mimarinin yanında kullanılan eşyalardan da bahsetmiştir. Örnek: " İstanbul'un asıl iç manzarasını şehnişinleri, cumba ve çıkmalarıyla, saçak ve sayvanlarıyla, bir kadife gibi yumuşak çizgileri ve süsleriyle çok renkli olan bu sivil mimari yapardı. " Örnek: " Çocukluğunda, İstanbul'un hemen her evinde, saat başlarında, ' Entarisi ala benziyor' u, yahut ' Üsküdar 'dan geçer iken' çalan masa saatleri vardı." İstanbul'dan İnsan Manzaraları: Yazar, İstanbul'daki sokaklarda insanların yaşamını incelemiştir. Örnek: " Satıcı sesleri bunlardan biriydi. Eski İstanbul mahallelerinde bu sesler bütün bir günü baştanbaşa idare eder, saatlerin rengini verirdi." Eğlence Hayatı: Eski İstanbul ile yaşadığı İstanbul'un eğlence anlayışını karşılaştırmıştır. Örnek: " Şehirde yeni
Beş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar · Dergâh Yayınları · 202414,3bin okunma
Kendi dilini yaratan roman faciası
4/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2025 09:15
Çerezlik bir dönem romanı. Biraz aşk, biraz ihanet üstüne dönemin siyasi olaylarından sos ile servis edilmiş. İşin garip tarafı arka kapağında “Bu romanı benzersiz kılan, kendi dilini yaratmış olması yanında yakın tarihimizin gölgede kalmış pek çok olayına ışık tutarken kurmacayı müthiş bir ustalıkla gerçeklerle yoğurmuş olması.” deniyor. Madem böyle iddialı ve döneme dair bir şey yazacaksınız illa birilerinden görüş almanız gerektiğini bir kere daha ortaya koyuyor bu kitap. Kitabın oluşturduğu yazım hataları ve kurgu hataları için Adam Sanat'a bakacak olursak; Romanın en önemli karakterlerinden, Haliç kıyısındaki bir Rufaî tekkesinin şeyhi olan Yusuf Efendi ve Rufaîlikle ilgili olarak anlatılanları ele almakla başlayalım. Tekkede ayin icra edilen mekânın adı bazen “divanhane” (s.12), bazen de “zikir salonu”dur (s.100). Gerçekte ikisi de değildir. Bütün esma tarikatlarında, yani temel ritüeli zikir, yani Allahın adının tekrarlanması olan tarikatlarda olduğu gibi tevhidhanedir. Divanhane terimi yalnızca yalı, konak gibi büyük konutların selâmlık bölümlerindeki misafirlerin kabul edildiği en büyük oda için kullanılır. “Zikir salonu” hakkında fazla söze gerek yok. Tarikatlar konusuna yabancı biri bile bu topraklardaki kökleri Selçuklu dönemine giden dinî bir kavramın salon gibi o devirde Türkçedeki geçmişi 50 yılı bulmayan Frenkçe bir kelimeyle anılamayacağını tahmin edebilir. Şeyhin “siyah bir külâhı” vardır (s.12). Bir Rufaî şeyhinin başlığı asla bir külâh olamaz. Bir Rufaî şeyhinin başında üst kısmı içi pamuk doldurularak takviye edilmiş bir takke (ki buna Rufaî tâcı denir) vardır. Bunun üzerine de siyah sarık (destar) sarılmıştır. Tarikat terminolojisinde başlığın tamamına da “tac” denir. İllâ başlığa günlük dilde bir karşılık bulunmak isteniyorsa sarık denmelidir;
Kılıç Yarası GibiAhmet Altan · Everest Yayınları · 20252,815 okunma